Lise yıllarındaki edebiyat tutkusunu grafik eğitimiyle harmanlayarak tek bir kareye koca bir duygu dünyası sığdıran illüstratör Eren Boz; dijital alanda @erenbous adıyla geniş bir kitleye ulaşan üretkenliğini ve sanatçı kimliğini anlattı. İlkel çizgilerin sadeliğini kelimelerin gücüyle buluşturan sanatçı; hızlı tüketim çağında özgün kalmanın sancılarını, izleyiciyle kurduğu o kuvvetli kolektif bağı ve mizahı hayata karşı bir zırh gibi kullanma felsefesini tüm samimiyetiyle paylaştı.
Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Eren Boz kimdir?
Lise yıllarından beri güzel bir roman yazma hayaliyle yazım işini anlamaya çalışan biriyim. Resim çizme işi ise beş altı yaşlarımdan beri hayatımda olan bir şey olduğu için oraya yönelmek daha cazip geldi ve Anadolu Üniversitesi’nde Grafik bölümünü bitirdim. Daha sonrasında çocuk kitapları yazmaya niyetlenip yarı yoldan döndüm. Bir süre dövmecilik yaptıktan sonra ise yazma ve çizme eylemini birleştirme denemelerimin sonunda şimdiki tarzımı keşfettim. Yaklaşık yedi yıldır içerik üretmekte, bir yandan da baskılarını satabileceğim posterler çizmekteyim.

Edebiyat ve çizimi bir araya getirip tek bir karede koca bir hikâye anlatıyorsun. Bu iki disiplin senin dünyanda ilk ne zaman ve nasıl evlendi?
Üniversite yıllarımın başında, Facebook kullandığımız zamanlarda birinin kapak fotoğrafında bir çizim görmüştüm. Hiç ama hiç özenilmemiş bir resimdi. Bir çocuk çizmiş gibiydi ve ev, çiçekler, uçan bir balık ve güneşten oluşan bir kompozisyonun ortasında “bu resmimde sevgiyi, kardeşliği anlatmak istedim” yazıyordu. Epey hoşuma gitti bu basit, özenilmemiş, özgürce çocuksu, ilkel çizme fikri. Çünkü anlatmak istediğim hikayeler ve ifade etmek istediğim düşüncelerim vardı ve uzun saatler süren çizimler yapmaya pek sabrım yoktu. Bu “özenilmemiş” tarz, hızla akıp geçen düşüncelerim için biçilmiş kaftandı. Böylece, mantık evliliği yaptılar.
Bir görsel paylaşmadan önce o fikir zihninde nasıl pişiyor? Önce kelimeler mi geliyor, yoksa çizgi mi zihninde beliriyor?

Çoğunlukla kelimeler geliyor. Bu bazen bir süredir üzerinde düşündüğüm bir konu hakkında oluyor, bazen aklımda geçmişten biriyle konuşurken, tartışırken ortaya çıkan bir söylem oluyor ya da bazenleri hiçbir yerden, durduk yere geliveriyor. “Ne düşünüyordum da aklıma bu fikir geldi şimdi?” dediğim zamanlar az değil. Bazen de biriyle sohbet ederken güzel bir şey söylersem çaktırmadan not alıyorum. Sonraki aşamada çizim geliyor. Önce çizdiğim sonra yazdığım zamanlar da oluyor ama genelde içime sinmiyorlar.
İllüstrasyonlarında hem edebiyatın ağırlığı hem de mizahın hafifliği/hafifleticiliği var. Bu dengeyi korumak, üretirken seni zorluyor mu?
Ben kendim gibi şeyler çiziyorum. Olduğumdan farklı bir şeyi hayal etmediğim için, fazladan çaba sarf etmeme gerek kalmıyor ve yorulmuyorum sanırım. Üretirken değil de olurken yoruluyorum yeterince. Hayatın ağırlığını mizahla hafifletmek bir sanatçı olarak değil, bir insan olarak zırhım.

Sanatsal üretim sürecinde sana en çok ilham veren; “Tamam, ben bunu kesin çizmeli/yazmalıyım” dedirten ana motivasyon nedir?
İlk başladığım zamanlarda bana bir bilgi vermesindense beni başka soru işaretleriyle bırakan düşünceleri seviyor ve bunları çiziyordum. Hani okuduktan sonra birkaç saniye boşluğa bakmanıza sebep olan düşünceler, uzağa bakma isteği uyandıranlar. Ama daha sonra çok fazla insan takip ettikçe, kendi meramımı bırakıp onların hislerine daha fazla odaklanır oldum. Bir şey okuyorum ve “evet, bu cümle insanlara iyi gelebilir,” deyip onu çiziyorum. Hep değil ama çoğunlukla böyle artık. Soru işaretlerini özlediğim zamanlar oluyor, yazıyorum ama çizmiyorum. Bazen de motivasyonumu unutuyorum. Ülke gündemi, kendi gündemimi gölgede bırakıyor.
Sosyal medya içeriği üretmek ile “sanat üretmek” arasında ince bir çizgi var. Algoritmaların hızlı tüketim baskısı altında kendi özgün çizgini korumayı nasıl başarıyorsun?
Korumuyorum aslında. Sanat ürettiğimi hissettiğim çizimler ayrı, içerik olması için ürettiklerim ayrı. Hızlıca tüketilebilecek çizimlerim daha özenilmemiş, daha ilkel çizimler. Edebi derinliği az, gün arasında ufak bir serotonin molası. Sanatsal hissiyatı yüksek olan çizimleri geceye doğru paylaşmak hoşuma gidiyor. Uyumadan önceki huşu içinde olma hâlini bekliyorum. Dünya daha sessiz, reels kaydırmaktan yorulmuş insanlar, güzel bir cümle okuyup uykularına dalacaklar. En sevdiğim vakitler, nehirden su içen ceylanlar gibi savunmasız herkes.

Çizimlerinin altına gelen yorumlarda seni en çok şaşırtan veya “İşte anlatmak istediğim tam olarak buydu” dedirten nasıl geri bildirimler alıyorsun?
“Daha iyi ifade edilemezdi” yorumu en sevdiğim olabilir ama her seferinde içimden “yoo daha iyi ifade edilebilirdi bence” diye muhalefet etmeden de duramıyorum. Ama yine de bu kolektif bilinç uyumundan hoşnut olmamak mümkün değil. Hiç olmayan şeyler yaratmıyorum, hepimizin gözünün önünde duran şeyleri belirgin hale getiriyorum sadece. Ne kadar çok kişi “aa evet bunu ben de düşünmüştüm” derse, kendimi o kadar çok kolektif bilince dahil hissediyorum. İnsanlarla birlik duygumu pekiştiriyor. Düşündüğümüzden daha çok benziyoruz birbirimize.
@erenbous hesabı ilk açıldığındaki Eren ile bugünkü Eren arasında dijital dünyanın sunduğu imkânlar ve getirdiği yükler açısından nasıl bir fark var?
İlk zamanlarda daha özgürdüm sanırım. Çok geniş bir kitleye hitap etmiyor olmanın rahatlığı vardı. Aklıma gelen fikir yeterince iyi olmasa bile, kendi aramızda gülüyor eğleniyor gibiydik. O zamanlar aklıma fikir yağıyordu, hangisini çizeceğimi şaşırıyordum, hatta çok üretmeyeyim de insanların kafasını ütülemeyeyim diye düşünüyordum. Şimdilerde bu his azaldı. İnce eleyip sık dokumaya başladım. Fikirlerimin birçoğunu eliyorum artık ve sanırım daha iyi oldu bu. Yapay zekayla birlikte artan bir içerik çöplüğü var ve azın özlüğü daha belirgin. Algoritmayla çatışma halindeyiz. Yeterince üretmeyince algoritmanın gözünden düşüyorsunuz, sizi öne çıkarmayı bırakıyor. Ama çok üretip sığlaşmak algoritmanın gözünden düşmekten daha beter.

Türkiye’de mizah ve çizim, geçmişten beri hep bir eleştiri ve “nefes alma” aracı oldu. Sen günümüz Türkiye’sinde genç bir sanatçı olarak üretmeyi nasıl tanımlarsın?
Benim için de nefes alma aracı diyebilirim. Siyasi gündem yoğunlaştığında içimde biriken gürültüyü azaltabilmek adına çizime ve birkaç cümleye indirgemeye çalışıyorum. Bunun iyi bir yöntem olup olmadığından emin değilim artık. Sosyal medyanın “insanların gazını alıp içlerindeki öfkeyi dindirmesi” şüphesini bazen haklı buluyorum. Ve “acaba ben de buna yardım ve yataklık mı ediyorum?” diye düşünmeden edemiyorum. Bazı öfkelerin dinmemesi lazım.
Bazen tek bir çizgi veya alt metin, uzun uzun yazılmış metinlerden çok daha güçlü bir etki yaratabiliyor. Çizginin bu “sessiz ama güçlü” muhalefeti/duruşu hakkında ne düşünüyorsun?
İşimi doğru yapabildiğim zamanlarda, birkaç çizgiyi doğru kullanabilirsem eğer ve biraz da şanslıysam, evet, gerçekten uzun uzun yazmaktan daha etkili olabiliyor. Böyle olduğu zamanlarda ben de şaşırıyorum açıkçası. Çizdiğim şey, düşündüğümden daha büyük bir şeye dönüşüyor. Bunun sebebi belki de, üretilen sanatın sadece sanatçıyla değil, o sanatı takip eden insanlarla kurulan iletişimle, bağla ilgili olmasından kaynaklanmasıdır. Bazen tam olarak söyleyememiş olsam bile, insanlar sen söyleyemedin ama biz anladık diyorlar. Sanatçıyla onu takip eden insanlar arasında bir bağ var ve asıl sanat bu bağ sanırım.

Dijital ekranların ötesinde, erenbous çizimlerini veya hikâyelerini fiziki bir kitapta yayınladığını biliyorum. Başka bir kitap ya da sergi planın var mı? Yakın gelecek planlarında neler var?
Sergiyle uğraşmak hiç istemiyorum, çok zahmetli bir şey bence. Belki bir gün birinin zorlamasıyla yaparım ama yakın zamanda olacağını sanmıyorum. Ama kitap fikirlerim var, romanlar, çizgi romanlar var aklımda. Fiziksel çabam düşünsel çabamdan daha az olduğu için hiçbirini gerçek anlamda yapmaya başlayamadım. Gerçi birini 70-80 sayfa yazdım ama istediğim gibi olduğunu hissedemedim. “İlk yazacağın kitap o kadar da iyi olmayacak” diye rahatlatıyorum içimdeki mükemmeliyetçi tarafı, ama nafile. O kadar da iyi olmasını istiyorum, geç olsun güç olsun umrumda değil. Hazır olunca kendiliğinden çıkacaktır, aceleye gerek yok bence. Onlardan önce belki birkaç tane çocuk kitabı yapabilirim diye düşünmeye başladım. Çocukların en sevdiği masalı yazma düşüncesi beni heyecanlandırıyor, umarım mükemmelliyetçiliği bir kenara bırakabilirim.
Kendi sesini, rengini bulmaya çalışan genç çizerlere veya içerik üreticilerine “keşke biri bana baştan söyleseydi” dediğin tek bir tavsiye verecek olsan bu ne olurdu?
Benim kendi sesimi bulma yolculuğumun tam olarak hangi anda başladığını hatırlıyorum. Üniversitedeyken ödev yetiştirmek için bilgisayar laboratuvarındaydım. Her zamanki gibi ödevi son güne bırakmıştım ve diğer insanların neler yaptıklarına bakarak ne yapacağımı kestirmeye çalışıyor ama bulamıyordum. Sonra birden dank etti. “Başkalarının nasıl yaptığını merak etmeyi bırakıp ben olsam nasıl yapardım?” diye düşünmeye başladığım anda ödevi yetiştirebilmiştim. Yaratmanın matematiksel bir formülü yok. En doğrusu diye bir şey yok. Yapamıyorum demek anlamsız. Herkes bir aslan çizebilir. Bazıları gerçeğine daha yakındır ama sanatın gerçeği taklit etmekten başka güzel yanları da vardır. Mesela zihni özgürleştirmek. Üretirken asıl gayenin ne olduğu düşünülmelidir. En çok beni mutlu ediyorsa çizdiğim şey, başkalarını da mutlu edecektir. Son olarak, bolca ama bolca kitap okumak lazım. Spor yapmayan birisi bir dağa çıkarken nefes nefese kalır. Okumayan bir beyin de nefes nefese kalacaktır.














