Esad rejiminin çöküşüyle birlikte Suriye’de yeni bir gelecek için umutlar yeniden yeşerdi. Ancak bu umutların gerçeğe dönüşmesi için siyasi ekonomik ve sosyal alanlarda zorlu bir yolculuk başlıyor.
8 Aralık itibarıyla Suriyeli muhaliflerin başkent Şam’a girmesi ve Beşşar Esad’ın ülkeyi terk etmesiyle, 61 yıllık Baas rejimi ve 53 yıllık Esad ailesi iktidarı sona erdi. Bu gelişme, Suriye’de 13 yıllık kanlı iç savaşın ve 2011’den bu yana halkın özgürlük mücadelesinin önemli bir dönüm noktası oldu. Ancak bu zafer, aynı zamanda birçok zorluk ve belirsizliği de beraberinde getiriyor. Suriye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik geleceği, bu yeni dönemin en kritik soruları arasında yer alıyor.
Esad’in kaçışı ve rejimin sonu
Beşşar Esad ve ailesinin Rusya’ya sığındığı ve Moskova tarafından insani gerekçelerle kabul edildiği bildirildi. Bu gerekçelerin ne olduğu kamuoyuna açıklanmadı. Esad, son yıllarda rejimine uluslararası tanınırlık kazandırmak, yaptırımları hafifletmek ve diplomatik bir normalleşme sağlamak adına girişimlerde bulunmuştu. Ancak bu çabalar, rejimin derinleşen ekonomik ve siyasi krizlerini çözemedi. Şiddetli yolsuzluk, toplumsal huzursuzluk ve bölgesel çatışmalar, rejimin sonunu hızlandırdı.
27 Kasım’da başlayan ve sadece 13 gün süren çatışmalar sırasında rejim hızla çökerken, muhalifler başkent Şam’a barışçıl bir şekilde girdi. Şam’ın savaş yerine müzakere yoluyla alınması, geçiş sürecine dair umutları artırdı. Ancak, bu hızlı zafer Suriye’deki diğer sorunları tamamen çözmüş değil.
Üç ayrı güç, tek bir gelecek
Esad rejiminin çöküşü, Suriye’yi yeniden yapılandırma sürecini başlattı. Ancak bu süreç, birçok zorluğu beraberinde getiriyor. 13 yıllık iç savaş boyunca Suriye, fiilen üçe bölünmüş durumdaydı:
- Rejim Bölgeleri: Şam ve büyük şehirlerin çevresi.
- Muhalif Bölgeler: Fırat’ın batısındaki alanlar.
- PKK/YPG Kontrolündeki Bölgeler: ABD desteğiyle Fırat’ın doğusunda yer alan petrol zengini bölgeler.
Muhaliflerin Fırat’ın batısını tamamen kontrol altına almasıyla, ülkenin üniter yapısına yönelik büyük bir adım atıldı. Ancak, Fırat’ın doğusunda PKK/YPG tehdidi devam ediyor. Bu bölgeler, Suriye’nin petrol kaynaklarının büyük bir kısmını barındırdığı için kritik öneme sahip. Yeni yönetimin askeri grupları birleştirip PKK/YPG’ye karşı harekete geçmesi bekleniyor. Ancak bu yalnızca askeri bir mesele değil; uluslararası diplomasi ve yerel dinamikler de bu süreçte belirleyici olacak.

Geçiş yönetimi ve siyasi süreç
Suriye’de geçiş hükümetinin kurulması, başlı başına bir meydan okuma. Muhalif grupların çok parçalı yapısı, yerel aşiretlerin güçlü etkisi ve azınlık gruplarının hassasiyeti, bu süreci karmaşık hale getiriyor. Mevcut Başbakan Muhammed Gazi el-Celali’nin geçiş döneminde görevine devam edeceği bildiriliyor. Ancak nihai bir yönetim belirlenene kadar müzakereler devam edecek.
Geçiş yönetimi için yapılacak müzakerelerde, özellikle geçmişte Libya’da yaşanan deneyimler ışığında dikkatli bir politika izlenmeli. Muhalifler arasındaki güç mücadelesinin yeni çatışmalara yol açmaması için kapsayıcı ve sivil bir yönetime öncelik verilmesi gerekiyor. Azınlık gruplarının ve farklı etnik, mezhepsel toplulukların sürece dahil edilmesi, toplumsal barışın sağlanması açısından hayati önem taşıyor.
Küresel ittifaklar ve güç dengeleri değişiyor
Esad rejiminin çökmesi, yalnızca Suriye’yi değil, bölgesel ve küresel güç dengelerini de etkiledi.
- Rusya: Esed rejiminin en büyük destekçilerinden biri olan Rusya, bu çöküşle önemli bir müttefikini kaybetti. Tartus ve Hmeymim üslerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Moskova, Suriye üzerinden yürüttüğü bölgesel stratejilerde ciddi darbe aldı.
- İran: İran, Suriye’yi bölgedeki nüfuzunu artırma ve Hizbullah’a kara bağlantısı sağlama politikalarının merkezi olarak görüyordu. Ancak rejimin düşmesi, İran’ın bu stratejisini zayıflattı ve bölgedeki etkisini büyük ölçüde azalttı.
- İsrail: İsrail, yeni yönetim karşısında farklı tehditlerle karşı karşıya kalabilir. Özellikle Golan Tepeleri’ndeki askeri varlığı ve Suriye’deki yeni güç dinamikleri, İsrail’in politikalarını yeniden şekillendirmesine yol açabilir.
- ABD: ABD’nin YPG’ye verdiği destek, Suriye’nin bölünmüş yapısına dayanıyordu. Ancak yeni yönetimin bütünlüğü sağlama hedefi, ABD’nin bu politikasını zora soktu. YPG üzerindeki baskının artması, ABD’nin bu bölgede yeni bir strateji geliştirmesini gerektirebilir.

Türkiye’nin rolü
Türkiye, yeni Suriye denkleminde en büyük kazananlardan biri olarak öne çıkıyor. Yıllardır Suriye kaynaklı terörle mücadele eden ve milyonlarca Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapan Türkiye, bu yeni dönemde güneyinde dost ve istikrarlı bir komşuya sahip olma fırsatını yakaladı. Türkiye’nin, PKK/YPG terörüne karşı muhaliflerle iş birliğini artırması, hem güvenlik hem de siyasi açıdan yeni kazanımlar elde etmesine olanak sağlayacaktır.
Suriye’nin yarını: Belirsizliklerle dolu bir gelecek
Esad rejiminin çöküşü, Suriye için yeni bir başlangıç olsa da önündeki yol uzun ve zorlu. Geçiş yönetiminin başarılı olması, askeri grupların entegrasyonu, PKK/YPG’ye karşı mücadelenin etkin bir şekilde yürütülmesi ve ülkenin ekonomik yeniden inşası gibi birçok kritik konu, yeni yönetimin başarısını belirleyecek.
Bu süreçte muhaliflerin kapsayıcı bir yönetim anlayışı benimsemesi ve uluslararası desteği arkasına alması gerekiyor. Eğer bu başarı sağlanırsa, Suriye sadece kendi halkı için değil, tüm Ortadoğu için barış ve istikrarın örneği haline gelebilir. Ancak, herhangi bir stratejik hata veya iç çekişme, ülkeyi yeni bir kaosa sürükleme riskini beraberinde getirebilir.













