CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 19 Mayıs öncesi hazırladığı kapsamlı gençlik raporunda Türkiye’de gençlerin yaşadığı ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlara dikkat çekti.
“19 Mayıs: Geleceği Çalınan Gençlerin Bayramı” başlıklı raporda genç işsizliği, yoksulluk, barınma krizi, beyin göçü ve ifade özgürlüğü sorunları öne çıktı.
Tanrıkulu, genç nüfus oranının yüzde 14,8’e kadar gerilediğini belirterek bunun yalnızca demografik bir düşüş değil, “gençlerin bu ülkede geleceğe dair umutlarını kaybettiğinin göstergesi” olduğunu ifade etti. Raporda özellikle eğitim sisteminin gençlere umut vermediği, üniversite mezunlarının önemli bölümünün kendi alanı dışında çalışmak zorunda kaldığı vurgulandı.
Raporda dikkat çeken verilerden biri de genç işsizliği oldu. DİSK-AR verilerine göre geniş tanımlı genç işsizliği yüzde 38,3’e ulaşırken, genç kadınlarda bu oran yüzde 49,1 seviyesine çıktı. NEET olarak tanımlanan “ne eğitimde ne istihdamda” gençlerin oranının ise yüzde 23,3 olduğu belirtildi.
Tanrıkulu, genç kadınların hem ekonomik hem de toplumsal baskılar altında olduğunu belirterek, NEET grubundaki gençlerin büyük bölümünü kadınların oluşturduğunu söyledi. Raporda genç kadınların psikolojik şiddet, dijital şiddet ve ekonomik baskılarla daha yoğun karşı karşıya kaldığı kaydedildi.
Barınma krizine de değinilen raporda, devlet yurtlarının gençler için güvenli alan olmaktan çıktığı savunuldu. Gençlerin önemli bölümünün başka bir şehirde ya da başka bir ülkede yaşama hayali kurduğu ifade edildi.
Tanrıkulu, sosyal medya paylaşımları nedeniyle gençlerin baskı altında hissettiğini belirterek, ifade özgürlüğü konusunda da sert eleştiriler yöneltti. Raporda gençlerin yüzde 25’inin internette tacize uğradığını, yüzde 23’ünün ise fikirleri nedeniyle dışlandığını söylediği aktarıldı.
Raporda ayrıca iş cinayetlerine dikkat çekildi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre, 2013-2025 yılları arasında en az 4 bin 544 genç işçinin hayatını kaybettiği belirtildi.
Sezgin Tanrıkulu’nun raporu şöyle;
19 MAYIS 2026: ERİYEN BİR NESİL, ÇALINAN BİR GELECEK
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramına bu yıl ekonomik ve siyasi krizin yanı sıra derin bir demografik çöküşün gölgesinde giriyoruz. Türkiye İstatistik Kurumunun son verileri, genç nüfus oranının yüzde 14,8’e kadar gerilediğini gösteriyor; bu sadece istatistiksel bir azalma değil ülkenin damarlarının kuruduğunun, pırıl pırıl zihinlerin bu topraklardan umudunu kestiğinin en somut kanıtı…
Geçtiğimiz yıl meydanlarda yükselen “Hak, Hukuk, Adalet” çığlığı, aslında var olma mücadelesinin ta kendisiydi. 2026 yılındayız ve karşımızdaki tablo hala içler acısı:
• Eğitimin İflas Eden Vaadi: Bugün artık “okumak” bir kurtuluş yolu olmaktan çıkmış durumda… Gençlerin yarısından fazlası eğitimin kendilerini daha iyi bir sosyoekonomik düzeye taşıyacağına inanmıyor; “eğitim eşittir başarı” denklemi yerini “eğitimli umutsuzluğa” bıraktı. AKP döneminde bilinçli çabayla niteliği yok edilen, içeriği boşaltılan eğitim sistemi, gençleri iş hayatına hazırlamak yerine diplomalı işsizler ordusuna katmaya yarıyor sadece. Orta sınıfın erimesiyle toplumun yoksullar ve zenginler olarak bölünmesiyle birlikte gençler, eğitimin vaat ettiği o “onurlu gelecek” kapısının yüzlerine kapandığını görüyor.
DİSK-AR verilerine göre, geniş tanımlı genç işsizliği rekor kırarken, her dört gencimizden birinin “Ne Eğitimde Ne İstihdamda (NEET)” olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Habitat Derneği’nin araştırmaları, gençlerin yüzde 84’ünün “göreli yoksunluk” içinde yaşadığını ortaya koyuyor. Gençlerin cebindeki para artık bir tiyatro biletine, bir kitaba değil; sadece günü kurtaracak bir yemeğe (o da belki) ancak yetiyor.
Türkiye’nin içine sürüklendiği ekonomik tablo ise gençliğin önüne bir var olma, ayakta kalma savaşı koyuyor.
Daha da vahimi, Türkiye’de çalışmak gençler için bir “hayatta kalma” meselesi haline geldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verileri, sadece son 10 yılda 4.000’den fazla genç işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini gösteriyor. 2024 yılında yitirdiğimiz motokurye Ata Emre Akman’ın annesinin can yakan sözleri hala kulaklarda:
“Bu katil, adalet sisteminin kademeli olarak yetiştirdiği bir katildir”.
Gençlerimiz fabrikalarda, kurye motorlarının üzerinde, inşaat iskelelerinde can verirken; adalet sistemi sadece bu katliamları seyrediyor.
• Kadınların Çifte Kıskacı: Bu tablonun en ağır yükünü genç kadınlar sırtlanmaktadır. NEET grubundaki gençlerin %73’nün kadın olması ve bu kadınların %65’nin ev içi emeğe hapsedilmiş olması, sadece bir işsizlik sorunu değil, sistemik bir toplumsal cinsiyet saldırısıdır. Kadınlar hem ekonomik krizin hem de toplumsal baskıların çarkları arasında nefessiz bırakılmaktadır.
• Barınma Krizi ve “Yurt Mahkumiyeti”: Gençlerin yüzde 84’ü göreli yoksunluk yaşarken, devletin sağladığı yurtlar birer güvence alanı değil; saldırıya açık, hijyenden uzak, sosyal imkanların kısıtlı olduğu “mahkumiyet alanlarına” dönüşmüş durumda. Ailesinin yanına sığınmak zorunda kalan veya kalitesiz yurt koşullarına mahkum edilen gençlerin yüzde 28’i başka bir şehre, yarısından fazlası ise başka bir ülkeye taşınma hayali kuruyor.
Bu demografik erime ve ekonomik çöküş, bir “yokluk” halinin ötesinde sokaklarda ve evlerde “şiddet mekanizması” olarak karşımıza çıkıyor. TEPAV’ın son verileri, Türkiye’de gençlik şiddetinin artık bireysel olaylar olmaktan çıktığını, sistemik bir kriz haline geldiğini gösteriyor.
• Dijital Zorbalık: Sokaklarda şiddetin, iş yerlerinde iş cinayetlerinin arasında sağ kalan gençler bir yandan da dijital zorbalıkla, ifade özgürlüğünün yok sayılmasıyla karşı karşıya…
Sosyal medyada bir şeyler paylaşan her gencin ‘Yargı’ ile karşılaşma olasılığını hesaplamak zorunda olduğu bu düzende, gençlerin sanal dünyası bile “açık hava hapishanesi” durumunda. En doğal hak olan ifade özgürlüğü “suç” haline geldi…
Gençlerin yüzde 25’i internette tacize uğradığını, yüzde 23’ü fikirleri yüzünden dışlandığını söylüyor. Esila Ayık’ın bir pankart nedeniyle tutuklanmasını hatırlayalım…
İfade Özgürlüğü Derneğinin verileri, Türkiye’nin bir “engelli web” ve “susturulmuş meydan” ülkesine dönüştüğünü kanıtlıyor. Gençler artık sadece sokakta değil, dijital dünyada da nefessiz bırakılıyor. Sosyal medyada paylaşım yapan, herhangi bir haksızlığı eleştiren her genç, ‘Yargı’ ile karşı karşıya kalıyor. Bugün gençler sadece bir pankartla fotoğraf çektirdikleri için tutuklanabiliyorsa; bu, hukukun gençleri korumak için değil, onları susturmak için bir sopa olarak kullanıldığının en açık belgesidir.
Gelecekten umudunu kesen, sosyal dışlanmışlığı sürekli yaşayan ve adaletsizliğin yaşamın her alanına sızdığını gören gençler, şiddet sarmalının içine çekiliyor…
Habitat Derneği’nin araştırmasında gördüğümüz gibi, gençlerin yüzde 84’ü maddi bir yoksunluk içinde yaşarken ve her dört gençten biri ne eğitimde ne istihdamda (NEET) yer alırken; iktidarın gençlere sunduğu tek şey “güvenlikçi politikalar” ve daha fazla sansür oluyor.
2005 yılında bursuyla ayda 29 kez tiyatroya gidebilen bir gencin, 2026 yılında ancak 6 kez gidebilmesi, sadece bir yoksullaşma değil, kültürel ve sosyal olarak toplumun dışına itilmedir.
19 Mayıs 2026 itibarıyla bizim görevimiz, gençleri “kurban” olarak gören bu dili reddetmektir. Gençlerin 19 Mart ruhuyla yükselttikleri “Hak, Hukuk, Adalet” çığlığı, sadece bir itiraz değil, yeni bir Türkiye’nin inşa iradesidir. Biz onlara sadece bayram borçlu değiliz; iş yerlerinde ölmedikleri, yurtlarda çürümedikleri, düşünceleri yüzünden hapsedilmedikleri bir ülke borçluyuz. Bu düzen değişecek, bu ablukayı gençler kendi elleriyle dağıtacak.
2026 (Nisan) Türkiye’de Gençliğe İstatistiklerle Bakış
Geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK 2025 verilerine göre, 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 12 milyon 708 bin 348 kişi olarak hesaplandı.
Genç Kadın İşsizliği (15-24): Yüzde 20,4…
Genç Erkek İşsizliği (15-24): Yüzde 12,8…
Genç İşsizliği (15-24): Yüzde 15,3…
2025 yılı için “geniş tanımlı genç işsizliği” yüzde 38,3, geniş tanımlı genç kadın işsizliği ise yüzde 49,1 düzeyinde…
DİSK Araştırma Merkezi’nin 2025 yılı “İşsizlik ve İstihdamın Görünümü” raporundan:
“TÜİK tarafından 15-24 yaş arası gençlerde dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 15,3 olarak açıklanırken TÜİK verilerinden yararlanarak hesapladığımız 15-24 yaş arası genç nüfusta geniş tanımlı işsizlik oranı 2025 yılında yüzde 38,3 olarak gerçekleşti. Geniş tanımlı genç işsizliği dar tanımlı genç işsizliğinden yaklaşık 23 puan fazla olarak gerçekleşti.
2025’te genç kadınlarda geniş tanımlı işsizlik rekor seviyeye ulaştı. 15-24 yaş arası genç kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 49,1’e yükseldi.
Genç erkeklerde dar tanımlı işsizlik yüzde 15,2 ve geniş tanımlı işsizlik yüzde 31,6 olarak hesaplanırken, 15-24 yaş arası genç kadınlarda ise dar tanımlı işsizlik yüzde 22,1, geniş tanımlı işsizlik yüzde 49,1 olarak hesaplandı.
Böylece dar ve geniş tanımlı işsizlik oranı arasındaki puan farkı genç erkeklerde 16,4 ve genç kadınlarda ise 27 puandır.
Gençlerde işsizlik oranlarının genel işsizlik oranlarından daha yüksek seyrettiği biliniyor. Öte yandan AKP döneminde gençlerde işsizlik vahim bir hal aldı. AKP’nin iktidara geldiği 2002 3. çeyreğinde gençlerde dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 18,3 ve geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 26,1 idi. Gençlerde dar ve geniş tanımlı işsizlik arasındaki puan farkı 7,8’di.”
NEET (Ne Eğitimde Ne İstihdamda) Oranı: Gençlerde yüzde 23,3’e ulaşırken genç kadınlarda bu oran yüzde 30,9’a kadar çıkıyor (erkeklerde yüzde 16,3)…
Üniversite Mezunları: 15-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 41’i aldığı eğitimin altındaki işlerde çalışıyor…
Örneğin; 2005 yılında bursuyla ayda 29 kez tiyatroya gidebilen bir öğrenci, 2025’te ancak altı kez gidebiliyor.
Habitat Derneği’nin “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma Raporu”na göre gençlerin yüzde 84’ü “göreli yoksunluk” yaşadığını belirtiyor.
Rapordan:
“Bu oran 2023’te yüzde 80, daha önceki yıllarda ise yüzde 65 civarındaydı. Göreli yoksunluk özellikle iş arayan gençlerde (yüzde 98), öğrencilerde (yüzde 94) ve ev gençlerinde (yüzde 89) oldukça yüksektir; ancak çalışan gençlerin yüzde 75’nin de bu duyguyu taşıması, ücret düzeylerinin gençler açısından yeterli görülmediğini göstermektedir. Nitekim 2017’de kendini “orta halli” olarak tanımlayanların oranı yüzde 61 iken, bu oran 2025’te yüzde 42’ye düşmüştür; kendini ‘iyi durumda’ görenlerin oranı ise yalnızca yüzde 18’dir”.
Beyin Göçü ve Gelecek Algısı: Habitat Derneğinin Raporuna göre, gençlerin yüzde 20’i eğitimine başka bir ülkede devam etmek istediğini, yüzde 28’i ise başka bir ülkeye yerleşmeyi düşündüğünü belirtiyor. Raporda bu konuda, “Bu oranlar 2023 yılında sırasıyla yüzde 28 ve yüzde 43 düzeyindeydi. Son iki yılda yaşanan bu gerileme, gençlerin yurt dışı planlarında daha temkinli bir tutum geliştirdiğini göstermektedir. Buna rağmen her dört gençten birinin göç etme isteği taşıması, konunun hala önemli bir eğilim alanı olduğunu ortaya koymaktadır” denildi.
Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet: TÜİK verilerine göre, 2025 yılında genç erkeklerde (15-24 yaş grubu) evlilik oranı yüzde 3,1 düzeyinde. Genç kadınlarda ise bu oran yüzde 10,7… Boşanmış genç kadınların oranı da genç erkeklerden daha yüksek. Genç kadınlarda boşanma binde 4, genç erkeklerde bu oran binde 1 düzeyinde.
TÜİK’in Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2024’e göre 15-24 yaş arası kadınlar, psikolojik şiddet, dijital şiddet, ısrarlı takip, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet ve cinsel şiddet başlıklarında en yüksek oranların görüldüğü grup.
Genç kadınların yüzde 15,2’si psikolojik şiddete, yüzde 7,3’ü dijital şiddete, yüzde 5,8’i ısrarlı takibe, yüzde 4,6’sı ekonomik şiddete, yüzde 3,8’i fiziksel şiddete, yüzde 1,8’i ise cinsel şiddete maruz kaldığını belirtiyor. Bu veriler, genç kadınların güvenlik ve gündelik yaşam açısından da çok katmanlı sorunlarla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
Son olarak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre;
2013’te -en az- 290 (15-17 yaş 41 çocuk/genç işçi; 18-27 yaş 249 işçi);
2014’te -en az- 332 (15-17 yaş 35 çocuk/genç işçi; 18-27 yaş 297 işçi);
2015’te -en az- 320 (15-17 yaş 45 çocuk/genç işçi; 18-27 yaş 275 işçi);
2016’da -en az- 332 (15-17 yaş 38 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş 294 işçi);
2017’de -en az- 341 (15-17 yaş 42çocuk/genç işçi, 18-27 yaş 299 işçi);
2018’de -en az- 329 (15-17 yaş 44 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş 285 işçi);
2019’da -en az- 284 (15-17 yaş 38 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş 246 işçi);
2020’de -en az- 304 (15-17 yaş 46 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş 258 işçi);
2021’de -en az- 263 (15-17 yaş 41 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş 222 işçi);
2022’de -en az- 427 (15-17 yaş 37 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş 390 işçi);
2023’de -en az- 428 (15-17 yaş 32 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş 396 işçi);
2024’de -en az- 444 (15-17 yaş 49 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş 395 işçi);
2025’te -en az- 450 (15-17 yaş 68 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş 382 işçi);
2013-2025 döneminde -en az- 4.544 genç işçi hayatını kaybetti…
(İSİG 2013-2021 döneminde 18-27, 2022’den sonra 18-29 yaş aralığını genç işçi olarak sınıflandırmıştır)











