Ankara metrosunda yürüyen merdivene adım attığın an, aslında sıradan bir toplu taşıma aracına değil, doğrudan doğruya bir sosyolojik deneyin ortasına iniş yaparsın.
Şehrin altındaki o devasa tünellerde, her sabah ve her akşam tekrarlanan gizli bir kural kitabı vardır. Bu kural kitabının en birinci ve değişmez maddesi şudur: “Sağda duracaksın, soldan akan trafiği kesmeyeceksin!”
Sağ tarafa dizilenler genelde günün yorgunluğunu sırtında taşıyan, “Aman gardaşım bana dokunmayın, ben kendi halimde süzüleyim” diyen sabır abideleridir. Fakat sol şeride geçtiğin an işler değişir. Soldan yukarı ya da aşağı doğru yardıranlar, sanki birazdan dünyayı kurtarma operasyonuna yetişecekmişçesine tempolu adımlarla ilerler. İşte tam bu esnada, sol şeritte durup etrafı izleyen acemi bir yolcu belirdi mi, görünmez alarm sirenleri çalmaya başlar.
Arradan beliren, elinde evrak çantası veya sırt çantasıyla adeta bir Formula 1 aracı gibi hızlanmış olan dayı, o meşhur cümleyi kurar: “Gardaşım bi müsaade et de geçek ya, tren kalkıyo!” İşin ilginç yanı, o dayının acelesi genelde bir çay ocağında oturup dostlarla sohbet etmektir ama o anki hızı ve kararlılığı saatte 40 kilometreye ulaşır.
Sağ tarafa nizami tek sıra halinde dizilemeyenlere atılan o “Ankara bakışı” var ya; bak yemin ediyorum, dünyaca ünlü fizik profesörleri gelse o bakıştaki gerilimi ve potansiyel enerjiyi formüle edemez. O bakışta sitem vardır, o bakışta “Burada bir düzen var beyim, düzeni bozma” mesajı vardır. Kızılay aktarma istasyonundaki o yürüyen merdivenler, bu şehrin hız haritasıdır. Sol şeridi kapatmak, Ankara metrosunda sadece bir kural ihlali değil, toplumsal bir uzlaşıya ve kent kültürüne ihanettir. O yüzden canlar, ayağınızı denk alın; sağda süzülün, solda yardırın ama akan trafiği asla kesmeyin!













