Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 'NATO Savunma Sanayii Forumu'nda yaptığı konuşmada, "Müttefikler arasında savunma alanındaki ticaret kısıtlamaları ve yaptırımlar, İttifak'ın askeri hazırlık düzeyini ve kolektif güvenliğimizi zayıflatmaktadır. Bu nedenle, hem müttefikler arası ikili düzeydeki tüm kısıtlamalar kaldırılmalı hem de NATO'nun Avrupa sütununa önemli katkı sağlayan Türkiye, başta AB olmak üzere Avrupa'daki tüm savunma ve güvenlik girişimlerine katılabilmelidir. Aksi takdirde, üretim kapasitesinin gelişimi yavaşlayacak ve maliyetler artacaktır" dedi.
36'ncı NATO Liderler Zirvesi, Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezi'nde düzenlenen 'NATO Savunma Sanayii Forumu' ile başladı. Foruma, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, NATO ve müttefik ülkelerin askeri ve sivil üst düzey yetkilileri ile uluslararası savunma sanayi şirketlerinin yöneticileri katıldı.
NATO'nun Kolektif Savunma Anlayışı Her Zamankinden Fazla Önem Taşıyor
Savunma Sanayii Forumu'nun açılış konuşmasını gerçekleştiren Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Forum vesilesiyle katılımcılarla bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu belirterek, "NATO Zirvesi kapsamında düzenlenen bu forumda, İttifakımızın gelecekteki caydırıcılık ve savunma mimarisini şekillendirecek en kritik alanlardan birini, yani savunma sanayi kapasitemizi, üretim gücümüzü ve yenilikçi kabiliyetlerimizi ele alıyoruz. İçinde bulunduğumuz güvenlik ortamı, bizlere çok açık bir gerçeği hatırlatmaktadır. Ülkeler; egemenliklerini, hak ve menfaatlerini koruyabilmeleri için güçlü bir devlet yapısına, etkin bir diplomasiye, caydırıcı bir askeri kapasiteye ve sürdürülebilir bir savunma sanayi ekosistemine sahip olmalıdırlar. Bu çerçevede NATO'nun kolektif savunma anlayışı, müttefikler arasındaki dayanışma ruhu ve birlikte hareket etme kararlılığı bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bu kararlılığı destekleyen üretim kapasitesi, mühimmat stoku, platform modernizasyonu, sürdürülebilir tedarik zincirleri ve hızlı uyum sağlayabilen sanayi ekosistemi de bir o kadar hayatidir. Nitekim Ukrayna'daki savaş, modern harp ortamında mühimmat tedarik hızının, insansız sistemlerin, hava ve füze savunmasının, elektronik harbin ve hızlı inovasyonun ne kadar belirleyici olduğunu göstermiştir. Son dönemde Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan gelişmeler ise ulaştırma hatları güvenliği ile tedarik zinciri yönetiminin artık savunma planlamasının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu nedenle artık hepimiz için temel soru şudur; taahhütlerimizi ne kadar hızlı gerçek kabiliyete dönüştürebiliyoruz?" diye konuştu.
Kaan Programı, Türkiye'nin Yeni Bir Lige Çıktığını Göstermektedir
Ankara Zirvesi'nin ana hedeflerinden birinin de müttefiklerin savunma yatırımlarındaki artışlarını göstermeleri, yeni yetenek hedeflerine ulaşmaları, üretim kapasitelerini büyütmeleri ve daha güçlü, daha yenilikçi, daha dayanıklı bir transatlantik savunma sanayi tabanı inşa etmek olduğuna dikkat çeken Bakan Güler, "Bu bilinçle hareket eden Türkiye; savunma sanayindeki yerli ve milli üretim kapasitesini, mühendislik altyapısını küresel ölçekte dikkat çeken bir seviyeye ulaştırmıştır. Bugün kara, deniz ve hava platformlarından insansız sistemlere; elektronik harp kabiliyetlerinden hava savunma çözümlerine kadar geniş bir alanda önemli yetkinliklere sahibiz. Nitekim tersanelerimizde onlarca askeri gemi eş zamanlı olarak inşa edilmektedir. Türkiye, deniz platformları üretiminde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda müttefiklerine ve ortaklarına da katkı sunabilen ölçekte bir kapasiteye sahiptir. Kara gücümüzün modernizasyonu kapsamında Altay ana muharebe tankımızın seri üretim safhası, zırhlı kara araçları alanında ulaştığımız teknolojik ve endüstriyel seviyenin somut göstergesidir. Kaan programı, hava harekat alanında Türkiye'nin yüksek teknolojiye dayalı muharip hava platformları geliştirme kapasitesinde yeni bir lige çıktığını göstermektedir. Mühimmat üretimi de İttifak için en kritik başlıklardan biridir. Son yıllarda 155 mm mühimmat üretim kapasitemizi çok hızlı biçimde artırdık ve bu alanda somut sonuç üreten müttefiklerden biri olduk. Roketsan'ın yeni üretim ve entegrasyon yatırımlarıyla füze ve mühimmat üretim kapasitemizi önemli ölçüde büyütüyoruz. Aselsan ve Havelsan gibi şirketlerimizin radar, elektronik harp, haberleşme, komuta-kontrol, yazılım, simülasyon ve yapay zeka destekli sistemler alanındaki yatırımları ise savunma sanayi kapasitemizi yalnızca nicelik olarak değil, nitelik olarak da ileri taşımaktadır. Tüm bunlarla birlikte, NATO'nun yüzde 5 savunma yatırım taahhüdünü de önemli görüyoruz. Zira bu taahhüt, aynı zamanda İttifak'ın caydırıcılığını güçlendirme, savunma üretimini ölçeklendirme ve ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri zamanında sahaya yansıtma iradesinin somut göstergesidir" ifadelerini kullandı.
Bizlerin Görevi Barış Zamanında İş Birliği Kültürünü İnşa Etmek
Bakan Güler, "Dron teknolojilerinden elektronik harbe, mühimmat üretiminden yazılım güncellemelerine kadar birçok alanda askerler, mühendisler, girişimciler ve karar vericiler arasındaki mesafe kısaldıkça cephedeki etkinlik artmaktadır. Bu nedenle bizlerin görevi, barış zamanında bu iş birliği kültürünü inşa etmektir. Kriz ortaya çıktıktan sonra üretim hattı kurmak, tedarik zinciri oluşturmak veya ortak standart geliştirmek çok geç olabilir. Hazırlık bugünden yapılmalıdır. Çağrımız açıktır, taahhütleri kabiliyete dönüştürelim. Kaynakları üretime dönüştürelim. Sanayi gücümüzü caydırıcılığa dönüştürelim. Ve İttifakımızın güvenliğini, sözlerle değil, sahada karşılığı olan somut kapasiteyle güçlendirelim. Bu çerçevede, forum boyunca yapılacak temas ve değerlendirmelerin gerçek projelere, ortak girişimlere, üretim mutabakatlarına ve kabiliyet çıktılarına dönüşmesini temenni ediyoruz" dedi.
Rutte: Caydırıcı Olabilmek İçin Takım Olmak Lazım
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise NATO Zirvesi ile Savunma Sanayi Forumu'nun FİFA Dünya Kupası turnuvasına denk geldiğini belirtti ve futbol ile ilgili benzetme yaparak, "Futbolun bize öğrettiğine inandığım bir şey var; hiçbir takım, tek bir parlak oyuncu sayesinde kazanmaz. Kaleciye, savunmacıya, orta saha oyuncularına, forvetlere ihtiyacınız var ve elbette herkes galibiyet getiren golü atan oyuncuyu görür ama sahadaki tüm oyuncuların yanı sıra bir de yedek kulübesinde oturanlar var. Perde arkasında hocalar, analistler, antrenörler yani her şeyin yolunduğu gittiğinden emin olan insanlar var. Hiç kimse tek başına kazanamaz, NATO da aynı şekilde caydırıcı olabilmek ve savunma yapabilmek için takım olmak lazım. Siyasi liderlerimiz arkada oturuyor ve silahlı kuvvetlerimiz ise her gün sahada ancak sizler savunma sanayisi olarak takımın arkasındaki antrenörlersiniz. Üretim kapasitesi, inovasyon, tasarım, güç, direnç ve dayanıklılığa sahip olmak için hepimizin oyuna tam olarak dahil olması gerekiyor. Ancak bu şekilde ortak güvenliğimiz için çalışabiliriz. NATO tabii ki ordularımızın ihtiyacını yani talebi size iletir. Siz de bu kabiliyetleri gerçeğe dönüştürürsünüz, bu da işin arz tarafıdır. O yüzden bizim NATO ile savunma sanayi arasındaki iş birliğini büyüterek artırma ihtiyacımız var. Bu Forumda eylem ve hedef ortaklığı gördüm. İşte ekip demek böyle bir şeydir. Bu ekip nasıl gol atacağını biliyor" ifadelerini kullandı.
Savunma Sanayi Devrimine İhtiyacımız Var
Rutte, hava savunma sistemleri, dron üretimi, mühimmat, uydu teknolojileri ile dayanıklılığının artacağını vurgulayarak, "Önümüzdeki yıldan itibaren 4 milyon top mermisi üretir hale geleceğiz. Bu önceki yıla göre 2 kat artış demektir. Gerçekten de somut ilerleme sağladık ve doğru yolda, istikamette ilerliyoruz. Ancak henüz daha bu maç bitmedi ve kazanabilmek için bütün takım üyeleri daha fazlasını daha hızlı bir şekilde beraber yapmalı. Zaman lüksümüz yok; kabiliyetlerin tümüne şu an ihtiyacımız var ve hazırlıkları şu an tamamlamamız lazım. Rusya ulusal bütçesinin yarısını savaş makinesine harcıyor. Savunma sanayi 7/24 çalışıyor ve bu yalnızca savunma sanayi ile değil diğer tüm savunma sanayi tabanı da savaşı destekliyor. Çin silahlı kuvvetlerini modernize etmeye ve şeffaflık olmadan nükleer çalışmalarını artırmaya devam ediyor. Kuzey Kore de aynı şekilde ve aynı zamanda Rusya'ya tedarik sağlıyor. ABD, İran'ın nükleer ve balistik füze programını oldukça küçülttü ve bizler atik olmalıyız, dikkatli olmalıyız. Bu ülkeler birlikte çalışmamalı ve bizler bunun için çalışıyoruz. Bu sınamayla mücadele etmek için bizim de savunma sanayi devrimine ihtiyacımız var. Bizim makinelerimizin de artık kükremesi gerekiyor. Son olarak şunu söylemeliyim; hiçbir ülke, hiçbir endüstri tek başına sanayi devrimi yapamaz. İyi haber şu ki; biz yapabiliriz çünkü biz NATO'yuz. Biz bütün varlıklarımızı, teknolojilerimizi, sanayilerimizi bir araya getiriyoruz, bu inanılmaz derecede güçlü bir yapı. Eşsiz yaratıcılığımız, becerilerimiz, uzmanlarımız var ve birçoğu da bugün bu salonda bizimle birlikte. Ortaklarımızla çalıştıkça daha da güçleniyoruz" dedi.
Cevdet Yılmaz: Daha Güçlü Bir Avrupa Zorunluluk Haline Geldi
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise "Bugünkü Forum'da ve yarınki Zirve'de İttifakımız yeni bir döneme adım atacaktır. 'NATO 3.0' olarak da adlandırılan bu yeni dönemde, İttifak içinde külfetin giderek daha adil biçimde paylaşıldığını göreceğimizi düşünüyorum. Zira gelinen aşamada, mevcut jeopolitik sınamalar ışığında, NATO içinde daha güçlü bir Avrupa sütunu inşa edilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Geçtiğimiz yıl Lahey'de aldığımız savunma harcamalarında artış kararının tüm müttefikler tarafından kayda değer ölçüde yerine getirildiğini ve savunma harcamalarına yönelik yaklaşımın köklü biçimde dönüştüğünü görüyoruz. Şimdi önümüzdeki sınama, artan savunma harcamalarının somut yeteneklere dönüştürülmesi ve bunun için gerekli sanayi üretim kapasitesinin oluşturulmasıdır. Hepimizin üretim kapasitelerimizi hızla ve birbiriyle uyum içinde genişletmemiz gerektiği yönündeki tespite katılıyorum. Bu bağlamda Sayın Rutte'nin sıklıkla kullandığı 'Teksas'tan Ankara'ya' ifadesi son derece anlamlıdır" ifadelerini kullandı.
Türkiye, Dünyada Savunma İhracatında 11'İnci Sırada
Yılmaz, bugün Türkiye'nin, dünyada savunma ihracatçısı ülkeler arasında 11'inci sırada yer aldığını vurgulayarak, "Yakın bir gelecekte ilk 10 ülke içinde olmayı hedefliyoruz. Savunma sanayimiz pek çok açıdan kapsamlı bir dönüşüm geçirmiştir. Ürün yelpazemiz artık hava, kara, deniz, siber ve uzay alanlarının hepsini kapsamaktadır. Bu çabalarımız sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin envanterinin yerlilik oranı yüzde 80'i aşmıştır. Bununla birlikte, Türkiye müttefik ülkeler içinde güvenilir bir tedarik kaynağı ve proje ortağı haline gelmiştir. Savunma ve havacılık ihracatımız son bir yıllık dönemde 11 milyar doları aşmıştır. İhracatımızın yarıdan fazlası NATO müttefiklerimize ve AB ülkelerine gerçekleştirilmiştir. Türkiye bugün tüm dünyanın takdirini kazanmış; İHA ve Siha'larıyla, elektronik harp sistemlerinden savaş gemilerine, 5'inci nesil savaş uçağından derin taarruz yeteneklerine kadar her alanda son teknolojiye sahip sistemleri üretmektedir. Dünyanın en büyük 100 savunma şirketinden 5’i Türk firmalarıdır. Savunma sanayinde geldiğimiz bu aşama asla tesadüf değildir. Türkiye, bu ilerlemeyi kamu ve sanayinin birlikte çalışmasıyla ve savunma sanayi firmalarını sürece en başından itibaren dahil ederek gerçekleştirmiştir. Bugün Sayın Genel Sekreter tarafından duyurulan NATO'nun sanayi iş birliğine yönelik yeni stratejisi de esasen buna işaret etmektedir" dedi.
İş Gücünü Daha Da Geliştirmeye Kararlıyız
Yılmaz, savunma sanayi dayanıklılığının artık sadece hükümetlerin ve şirketlerin meselesi olmaktan çıktığını ifade ederek, "Bu alanda başarı ancak üniversiteler, finans sektörü, iş gücü gibi toplumun tüm katmanlarının sürece dahil edilmesiyle mümkün olabilecektir. Tüm bu yapı, her şeyden önce insan gücüne dayanmaktadır. Bugün Türkiye'nin savunma sanayi iş gücünün ortalama yaşı 34'tür. Mühendislerimizin yarısı ise kadındır. Güçlü bir savunma sanayinin en önemli unsurlarından birinin yetenek havuzunun derinliği olduğunun bilinciyle, bu iş gücünü daha da geliştirmeye kararlıyız. Gerek 100 bini aşkın nitelikli istihdam, gerek hızla artan ihracat, gerekse sivil endüstrilere sirayet eden teknolojik yenilikler ile savunma sanayimiz aynı zamanda ekonomik kalkınmamıza ve sosyal refaha katkı sunmaktadır. Aynı şekilde, yapay zeka başta olmak üzere teknolojinin oyun değiştirici gelişimi göz önüne alındığında, savunma sanayinde inovasyonun önemi hiç olmadığı kadar artmış, araştırma-geliştirme çabaları sürecin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Diğer yandan, savunma sanayinin gelişimi için uluslararası iş birliği de kritik önem taşımaktadır. Türkiye bu alandaki iş birliklerini sadece ihracat zaviyesinden değil, müttefiklerle ortak üretim, tasarım ve geliştirme perspektifinden de ele almaktadır. Müttefikler arasında savunma alanındaki ticaret kısıtlamaları ve yaptırımlar, İttifak'ın askeri hazırlık düzeyini ve kolektif güvenliğimizi zayıflatmaktadır. Bu nedenle, hem müttefikler arası ikili düzeydeki tüm kısıtlamalar kaldırılmalı hem de NATO'nun Avrupa sütununa önemli katkı sağlayan Türkiye, başta AB olmak üzere Avrupa'daki tüm savunma ve güvenlik girişimlerine katılabilmelidir. Aksi takdirde, üretim kapasitesinin gelişimi yavaşlayacak ve maliyetler artacaktır. Daha dayanıklı bir Avrupa-Atlantik güvenliği; üretim kapasitesini, teknoloji birikimini ve operasyonel tecrübeyi aynı stratejik hedefe yönlendirebilen bir güvenlik mimarisiyle mümkündür. Türkiye bu mimaride güçlü, güvenilir ve katkı sağlayan bir ortak olarak yer almaya hazırdır" diye konuştu.













