Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa yazı dizim kapsamında, edebiyatımıza emek veren kalemleri tanımak, onların düşünce dünyalarına yakından bakmak ve edebî birikimlerini okurlarımızla buluşturmak amacıyla söyleşiler gerçekleştiriyorum.
Bu söyleşiler aracılığıyla şair ve yazarlarımızın sanat anlayışlarını, yazma serüvenlerini, edebiyata bakışlarını ve kültürel değerlerimizin yaşatılmasına yönelik düşüncelerini görünür kılmayı önemsiyorum.Her söyleşinin, edebiyatımızın hafızasına küçük de olsa bir katkı sunmasını; kalemlerin, eserlerin ve emeklerin unutulmamasına vesile olmasını diliyorum.
Bu kez konuğum Şair ve Yazar kimliğiyle Sayın Saime Fındıkçı. Kendisiyle şiirin insan hayatındaki yerini, yazarlık yolculuğunu, toplumsal hafızanın edebiyat aracılığıyla korunmasını ve vefa kavramının sanat dünyasındaki anlamını konuştuk.
Keyifli okumalar dilerim.
Sayın Saime Fındıkçı, “Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizimiz kapsamında gerçekleştirdiğimiz söyleşimize hoş geldiniz.

Kendinizi tanıtır mısınız? Saime Fındıkçı kimdir?
1971 yılında Artvin’de doğdum. Altı kardeşiz; bir erkek, beş kızız. İlk, orta ve lise öğrenimimi Hopa’da tamamladım. Üniversite sınavında derece yapmama rağmen başörtüsü yasağı nedeniyle üniversiteye gidemedim. Aynı yılın eylül ayında evlenerek Edremit’e yerleştim. Bir kız, bir erkek olmak üzere iki çocuğum var. İkisi de diş hekimi. Kızım evli ve iki torunum var.
Üniversite hayalimden ise vazgeçmedim. Üç yıl önce, tam 35 yıl aradan sonra yeniden üniversite sınavına girdim ve 40 bininci sırada yer aldım. Hâlen Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyim. Yıllar sonra da olsa eğitim hayalimin peşinden gitmek benim için çok kıymetli.
Edebiyata ilginiz nasıl başladı? Çocukluğunuzdan bugüne sizi yazmaya yönlendiren süreci anlatır mısınız?
İlkokul öğretmenim merhum Orhan Erdoğan’ın edebiyata yönelmemde büyük payı olduğunu söylesem yanılmış olmam. Bize kitap okumayı çok sevdirdi. Ben de o yıllarda çok kitap okudum. Hatta dönemin şartları düşünüldüğünde, bazen imkânsızı başardığımızı söyleyebilirim. Kemalettin Tuğcu’nun, Agatha Christie’nin, Barbara Cartland’ın ve Kerime Nadir’in kitaplarını bulup okuyor, eserlerinin bütün serilerini takip ediyordum.
Liseye geldiğimde yazmaya başladım. İlk 8’lik şiir denemelerim lisede oldu. Kompozisyon yarışmalarına katıldım ve birçok birincilik kazandım. Günlük de tutmaya başlamıştım. Ancak okul bittikten sonra evlenmem ve çocuklarımın dünyaya gelmesiyle kitap okumayı hiç bırakmasam da yazmaya yeterince vakit ayıramadım.
Bu durum 2004 yılına kadar devam etti. Çevre Bakanlığının düzenlediği bir öykü yarışmasında ikinci oldum. Bu başarı, yeniden yazmaya başlamama vesile oldu. Küçük öyküler, hikâyeler ve şiirler kaleme almaya başladım.Beş yıl önce katıldığım bir şiir yarışmasında ise birincilik kazandım. Ödül olarak şiirim, fon müziği eşliğinde seslendirilerek video hâline getirildi ve sosyal medyada paylaşıldı. Asıl hikâyem işte o zaman başladı.
Şiir, öykü ve roman yazıyorsunuz. Kendinizi bu türlerden hangisine daha yakın hissediyorsunuz?
Şiir, hep şiir…
İlk şiir kitabınız Mülteci Gönlüm nasıl ortaya çıktı? Kitabın adının sizin için özel bir anlamı var mı?
Sözünü ettiğim şiir yarışmasından sonra şiir yazma yeteneğimi fark ettim. Sürekli yazmaya başladım. Buna ilham mı dersiniz, başka bir şey mi bilmiyorum; gece gündüz kelimeler dökülüyordu kalemimden.
Şiirlerim özellikle sosyal medyada çok beğeniliyor, radyolarda okunuyordu. Bu süreçte bir yayınevi benimle iletişime geçti. Şiirlerimin çok güzel olduğunu ve geniş kitlelere ulaştığını söyleyerek bu ilgiden yararlanıp bir şiir kitabı çıkarmayı teklif ettiler. Ben de büyük bir heyecanla kabul ettim. Kendimi, hayal bile etmediğim bir olayın ortasında buldum.
O günlerde,“Mülteci bir gönlüm var, kovuldum kapından…”dizeleriyle başlayan şiirim oldukça meşhur olmuştu. On kişi tarafından seslendirilmiş, şiir için klipler hazırlanmıştı. Bu şiir beni anlatıyordu. Kitabıma bu nedenle Mülteci Gönlüm adını verdim.
Edremit’ten Bir Tren Geçti adlı romanınızın hikâyesini ve yazım sürecini anlatır mısınız?
Bu, gerçek bir hikâye. Gazeteci bir büyüğüm benden bu hikâyeyi yazmamı istedi. Elinde trenle ilgili gerçek bilgi ve belgeler vardı. Bunlardan yararlanarak gerçek bir hikâyeyi anlatan roman yazmamı istedi. Ben de o bilgi ve belgeleri okudum, araştırdım ve yazmaya başladım. Gerçek olaylara dayanan tarihî bir roman yazmak aslında zor bir iş. Hem kurguyu devam ettirmek hem de tarihî süreci gerçeklikten uzaklaşmadan anlatmak dikkat ve çaba gerektiriyor. Roman çok uzun olmamasına rağmen tamamlamam iki buçuk yılımı aldı.
Şiir yazarken daha çok kendi duygularınızdan mı, gözlemlerinizden mi, yoksa yaşadığınız olaylardan mı besleniyorsunuz?
Belki de hepsinden besleniyorum. Allah vergisi bir empati duygum var ve çok gelişmiş. Olayları içselleştirme duygum da oldukça yüksek. Bir de yaşadıklarım, yaşayamadıklarım, hayallerim ve hayal kırıklıklarım eklenince şiirlerim ortaya çıkıyor.
Yazmak dışında ilgi duyduğunuz hobileriniz ve keyif aldığınız uğraşlar nelerdir?
İlgi duyduğum o kadar çok şey var ki… Belki yazı hayatım olmasaydı iyi bir aşçı, ekmekçi ya da herbalist olurdum.Yıllarca el işi yaptım. İğne oyası, tel kırma, Maraş işi ve etamin çalışmalarından para kazandım. Yaklaşık yirmi yıl boyunca sipariş üzerine tarhana, erişte ve baklava yaptım.
Şimdi de kendi ürettiğim mayayla ekmeğimi kendim yapıyorum. Sirke, turşu, salça, reçel, pestil ve benzeri pek çok ürünü kendim hazırlıyorum. Bütün bu uğraşlar arasında özellikle ekmek yapmayı çok seviyorum.
Okumaktan hoşlandığınız yazarlar ve şairler kimlerdir? Edebî dünyanızı etkileyen isimler oldu mu?
Daha önce bahsettiğim yazarları okumayı çok severdim. Lise yıllarımda örtünüp İslami bir çizgide yaşamaya başladıktan sonra Ahmet Günbay Yıldız, Şule Yüksel Şenler, Emine Şenlikoğlu, Seyyid Kutub ve M. Raif Cilasun en sevdiğim yazarlar arasında yer aldı. Şimdi Nurullah Genç’in hayranıyım. Onun eserleri benim için en büyük rehberlerden biri. Nazan Bekiroğlu’nun kalemini çok severim. Romanlarını sık sık okuyorum. Yabancı yazarlardan ise Debbie Macomber en sevdiğim yazardır. Onun bütün romanlarını okudum.
Şiirlerinizin sosyal medyada geniş kitlelere ulaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sosyal medya, edebiyatın okurla buluşmasını sizce nasıl etkiliyor?
Şiirlerim, herkesin kendinden bir şey bulabildiği, gerçek hikâyelerin samimi bir dille anlatıldığı satırlardan oluşuyor. Sanırım bu nedenle çok sevildiler. Onlarca kişiden şu cümleyi duydum: “Hocam, bu şiir tam da beni anlatıyor. Sanki benim duygularımı biliyormuşsunuz da öyle yazmışsınız.” İletişim çağında yaşıyoruz ve sosyal medya, en çok kullanılan, en fazla vakit geçirilen iletişim mecralarından biri. Dolayısıyla bu imkândan yararlanmak zorundayız. Nitekim okurlarımızın çoğuyla sosyal medya aracılığıyla tanıştık. İnsanların kendilerine yakın hissettikleri kişilerle yolları bu mecrada kesişebiliyor. Sosyal medya olmasaydı tanınırlığımız çok daha sınırlı olurdu. Belki de yalnızca yerel ölçekte bilinen yazarlar olarak kalırdık.
Romanınızda geçmişin izlerini ve bölgenin kültürel hafızasını ele alıyorsunuz. Sizce edebiyat, unutulmaya yüz tutmuş tarihî ve kültürel değerleri yaşatmakta nasıl bir rol üstleniyor?
Edebiyatın bu sorumluluğu üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yalnızca kendi duygu ve düşüncelerimizi, hayallerimizi yazmakla yetinmemeliyiz. Yaşadığımız toplumun değerlerini, dertlerini, acılarını ve sevinçlerini de yazmalıyız. Toplumsal hafıza ancak böyle oluşur. Edebiyatçılara bu konuda çok iş düşüyor.
Örneğin 6 Şubat depremleri… Televizyon ekranlarında ve dijital dünyada bu felakete ilişkin binlerce kayıt bulunabilir. Ancak depremi ve yaşanan acıları anlatan bir şiir, insanın yüreğine daha çok hitap edebilir ve daha kalıcı olabilir. Edebiyat, özellikle de şiir, yıllar sonrasına yalnızca görüntüleri değil, yaşanan olayların duygusunu da taşır.
Bir sosyolog olarak toplumun değişimini anlamaya çalışırken edebiyatın da önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Sizce günümüz insanının en belirgin duygusal ve toplumsal sorunları nelerdir?
Bence günümüz insanının en önemli sorunlarından biri bireysel yaşamın ön plana çıkması. Oysa insan, toplumsal yaşamaya programlanmış bir varlık. Birbirimize muhtaç olarak yaratılmışız. Ancak fıtratımızın dışına çıkarak yaşamaya başladık. Böyle olunca daha bencil, daha az duyarlı ve daha az duygulu insanlara dönüştük.
Kendi değerlerimizden ve kültürümüzden uzaklaştık. Oysa değerlerimiz ve kültürümüz, toplumsal birer birey olarak yaşamamızı destekliyor. Bayramlarımız, komşuluğumuz, imecemiz; düğün, doğum ve cenaze gibi özel anlarımız birlikte yaşandığında anlam kazanıyor. Bunlar insanın iç dünyasını besleyen, kişiliğini oluşturan ve bireyi güçlendiren kültürel kodlarımız. Bu değerlerden uzak kalan birey, mutsuz ve duygusal açıdan yoksun bir insana dönüşebiliyor.
Şiirlerinizde bireysel duyguların yanında toplumsal acılara da yer veriyorsunuz. Bir şairin toplumsal sorunlar karşısında sorumluluğu olduğuna inanıyor musunuz?
Elbette buna borçluyuz diye de düşünüyorum. Herkes bu fikrine katılmaz belki ama ben eğer diğer insanlardan farklı olarak Allah bize bu yeteneği verdiyse o sorumluluğu da almamız gerektiğini savunanlardanım. Gazze’de olanları şehitlerimizi, bayrağımızı yazmayacaksak, depremdeki acıyı kayıplarımızı dile getirmeyeceksek o yeteneğin bir anlamı yoktur benim açımdan…Salt aşk ayrılık hüzün satırları bir yere kadar. İnsan bir bütündür ,yaşadığı toplumdan kopmamalıdır. Sel de vatandaşlarımız kayıpken yada ormanlarımız yanarken bir kalem ehli kayıtsız kalamaz bence.
Pinhan Kültür Sanat Derneği Balıkesir temsilciliği ve Artvin Aksu Derneği üyeliğiniz kapsamında yürüttüğünüz çalışmalar nelerdir? Kültür ve sanat faaliyetlerinin toplumsal dayanışmaya katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aksu uzun yıllardır faaliyet gösteren yöresel kimlik ve değerleri öncelik sayan bir dernek. Özellikle Artvin ve Artvinlilerin çok yaşadığı Bursa’da merkezi ve çalışmaları olan derneğimiz, şiir antolojisi, şiir geceleri, şiir yarışmaları, tiyatro gösterileri düzenleyen yerel ozan şair ve yazarların tanıtım ve tanışmalarına vesile olan bir dernek.
Pinhan derneğimiz bu ay 1.yılını kutladığımız, çok değerli yazar şair ve sanatçıların bulunduğu çok büyük hedefleri olan özel bir dernek. Bir yıl içinde yapılanlar göz önünü alınırsa önümüzdeki yıllarda adından çok söz ettireceğini yürekten inanıyorum. Sayısız şiir gecesi, dost sohbet ve kültürel geziler, fuarlar, kitap basımı, müzik, tiyatro, vb. çok dalda eser veren ve üyelerini bu konuda destekleyen bir dernek.
Dernekler, tanışma dayanışma kaynaşma adına çok özel misyonu olan oluşumlar. Özellikle ortak ilgi alanı olan kişileri bir araya getirmesi bir çatıda toplaması zor anlarında birbirine destek vermesi çok ulvi bir görev bence .Ayrıca yeni dostlukların arkadaşlıklar kurulması açısından yazarların kültürel faaliyetlerden haberdar olmaları için de çok etkili bir birliktelik.
İkinci şiir kitabınızın hazırlık aşamasında olduğunu belirtmiştiniz. Yeni kitabınız ve üzerinde çalıştığınız diğer projeler hakkında bilgi verir misiniz?
2. şiir kitabımın şiirleri hazır. Hem milli manevi toplumsal şiirler hem de duygusal aşk şiirleri olacak iki ayrı bölüm halinde.
Ayrıca ikinci Romanıma da başladım. O da gerçek bir hikaye. Biraz biyografik bir roman olacak. Buram buram Anadolu Kadınını anlatan bir roman olacak inşaallah. Yurt içindeki kitap fuarlarına imza günlerine katılıyorum. Ayrıca Filistin aktivisti olarak Filistin ile ilgili programlara gitmeye çalışıyorum. Yeşilay dernek üyesiyim. Onunla ilgili faaliyetler düzenliyoruz.
Son olarak, “Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” dizimiz kapsamında sormak isterim: Vefa sizin için ne ifade ediyor? Edebiyata emek veren insanların ve eserlerinin hatırlanması sizce neden önemlidir?
Bu bir tevafuk mu bilmiyorum ama benim bir adım da Vefa…İsim olarak değil ama karakter olarak. Ben bir insanda olması gereken en önemli duygunun vasfın vefa olması gerektiğine inanan savunan biriyim. Eğer bir insan vefalıysa insandır. Çünkü vefa içinde ;dostluğu sevgiyi saygıyı aşkı samimiyeti hatırlamayı anıları dürüstlüğü barındıran yegane duygudur. Vefası olmayan insandan uzak durulmalı. Hayatımdan çıkardığım tek insan vefasızlardır. Vefası olmayanın sefası dostluğu da olmaz diyenlerdenim. Bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim. Edebiyatımız adına şiir roman adına yazarlar şairler adına yaptığımız tüm güzel çalışmalarda başarılar kolaylıklar dilerim.
Teşekkür eder, başarılarınızın devamını dilerim.
Saime Fındıkçı ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, edebiyatın yalnızca bireysel duyguların ifadesi olmadığını; toplumsal hafızayı koruyan, kültürel değerleri geleceğe taşıyan ve insanın ortak acılarına, sevinçlerine ses olan güçlü bir anlatım alanı olduğunu bir kez daha gördük. Şiire duyduğu bağlılık, toplumsal meselelere yaklaşımı ve edebiyatın sorumluluğuna ilişkin düşünceleriyle söyleşimize değer kattı.
Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa yazı dizim kapsamında amacım; edebiyatımıza emek veren şair ve yazarlarımızın sesini daha geniş kitlelere ulaştırmak, eserlerini tanıtmak ve kültür hayatımıza sundukları katkıları görünür kılmaktır. Çünkü inanıyorum ki edebiyata gösterilen vefa, yalnızca geçmişi hatırlamak değil, geleceğin kültürel hafızasını da inşa etmektir.
Değerli katkıları ve içten cevapları için Saime Fındıkçı’ya teşekkür ediyor; edebiyat yolculuğunda başarılarının devamını diliyorum.
ALIN YAZIM
Ne baharım oldun ,ne yazım.
Ben sende hep güzüm ,ayazım.
Donmuş sevda rüzgarı
Yüzümü gönlümü yaladı geçti
Meğer çöl olmakmış yüreğim
Benim alın yazım.
Ne şiirim oldun, ne yazım ..
Bende olmayan seni
Benn nasıl yazayım ?
Gönlüme yazılmamışsın
Anlıma yazılmışsan ne çıkar..
Ne gülüm oldun, ne dikenim
Sayki gönlünden değil
Yoldan gelip geçenim
Kara sevdama hasret ekenim
Gönlümdeki sevdayı gelip derenim .
Ne benim oldun ne elin .
Bu nasıl sevmek ey sevdam
Ya gel taht kur gönlüme
Ya git unutmak olsun hep kaderim..
Saime Fındıkçı












