Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin odağında 'iyi insan' profili var. İyi insan yetiştirdiğimizde bu bizi sağlıklı ve huzurlu aile ortamına, toplumsal yapıya kavuşturacaktır" dedi.
İletişim Başkanlığı binasında 'Dijital Çağda Güvenli Toplum: Riskler ve Çözümler' konulu panel düzenlendi. Panele, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve çok sayıda davetli katıldı. Burada konuşan Bakan Tekin, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta meydana gelen okul saldırılarda hayatını kaybedenleri andı. Tekin, bugün çocukların iki ayrı dünyada yaşadığını belirterek, "Sınırlarını çoğu zaman bizim göremediğimiz, dilini tam olarak çözemediğimiz, kurallarını küresel platformların belirlediği, duyguları ve davranışları yönlendiren devasa bir dijital evren var. Çocuklarımız belki odasında oturuyor evet ama zihni dünyanın öbür ucundaki bir şiddet anlatısına, bir öfke grubuna, bir yalnızlık kültürüne, bir intikam fantezisine, bir sahte aidiyet vaadine temas edebiliyor. Eskiden çocuklarımızın halini büyük ölçüde yüzünden, arkadaş çevresinden, okul içindeki davranışlarından, evdeki tavrından çözümleyebiliyorduk. Ama bugün çocuklarımızın gündelik hayatı gözümüzün önünde akarken, onları etkileyen içeriklerin, seslerin, sembollerin ve telkinlerin önemli bir kısmı göremediğimiz bir alanda şekilleniyor. Bizler bu yeni çağın eski sakinleri olarak, dijital dünyanın içine doğan çocuklarımızı gerçekten ne kadar görebiliyoruz? Bir eğitimci, bir baba olarak yeterli bir dikkat içinde olduğumuzu düşünmüyorum" dedi.
Bize Düşen, Çocukları O Noktaya Taşıyan Kırılmaları Okumaktır
Bakan Tekin, bugünün dijital dünyasının, çocukların önüne büyük imkanlar açtığını ancak onları daha önce hiçbir neslin karşılaşmadığı türden risklerle de yüz yüze bıraktığını dile getirerek, "Bilgiye erişim kolaylaştı ama zararlı içeriklere erişim de kolaylaştı. Öğrenme imkanları çoğaldı ama şiddeti sıradanlaştıran, öfkeyi büyüten, mahremiyeti ortadan kaldıran, yalnızlığı karanlık bir aidiyete dönüştüren yapılar da aynı oranda arttı. Çocuklarımızın merakı, kimi zaman algoritmaların elinde bir kapıdan diğerine taşınan savunmasız bir yolculuğa dönüşmüş durumda. Bizim arayışımız; teknolojiyi mahkum etmekten veya evlatlarımızı çağın imkanlarından koparmaktan ziyade, çocuklarımızın teknolojiyle kurduğu ilişkiye istikamet kazandırmak, onları güvenli ve ahlaklı bir öğrenme iklimine yöneltebilmektir. Ülkemizde ve dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan okul saldırılarını artık bu geniş zeminde tartışmak mecburiyetindeyiz. Karşımızda, klasik güvenlik tedbirleriyle bütünüyle kavranabilecek bir tablo yok. Okul saldırılarının arka planında kimi zaman sosyal izolasyon, kimi zaman aile içi kırılmalar, kimi zaman ağır zorbalık tecrübeleri, kimi zaman çevrim içi şiddet toplulukları, kimi zaman fail hayranlığı, kimi zaman görünür olma arzusu, kimi zaman da bütün bunların üst üste bindiği çok daha karmaşık bir süreç var karşımızda. Karşımızdaki tablo böylesine çok katmanlıysa, bizim de meseleyi aynı derinlikle ele almamız gerekir. Böyle zamanlarda toplum doğal olarak bir sebep arar, bir açıklama duymak ister fakat çocuklarımızın güvenliği söz konusu olduğunda kolay açıklamaların rahatlığına sığınamayız. Bize düşen, ilk bakışta görünenle yetinmeden, çocukları o noktaya taşıyan bütün kırılmaları dikkatle okumaktır. Oyunlar, sosyal medya, dijital platformlar, psikolojik güçlükler, aile ilişkileri, akran zorbalığı, medya dili, algoritmalar ve çevrim içi alt kültürler; bunların her biri ayrı ayrı önemlidir ve ayrı ayrı tedbir alınması gerekiyor. Ancak asıl mesele, bu başlıkların bir çocuğun hayatında ne zaman, nasıl ve hangi kırılganlıklar üzerinden birbirini beslediğini; hangi noktada artık koruyucu müdahaleyi zorunlu kılan bir eşiğe dönüştüğünü görebilmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Attığımız Her Adımın İnsan Fıtratına Uygun Olması İçin Çabaladık
Bakan Tekin, 2002 yılından itibaren tüm eğitim politikalarının odağında 'insan'ın olduğunu kaydederek, "Attığımız her adımı, geliştirdiğimiz her bir politikayı insanın fıtratına uygun, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan bir yaşam standardı içinde geliştirmek için çaba sarf ettik. İçeride karşı karşıya kaldığımız muhalefet, küresel emperyal yaklaşımlar bu konuda ciddi zorlukları beraberinde getirdi. Çocuklarımızın bu küresel dijital ortamlarda karşı karşıya bulunduğu yalnızlık, maneviyat eksikliği, aile gibi bizim önemsediğimiz değerlerden uzaklaşması, bununla mücadele etmenin yolu, 'Milli ve manevi değerlerine bağlı, ailesiyle, toplumla güçlü iletişim kurabilen bireyler yetiştirebilmek' dediğimizde, muhalefet tarafından ağır eleştirilerle karşı karşıya kaldık. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin odağında 'iyi insan' profili var. İyi insan yetiştirdiğimizde bu bizi sağlıklı ve huzurlu aile ortamına, toplumsal yapıya kavuşturacaktır. Ailenin çocukla nitelikli vakit geçirmesinin önemini birçok kez dile getirdim" diye konuştu.
Burhanettin Duran: Dezenformasyon En Sinsi Tehlikelerdendir
İletişim Başkanı Burhanettin Duran ise "Bilgi kirliliği ve dezenformasyon, bugün toplumların huzurunu, birlik duygusunu ve ortak aklını hedef alan en sinsi tehlikelerdendir. Gerçek ile yalanın iç içe geçtiği, doğru bilginin hızla itibarsızlaştırıldığı bir ortamda hakikati gözetmek hepimizin ortak sorumluluğudur. İletişim Başkanlığı olarak bizim temel hedefimiz de hakikat ve adalet merkezli bir iletişim ekosistemini tesis etmektir. Elimizdeki her türlü imkanla, dezenformasyona karşı mücadele ediyor ve epistemolojik zehirlenmenin önüne geçiyoruz. Doğruları kamuoyuyla yerinde ve zamanında paylaşıyor, sağlıklı bir iletişim ortamının oluşmasına katkı sağlıyoruz. Bu kapsamda son çalışmalarımızda yapay zekayı gündeme aldık. Yapay zekayla büyüyen dezenformasyon ve sahte içerik tehditlerine karşı kamu kurumlarımızın web sitelerini, güvenlik altına alacak, büyük dil modelleri için okunabilir olmasını temin ediyoruz. Böylelikle yapay zeka araçları tarafından sahte, yalan veya yanlış bilgilerin değil; doğruların, teyitli bilgilerin referans alınmasına katkı sağlıyoruz" ifadelerini kullandı.
Dijital Okuryazarlığı Güçlendirmek Elzemdir
Duran, dijital dünyada çocukları korumanın yolunun onları bilinçli, dengeli, güvenli ve sorumlu bir dijital kullanım kültürüyle buluşturabilmek olduğunu ifade ederek, "Bunun için yapmamız gereken şey, öncelikle aile içi iletişimi güçlendirmektir. Çocuklarımız ve gençlerimiz, dijital dünyada karşılaştıkları bir tehdidi, bir zorbalığı, bir yanlış içeriği aileleriyle rahatlıkla paylaşabilmelidir. Takip ve denetim elbette önemlidir; ancak bu denetim baskı diliyle değil, güven diliyle yapılmalıdır. Çocuklarımız bizden korktukları için susmamalı, bize güvendikleri için konuşmalıdır. Bağımlılığa, dikkat dağınıklığına, uyku düzensizliğine, sosyal kopuşa yol açan kontrolsüz ekran kullanımının önüne geçmek nasıl elzemse, dijital okuryazarlığı güçlendirmek de o derece elzemdir. Çocuklarımıza ve gençlerimize, gördükleri her bilginin doğru, her hesabın güvenilir, her paylaşımın masum olmadığını öğretmeliyiz. Önemli olan, onların doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırt edecekleri bir farkındalık sahibi olmalarıdır. Şu hususu hatırda tutmak çok ama çok önemlidir: Anlam, aidiyet ve hedef duygusu güçlü olan bir genç, dijital dünyanın zararlı etkilerine karşı daha dirençli olur" dedi.
Duran ayrıca, İletişim Başkanlığı olarak teknolojik ilerlemenin getirdiği yeni sınamalara karşı milletin ve ülkenin direncini maksimum seviyeye çıkarmayı amaçladıklarını kaydetti.
















