Son yıllarda sosyal medyada bir “Angara Bebesi” rüzgârı esiyor ki sormayın gitsin. İki kelamından biri “la”, diğeri “gardaş” olan gençler, ellerinde telefonlarla Atakule’nin önünde, Kuğulu Park’ta veya Sincan Harikalar Diyarı’nda video çekme yarışına girdiler.
Peki, gerçekten “Ankara Bebesi” olmak sadece dik dik bakıp, tespih sallayıp, kelimelerin sonundaki harfleri yutmak mıdır? Hani nerede kaldı o eski Ankara efendiliği, o ağırbaşlılık, o garibana kucak açan delikanlılık?
Geçen gün parkta oturuyorum, iki tane genç geçmiş karşıma, telefonu sabitlemişler, birbirlerine bağırıyorlar: “La oğlum bak, Sincan çocuğuyuz her masada varız!” Dedim “Gardaşım bir durun hele, neyi paylaşıyonuz?” Meğer sosyal medyaya video yüklüyorlarmış.
Gerçek Ankaralı, havasını cakasını internette satmaz; darda kalan adamın elinden tutar, pazarda teyzemin poşetini taşır, dolmuşta yaşlıya yer verir. Ankara’nın delikanlılığı ekrandan değil, yürekten gelir canlar. Klavyeden “Angara bebesiyiz” yazmak kolay; önemli olan bu şehrin o vakur, o efendi ruhunu sokakta yaşatabilmektir.













