Türkiye ve İsrail arasında yaşanan diplomatik gerilimler, bölgedeki her gelişmeyle yeniden alevleniyor. Peki sert açıklamalar ve yükselen tansiyon, iki ülkeyi askeri bir çatışmaya götürebilir mi? Bölgesel dengeler, uluslararası baskılar ve ekonomik ilişkiler bu ihtimali ne ölçüde gerçekçi kılıyor?
Orta Doğu’da her gerilim dalgası Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerin geleceğini yeniden gündeme getiriyor. Son yıllarda bölgede art arda yaşanan çatışmalar, iki ülkenin zaman zaman yükselen diplomatik gerilimleri ve küresel güçlerin bölgeye etkisi, “Türkiye ile İsrail arasında savaş çıkar mı?” sorusunu kamuoyunun sıkça sorduğu bir başlık hâline getirdi. Ancak bu soruyu yanıtlamak için sahadaki askeri dengelerden ekonomik ilişkilere, uluslararası siyasetten bölgesel ittifaklara kadar geniş bir tabloyu okumak gerekiyor.
Gerilimi artıran faktörler ve bölgesel baskılar
Türkiye ve İsrail’in dış politikalarında zaman zaman karşı karşıya geldiği noktalar mevcut. Gazze’de yaşanan insani kriz, Doğu Akdeniz’de enerji arayışları ve iki ülkenin zaman zaman sertleşen siyasi söylemleri, ilişkilerde tansiyonu yükseltiyor. Türkiye’nin Filistin konusundaki net ve tavizsiz duruşu, İsrail’in ise bölgedeki operasyonlarını sürdürme kararlılığı, doğal olarak karşılıklı güveni zedeliyor.
Bununla birlikte ABD’nin bölge politikaları, İran’ın etkisi, Arap dünyasındaki güç dengeleri ve Rusya’nın sahadaki varlığı da iki ülkenin adımlarını doğrudan etkileyen unsurlar olarak öne çıkıyor. Yani yaşanan gerilim yalnızca Türkiye–İsrail ekseninde değil; çok katmanlı uluslararası bir baskı alanı içerisinde şekilleniyor.

Askeri çatışma olasılığı gerçekçi mi?
Her ne kadar söylemler zaman zaman sertleşse de iki ülke arasındaki doğrudan bir askeri çatışma olasılığı oldukça düşük görülüyor. Bunun birkaç temel nedeni var:
Birincisi, Türkiye ve İsrail bölgede geniş askeri kapasiteleri olan ancak aynı zamanda uluslararası bağları güçlü iki aktör. Bu nedenle olası bir sıcak çatışma sadece iki ülke arasında kalmaz; küresel güç dengelerini de devreye sokar. Bu durum, her iki taraf için de maliyeti çok yüksek sonuçlar doğurur.
İkincisi, iki ülke ekonomik olarak doğrudan olmasa da dolaylı biçimde birbirine bağlı. Savunma sanayiinden ticarete kadar birçok alanda uzun yıllara dayanan bir işbirliği zemini bulunuyor. Bu ilişkilerin tamamen kopması her iki tarafa da zarar verir.
Üçüncüsü ise NATO faktörü. Türkiye’nin ittifak üyesi olması, bölgedeki olası çatışma senaryolarının uluslararası bir krize dönüşmesine neden olur. İsrail de ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olduğu için iki ülkenin sıcak çatışmaya girmesi Washington tarafından istenmeyen ve engellenmeye çalışılacak bir durumdur.
Diplomasi kapıları tamamen kapalı değil
Kamuoyundaki gergin havaya rağmen, diplomasi trafiği hiçbir zaman tamamen durmadı. Zaman zaman büyükelçilerin geri çekildiği dönemler yaşansa da daha sonra yeniden normalleşme adımları atıldı. Bu, iki ülke arasındaki ilişkilerin krizlere rağmen tamamen kopma noktasına gitmediğini gösteriyor.
Bölgesel sorunlar konusunda görüş ayrılıkları olsa da karşılıklı iletişim kanallarının açık kalması, sıcak çatışma ihtimalinin düşük olmasının en önemli nedenlerinden biri. Çünkü diplomasi kanalları tamamen kapandığında savaş ihtimali yükselir; ancak iki ülke arasında böyle bir kopuş henüz söz konusu değil.
Sert sözler savaşa dönüşür mü?
Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye ile İsrail arasında gerilimlerin zaman zaman artabileceği, karşılıklı sert açıklamaların devam edebileceği görülüyor. Ancak bu tansiyonun askeri bir çatışmaya dönüşmesi ihtimali oldukça düşük.
Bölgesel baskılar, uluslararası dengeler, ekonomik ilişkiler ve her iki ülkenin de uzun vadeli stratejik hesapları, savaşın mantıksız ve maliyetli bir seçenek olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.
Sert diplomatik çıkışlar olabilir, siyasi gerilimler devam edebilir; fakat mevcut şartlarda Türkiye ve İsrail arasında doğrudan bir savaş senaryosu gerçekçi görünmüyor.













