Merzifon’un Arnavut köyünde gaz lambalı hayatta kalma ve huzur rehberi
Gardaşım, dünya üzerinde bundan daha efsane bir kombinasyon var mıdır la? Cami yanındaki o etrafı ağaçlı futbol sahasına toplanılmış… Sahada sadece köyün bebeleri yok, kadroda dayılar da var! İşin en tatlı, en kafa karıştıran tarafı ne biliyor musunuz? Sahada kıran kırana bir mücadele var ama tek kelime Türkçe yok, baştan sona Arnavutça!
Dayı oradan bağırıyor, berideki bebe defanstan Arnavutça taktik veriyor, öbürü pas istemek için bağırıyor… Hakem yok, çizgi yok; kale direği niyetine dikilmiş iki tane koca taş! Akşama kadar o tozun toprağın içinde, Arnavutça bağrışmalar eşliğinde koşturmaktan pestil çıkıyor. Maç bittiğinde bacaklar yara bere içinde, üst baş toz duman ama kafada sıfır stres, yüzde kocaman bir tebessüm!
Peki ya o akşamın gecesi? La işte insanın “Ahhh ulan ahhh!” diye iç çekeceği asıl o an başlıyor. Yorgunluktan bacaklar jöle gibi olmuş, odaya serilmiş mis kokulu o yer yatağı… Tepede ne avize var ne projektör. Ya bir mum ışığı titriyor duvarda ya da o gaz lambasının sarı, sıcak ışığı vuruyor odaya. O gaz yağının kendine has kokusuyla duvardaki gölgelerin dansını izlerken yer yatağına bir gömülüyorsun… Yemin ederim günümüzün en lüks otel yatakları o yer yatağının huzurunun çeyreği edemez! Ne şehir gürültüsü var, ne dert ne tasa. Mışıl mışıl, krallar gibi bir uyku!
Ama macera orada bitmiyor tabii! Sabahın köründe, daha horozlar bile tam ayılamamışken uyanıyorsun. Doğru köy çeşmesinin başına! O çeşmeden akan su değil, bildiğin dağdan gelen buz kütlesi! Elini o suya bir uzatıyorsun, parmaklar anında uyuşuyor. Yüzüne o suyu bir çarpıyorsun ki… Vay gardaşım vay! Ne uyku kalıyor, ne mahmurluk, ne yorgunluk! Beyin bir anda Formula 1 motoru gibi çalışmaya başlıyor, gözler fıldır fıldır açılıyor. Şimdiki sosyetenin “soğuk su terapisi” deyip dünya para verdiği şeyi biz 15 yaşında Merzifon’un çeşmesinde bedavaya yapıyorduk la!
Neydi o günler, ne güzel insanlardı o insanlar… O topun peşinde koşarken atılan kahkahalar da, gaz lambasının altındaki o derin huzur da, çeşmenin buz gibi suyunda dirilen o ruh da bir daha geri gelmez ama hatırası bile insanı ısıtmaya yetiyor.













