Cumhuriyet sadece halkın kendisini yönettiği bir sistemden ibaret değildir. Cumhuriyet, aynı zamanda halkın her bir ferdinin kendi geleceğine yön verebilmesine olanak sağlayabilmesidir. Cumhuriyet devrimlerinin özü budur. Her çocuğun hayal kurup, kurduğu hayalleri gerçekleştirebilmesidir.
İşte Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladığımız bugünde o hayallerini gerçekleştirebilmiş birbirinden değerli isimlere “Cumhuriyetin Anlamını” sorduk. Bu kıymetli haber yazımızı okumadan önce tüm okuyucularımızın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını kutluyor, başta Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz. Ne Mutlu Türküm Diyene!
Funda Kadıoğlu (Oyuncu): Kadınların özgürce hayal kurabildiği, sanatçıların korkmadan üretebildiği, her insanın eşit ve onurlu bir yaşam sürebildiği bir ülke dileğiyle… Cumhuriyetimizin ışığı hiç sönmesin.
Zeynep Koltuk (Oyuncu): Benim Cumhuriyetim gökyüzünden başlıyor…Bir asker çocuğu olarak Cumhuriyet’in anlamını biraz da gökyüzüne bakarak öğrendim. Babam, Türkiye’nin ilk ve yaşamı boyunca tek F-16 test pilotuydu. Onun gökyüzündeki yolculuğu, benim için her zaman bir meslekten çok daha fazlasını ifade etti; cesaretin, emeğin ve ülkesine adanmışlığın en somut hâliydi. Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözü, bu yüzden benim için yalnızca tarihe geçmiş bir cümle değil, babamın hayatında karşılığını bulan bir ideal. Bir pilotun gökyüzüne yükselişinin ardında ne büyük bir sorumluluk olduğunu bilerek büyüdüm. Cumhuriyet’in bize açtığı ufku, gökyüzünde sınırları zorlayan bir babanın kızı olarak belki biraz daha yakından hissettim. Bugün 29 Ekim’de, Atatürk’ün bize yalnızca bir ülke değil, inanabileceğimiz bir gelecek ve o geleceği kurma cesareti bıraktığını düşünüyorum. Babamın ardından gökyüzüne her baktığımda, Cumhuriyet’in değerlerinin yalnızca sözlerle değil, bir ömür boyunca verilen emekle de yaşatıldığını hatırlıyorum. Benim için Cumhuriyet, kökleri bu topraklarda, istikbali gökyüzünde olan bir emanettir.
Gamze Dar (Oyuncu – Eğitmen): Savaşların, yokluğun, yoksulluğun ve büyük kayıpların ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan bir ülkeydi Millî Mücadele’den çıkan Türkiye. Ve bütün imkânsızlıkların ortasında Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir devlet kurmayı değil; kültürüyle, sanatıyla, bilimiyle, kadın erkek ayrımı gözetmeksizin herkesin var olabildiği çağdaş bir toplum inşa etmeyi hedefledi. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir aydınlanma ve dönüşüm yolculuğuydu. Bugün hâlâ kadınların ve sanatçıların var olma mücadelesi verdiği bir dünyada, Cumhuriyet’in kuruluşundaki bu iradeyi hatırlamak çok kıymetli. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Zeynep Koçan (Sanatçı): 1927 yılı… İstanbul. Genç bir kadın, Avrupa’da heykel eğitimi almak üzere düzenlenen yarışmanın sonucunu beklemektedir. Sonuç açıklanır. Birinci olmuştur. Bu, onun ilk başarısı değildir. İki yıl önce, 1925’te de Avrupa’ya gönderilecek öğrenciyi belirleyen sınavı kazanmıştır. Ancak o gün, yeteneğinin ve emeğinin önüne tek bir engel çıkmıştır: Kadın olması. Onun yerine ikinci olan erkek öğrenci gönderilmiştir. Ne var ki 1927’deki bu ikinci birinciliğinin ardından da genç ve bekâr olması, ileride evlenebileceği ihtimali tartışılır. Başarısı ortadadır; buna rağmen hakkı yeniden sorgulanmaktadır. İşte tam bu noktada, henüz dört yaşındaki Cumhuriyetin temsil ettiği yeni anlayış kendini gösterir. Atatürk’ün Cumhuriyet vizyonunu benimseyen dönemin Millî Eğitim Bakanı Mustafa Necati, 27 Nisan 1927’de meseleye müdahale eder. Kadın ve erkek öğrenciler arasında ayrım yapılmaması gerektiğini savunur. Belirleyici olanın cinsiyet değil, kazanılmış hak ve başarı olduğunu ortaya koyar. Ve o genç kadın, Sabiha Bengütaş, aynı yıl Roma’ya gider.
İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın yanında çalışır, Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimini geliştirir. Yıllar sonra Atatürk ve İsmet İnönü’nün anıt heykellerine imza atacak, Türk heykel sanatının öncü kadınlarından biri olacaktır.Düşünün… Cumhuriyetin ilanından yalnızca dört yıl sonra, Türkiye’den genç bir kadın, sanatını geliştirmek üzere Avrupa’ya gönderilmektedir. Bu hikâye, yalnızca bir sanatçının başarısı değildir. Genç Cumhuriyetin adalete, liyakate ve kadınların yeteneklerine verdiği değerin somut bir örneğidir. Bu anlayış, kadınların siyasi haklarında da karşılığını bulur. Atatürk’ün öncülüğünde 1930 yılında belediye seçimlerinde, 5 Aralık 1934’te ise milletvekili seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınır. Üstelik Fransa’dan on yıl, İtalya’dan on iki yıl, İsviçre’den ise otuz yedi yıl önce. Cumhuriyet, kadınlara yalnızca yeni kapılar açmamış; onların kendi yetenekleriyle, düşünceleriyle ve emekleriyle toplumun geleceğini şekillendirmelerinin de önünü açmıştır. Bugün bir kadın sanatçı olarak, Sabiha Bengütaş’ın hikâyesinde yalnızca geçmişin mücadelesini değil, Cumhuriyetin bana bıraktığı özgürlük ve sorumluluğu da görüyorum. Çünkü Cumhuriyetin ışığında kadın, yalnızca sanatın ilhamı değil; o ışığı taşıyan, çoğaltan ve geleceğe yön veren sanatçının kendisidir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız ve Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Cansu Ünver ( Akademisyen – Girişimci): Cumhuriyet: Kendi Hikâyeni Yazabilme Cesareti
Cumhuriyet benim için yalnızca bir yönetim biçimi, bir tarih ya da her yıl coşkuyla kutladığımız bir bayram değil. Cumhuriyet, bugün olduğum kadının, yetiştirdiğim çocukların ve yarınlara dair kurduğum hayallerin temelidir.
Bir kadın olarak Cumhuriyet, bana kim olacağımı başkalarının belirlemek zorunda olmadığını hatırlatır. Kendi kararlarımı verebilmek, kendi doğrularımın arkasında durabilmek, gerektiğinde yeniden başlayabilmek ve hayatımı kendi irademle şekillendirebilmek demektir. Çünkü özgürlük, yalnızca bir hakka sahip olmak değil, o hakkı kullanabilecek cesareti de gösterebilmektir. Bir anne olarak Cumhuriyet, çocuklarıma bırakmak istediğim en kıymetli mirastır. Kızımın hayallerinin cinsiyetiyle sınırlandırılmadığı, oğlumun ise eşitliği bir ayrıcalık değil, hayatın doğal bir parçası olarak gördüğü bir gelecek istiyorum. Onlara yalnızca başarılı olmayı değil; sorgulamayı, düşünmeyi, vicdanlı olmayı ve kimsenin gölgesinde kalmadan kendi yollarını çizmeyi öğretmek istiyorum. Bir eğitimci olarak Cumhuriyet, belki de en büyük sorumluluğumdur. Çünkü biliyorum ki bir ülkenin geleceği yalnızca ekonomik göstergelerle, teknolojik ilerlemelerle ya da büyüme rakamlarıyla ölçülemez. Asıl gelişmişlik, düşünebilen, sorgulayabilen, bilimsel aklı rehber edinen ve farklı fikirlere saygı duyabilen nesiller yetiştirebilmektir. Cumhuriyet’in eğitim anlayışında beni en çok etkileyen de budur: Bilginin bir ayrıcalık değil, herkes için bir imkân olması. Bir girişimci olarak ise Cumhuriyet, üretme ve kendi emeğimle değer yaratma iradesidir. Sınırların ötesinde hayaller kurabilmek, risk alabilmek, başarısızlıktan korkmadan yeniden deneyebilmek ve bir kadın olarak ekonomik hayatta kendi yerimi kendim inşa edebilmek demektir. Hayatımın önemli bir bölümünü yurt dışında geçirdim. Farklı ülkeler, farklı kültürler ve farklı yaşam biçimleri tanıdım. Bu deneyimler bana çok şey öğretti. Ancak belki de en önemlisi, insanın kendi ülkesine, değerlerine ve tarihine bazen uzaktan baktığında çok daha derin bir farkındalık geliştirmesi oldu. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok iyi biliyorum: Benim sahip olduğum imkânlar, verdiğim mücadeleler ve kurduğum hayat, bundan bir asır önce kadınların önüne açılan yolun devamıdır. Bu yüzden Cumhuriyet benim için yalnızca geçmişten devraldığımız bir miras değil, geleceğe karşı taşıdığımız bir sorumluluktur. Ve Mustafa Kemal Atatürk’ü düşündüğümde, en çok da henüz var olmayan bir geleceğe inanabilme cesaretine hayranlık duyuyorum. Bir milletin kaderinin değişebileceğine, kadınların toplumun her alanında var olabileceğine, eğitimin ve bilimin bir ülkeyi dönüştürebileceğine inanmak… Üstelik bütün bunları, şartların belki de en zor olduğu dönemde hayal edebilmek. Ben Cumhuriyet’i biraz da böyle anlıyorum: Şartların ne olursa olsun, geleceğinin yalnızca bugünün koşullarıyla sınırlı olmadığını bilmek. Bugün bir kadın, bir anne, bir eğitimci ve bir girişimci olarak kendi hikâyemi yazabiliyorsam, bunun ardında yalnızca kişisel çabam değil, bana bu yolu açan büyük bir Cumhuriyet vizyonu var. Ve şimdi benim sorumluluğum, o yolu benden sonra gelecekler için biraz daha genişletmek. Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bize bırakılan bir gelecek değil; bizim de başkaları için inşa etmekle yükümlü olduğumuz bir gelecektir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, minnet ve özlemle anıyorum
Burcu Duygu Almaç (Oyuncu – Genel Sanat Yönetmeni): Cumhuriyet’in Işığında Sanat ve Özgür İnsan29 Ekim, yalnızca bir cumhuriyetin kuruluşunu değil; özgür düşüncenin, aklın, bilimin ve sanatın aydınlığında yeniden var olma iradesini de simgeler. Mustafa Kemal Atatürk’ün sanata verdiği değer, yalnızca estetik bir anlayışın değil, çağdaş ve özgür bir toplum yaratma idealinin de parçasıdır. “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözü, bugün hâlâ önümüzde duran büyük bir sorumluluğu hatırlatıyor: Sanat, bir toplumun yalnızca kültürel zenginliği değil, vicdanı, hafızası ve kendini sorgulama biçimidir. Ancak bugün kendimize sormamız gereken önemli bir soru var: Atatürk’ün özgür düşünceyle beslenen, üreten, sorgulayan ve dönüştüren sanatçı idealini ne kadar yaşatabiliyoruz? İçinde bulunduğumuz mekanik kapitalist düzen, ne yazık ki sanatı da giderek üretim ve tüketim çarkının bir parçası hâline getiriyor. Sanatçıdan düşünmesi kadar görünür olması, üretmesi kadar pazarlanması, eserinin derinliği kadar ticari karşılığını da kanıtlaması bekleniyor. Zaman zaman sanatın değeri, yarattığı düşünsel etkiyle değil; izlenme sayılarıyla, satış rakamlarıyla ve popülerliğiyle ölçülüyor. Böyle bir düzende sanatçı, özgürce üreten bir özne olmaktan uzaklaşıp sistemin beklentilerine göre hareket etmek zorunda bırakılabiliyor. Oysa sanatın asıl gücü, sisteme uyum sağlamakta değil, gerektiğinde ona soru sorabilmektedir. Sanat, bizi rahatlatmak kadar rahatsız etmeli; görmezden geldiklerimizi görünür kılmalı, alışkanlıklarımızı sorgulatmalı ve başka bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatmalıdır. Sanatçı, yalnızca çağının tanığı değil, onunla hesaplaşabilen bir düşünce insanı olmalıdır. Tiyatro benim için tam da bu noktada anlam kazanıyor. Bir sahnede yan yana gelen insanlar, yalnızca bir hikâyeyi paylaşmaz; birbirlerinin varlığına, acısına, çelişkilerine ve ihtimallerine de tanıklık ederler. Tiyatro, insana kendisinin dışında bir hayatı anlama imkânı sunar. Belki de bu nedenle tiyatronun en büyük gücü, bizi birbirimizden ayıran sınırları bir süreliğine ortadan kaldırabilmesidir. Bugün sanatsal üretimin önündeki en büyük engellerden birinin yalnızca ekonomik koşullar değil, dayanışmanın giderek zayıflaması olduğunu düşünüyorum. Oysa sanat, tek başına var olabilse bile tek başına büyüyemez. Birbirinin başarısından korkmayan, emeğini küçümsemeyen, rekabeti düşmanlığa dönüştürmeyen insanlara ihtiyacımız var. Bir başkasının ışığının bizim ışığımızı azaltmadığını anlayabildiğimizde, gerçek anlamda birlikte üretmeye başlayabiliriz. Çünkü dayanışma, yalnızca zor zamanlarda birbirine yardım etmek değildir. Birbirimizin özgürlüğünü savunmak, farklı düşüncelere tahammül göstermek, bilmediğimizi öğrenmeye açık olmak ve gerektiğinde kendi egomuzla yüzleşebilmektir. İyi insan olmayı, sanatsal başarının önüne konulmuş bir engel değil, onunla birlikte taşınması gereken bir sorumluluk olarak görüyorum. Yeteneğin, insanın başkaları üzerinde kurduğu üstünlük duygusuna dönüşmediği; başarının kibir değil, paylaşma isteği yarattığı bir sanat ortamı hayal ediyorum. Özgür düşüncenin yerini ezberlerin, diyaloğun yerini kutuplaşmanın, ortak üretimin yerini kişisel egoların aldığı bir dünyada sanatın dönüştürücü gücünü korumak kolay değil. Ancak tam da bu nedenle sanatın ve sanatçının sorumluluğu büyüyor. Bizim görevimiz, yalnızca eser üretmek değil; düşünmenin, soru sormanın, farklılıklarla bir arada yaşamanın ve insan kalabilmenin yollarını da açık tutmaktır.29 Ekim’i kutlarken dileğim, Cumhuriyet’in bize açtığı özgürlük ve aydınlanma yolunu yalnızca sözlerle anmakla kalmayıp yaşamın içinde yeniden üretebilmemizdir. Sanatın birkaç kişinin ayrıcalığı olmaktan çıktığı, genç sanatçıların ekonomik kaygılar nedeniyle hayallerinden vazgeçmediği, emeğin karşılığını bulduğu ve kültürün bir lüks değil, toplumsal bir ihtiyaç olarak kabul edildiği bir ülke istiyorum. Daha da önemlisi; birbirini ötekileştirmeyen, insanları düşünceleri ya da farklılıkları nedeniyle düşmanlaştırmayan, kendi egosunun sınırlarını aşabilen, iyi olmayı bir zayıflık değil bir güç olarak gören insanlar yaratabilmeyi diliyorum. Çünkü özgür bir toplumun yalnızca özgür sanatçılara değil, özgür düşünebilen ve birbirinin özgürlüğüne saygı duyan insanlara da ihtiyacı var. Cumhuriyet’in bize bıraktığı en kıymetli miraslardan birinin, geleceği akılla, bilimle ve sanatla kurma sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Bu sorumluluk, geçmişi saygıyla anarken bugünü sorgulamayı ve yarına dair umudu canlı tutmayı gerektiriyor. Dileğim; sanatın kapitalizmin mekanik çarkları arasında ruhunu kaybetmediği, sanatçıların yalnızca hayatta kalmak için değil, özgürce düşünebilmek ve üretebilmek için de mücadele etmek zorunda kalmadığı bir dünya. Birbirimizin önüne geçmeye değil, birbirimize alan açmaya çalıştığımız; egolarımızdan arınıp dayanışmayı büyüttüğümüz, insan olmanın değerini yeniden hatırladığımız bir gelecek. Çünkü Cumhuriyet’i yaşatmak, yalnızca bir tarihi kutlamak değil; onun özgürlük, eşitlik, akıl ve aydınlanma idealini her gün yeniden kurmaktır. Sanat da bu geleceği kurarken elimizdeki en güçlü araçlardan biridir.29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Melisa Papel (Oyuncu): Türkiye’den binlerce kilometre uzakta yaşasam da kalbimin bir yanı her zaman orada. Cumhuriyet, benim için yalnızca bir tarih değil; özgürlüğün, umudun ve aydınlık bir geleceğin simgesi. Atatürk’ün bizlere bıraktığı bu değerli mirası, nerede olursam olayım gururla kalbimde taşıyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Eray Dinç ( Sanatçı): “Cumhuriyet benim için özgürce düşünebilmenin, hayal kurabilmenin ve üretebilmenin zemini. Bir sanatçı olarak farklı ihtimalleri araştırmayı, alışılmış anlatım biçimlerinin dışına çıkmayı önemsiyorum. Cumhuriyetin en kıymetli yanı da bana göre bu: Herkesin kendi sesini, kendi ifade biçimini ve kendi yolunu bulabilmesine imkan tanıması.”
Altan Alkan (Oyuncu): Mustafa Kemal Atatürk, askeri dehasını politik ustalıkla birleştirerek, gerçekçi vizyonu ve millete duyduğu sarsılmaz güvenle çağdaşlarından ayrılmış; “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek Türk milletini tebaadan özgür birey ve vatandaşa dönüştürmüş, ümmet yapısından çağdaş ulus bilincine, kişisel egemenlikten halk iradesine, dogmalardan akıl ve bilime geçişi sağlayan Cumhuriyet’i kurmuştu… “Eğer bir gün benim sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin” sözüyle kendi kişiliğini bile bilimin üstünde tutmayan o mütevazı ve ileri görüşlü büyüklüğü düşündükçe içim duygusal bir gururla doluyor; keşke o dönemi yaşayabilseydim, o eşsiz aklın ve bilimin ışığında kurulan dönüşüme tanık olabilseydim diye içimde derin bir haset uyanıyor, çünkü Atatürk’ün millete armağan ettiği onurlu, bağımsız, akıl ve bilimle aydınlanmış yaşam felsefesi, hâlâ kalbimizi ısıtan en kıymetli hazinemizdir.
Eda Taşlı (Heykeltıraş): Cumhuriyet benim için özgürce düşünebilmek, üretebilmek ve kendi dilimle var olabilmek demek. Bir sanatçı olarak heykellerimi özgürce yapabilmemi, kendi anlatım biçimimi geliştirebilmemi sağlayan zemini Cumhuriyet’te görüyorum. Farklı dillerin, düşüncelerin ve yaşamların bir arada var olabilmesi; herkesin kendisi olarak yaşayabilmesi çok kıymetli. Bir arada olmak, aynı olmak değil; farklılıklarımıza yer açabilmek ve birbirimize tahammül edebilmek. Cumhuriyetin değerini bu özgürlükte ve ortak yaşam imkânında buluyorum. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Melek Düvenci (Mimar): Cumhuriyet, yalnızca bir ülkenin yeniden doğuşu değil; düşüncenin, sanatın, estetiğin ve özgür ruhun da yeniden filizlenmesidir. Bir toplumun geleceği, yalnızca inşa ettiği yapılarla değil; yetiştirdiği sanatçılarla, özgür bıraktığı düşüncelerle ve güzelliğe verdiği değerle şekillenir. Cumhuriyet bize yalnızca özgür bir ülke değil; hayal kurabileceğimiz, üretebileceğimiz, sanatla kendimizi ifade edebileceğimiz bir dünya armağan etti. Çünkü sanatın özgür olmadığı yerde yaratıcılık, yaratıcılığın olmadığı yerde de gerçek bir uygarlık yeşeremez. Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük mirası, belki de bize yalnızca bir gelecek bırakması değil, o geleceği kendi ellerimizle tasarlama cesaretini vermesidir. Sanatın, düşüncenin, estetiğin ve özgürlüğün ışığında…Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
Mustafa Miraç Kaya (Yönetmen): Cumhuriyet’in Işığında Sanat ve Gelecek 29 Ekim, milletimizin bağımsızlık mücadelesini Cumhuriyet’le taçlandırdığı, kendi iradesini geleceğinin temeline yerleştirdiği gündür. Türkiye Cumhuriyeti’nin 103. yılını bir yurttaş, yönetmen ve sanatçı yetiştiren bir hoca olarak kutlamanın gururunu taşıyorum. Cumhuriyet, yalnızca tarihsel bir kazanım değil; özgür düşüncenin, çağdaşlaşmanın ve geleceği birlikte kurma sorumluluğunun da simgesidir. Bu büyük mirasın temelinde, en zor koşullarda dahi umudunu kaybetmeyen bir milletin emeği, fedakârlığı ve kararlılığı vardır. Bir sanatçı olarak Cumhuriyet’in anlamını, insanın kendisini özgürce ifade edebilmesinde buluyorum. Sanat; düşünmenin, sorgulamanın ve insanı anlamaya çalışmanın en güçlü yollarından biridir. Bir toplumun sevinçleri, acıları ve hayalleri sanat aracılığıyla görünür olur, kuşaklar arasında aktarılır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş Türkiye idealinde sanata ve sanatçıya verdiği önem, bugün de bizlere önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Sanatçı kimliğimin yanında, genç sanatçıların yetişmesine katkıda bulunmak benim için ayrı bir anlam taşıyor. Sanat eğitiminde teknik bilgi kadar düşünsel birikimin, insani duyarlılığın ve özgür düşüncenin de gelişmesi gerektiğine inanıyorum. Öğrencilerimin araştıran, sorgulayan, eleştiriye açık, emeğe saygılı ve kendi sanatsal dillerini oluşturabilen bireyler olarak yetişmelerini önemsiyorum. Çünkü sanatçı yetiştirmek, yalnızca bugüne değil, ülkemizin kültürel geleceğine de emek vermektir. Cumhuriyet’in değerlerini yaşatmanın; mesleğimizi özenle yapmak, bilgimizi geliştirmek, birbirimizin emeğine değer vermek ve gençlere fırsat tanımakla mümkün olduğuna inanıyorum. Sanatta, bilimde ve eğitimde ortaya koyacağımız nitelikli çalışmalar, bu büyük mirasa sunabileceğimiz en anlamlı katkılardır. Bu anlamlı yıl dönümünde Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, bağımsızlığımız uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Bir yönetmen olarak üretmeye, bir hoca olarak yeni sanatçıların yetişmesine katkı sunmaya ve bir yurttaş olarak Cumhuriyetimizin değerlerini yaşatmaya devam edeceğim. Emeğimle, sanatımla ve yetişmesine katkıda bulunduğum gençlerle ülkemizin geleceğinde pay sahibi olmak benim için büyük bir onurdur. Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun. Yaşasın Cumhuriyet!
Nilgün Varol (Müzisyen): “Bir çift mavi gözün, koca bir milletin geleceğini öngörmesidir Cumhuriyet! Bugün bir kadın olarak müzik üretebiliyor, sesimle dinleyicilere ulaşabiliyorsam, bunu Cumhuriyet’in açtığı yola ve onun aydınlatan mavi ışığına borçluyum.”













