Şehir dışından gelen misafirlerin en çok şaşırdığı şeylerden biri, Ankaralıların mesafe ve zaman algısıdır. Eğer telefonda görüştüğün bir Ankaralı sana “Hemen geliyom gardaş, valla beş dakikaya ordayım, yoldayım” diyorsa, bilinçli bir tüketici olarak şunu bilmelisin: O kişi henüz evden çıkmamıştır, hatta muhtemelen çorabının tekini arıyordur.
Hele bir de araya AŞTİ (Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali) trafiği, Eskişehir Yolu yoğunluğu veya protokol yolu girdi mi, o beş dakika otomatik olarak kırk beş dakikaya evrilir. AŞTİ denince de akla tabii ki Ankara’nın o efsanevi taksicileri gelir. AŞTİ’nin önünden taksiye bindiğin an, sadece bir ulaşım hizmeti satın almazsın; aynı zamanda 15 dakikalık yoğunlaştırılmış bir hayat felsefesi ve dünya gündemi seansına kaydolursun.
Taksici abimiz kont kontağı çevirdiği an başlar: “Görüyorsun de mi gardaş, hayat çok hızlandı. İnsanlarda hiç sabır kalmadı.” Arkasından memleket meselelerinden girer, küresel ekonomiden çıkar, en son Şampiyonlar Ligi’ndeki takımların taktik analizleriyle finali yapar. Sen daha dediklerini sindiremeden, kırmızı ışıkta öyle bir kalkış yapar ki, uzay mekiği yanında yavaş kalır.
Ankara’da bir yere gecikmek asla büyük bir ayıp sayılmaz. Çünkü herkes bilir ki o sırada ya tünelde sinyal çekmiyordur, ya Kızılay kavşağında beklenmedik bir otobüs kuyruğu vardır ya da alt geçitte bir su birikintisi trafiği kilitlenmiştir. Biz birbirimizin gecikmelerini de, “İki dakikaya oradayım” yalanlarını da tatlı bir tebessümle affederiz.













