Merhaba değerli edebiyat severler. Eğitim, bir insanın sahip olabileceği en kıymetli hazinedir ve bu hazineyi bize öğretmenler sunar. Bilgisinin ışığında gelecek nesillere nefer olan, sabrı, özverisi ve fedakârlığı ile çocukların o güzel kalplerine dokunan sevgili öğretmen-yazar Funda Torunlar ile birlikteyiz.
Gelin hep birlikte kıymetli öğretmen-yazarımızı tanıyalım.
Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
“1971 yılında Trabzon’da doğdum. Kökenleri Artvin Arhavi’ye ait bir aileden gelmekteyim. İngilizce öğretmeni olarak otuz yıla yakın özel sektörde çeşitli okullarda çalıştım. Değerli yazar arkadaşlarımla İngilizce sınav kitapları ve ders kitapları yazdım. Çeviriler yaptım. Bugün hala mesleğimle ilgili çalışmalarım devam ediyor. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne kayıt yaptırdım. İkinci üniversitemi okuyacağım. Sosyoloji en ince ayrıntısına kadar incelemek istediğim bir alan ve yazma sürecime de oldukça katkısı olacağını düşünüyorum. İnsan ve tüm parametreleri ilgi alanım. Bu sene ilk romanımı yazdım ve Ağustos ayında romanım okuyucularla buluştu. Bunun için çok mutluyum. Bugüne kadarki tüm yaşam süreçlerimde elde ettiğim zihinsel birikimlerin yeni zeminlerde bir altyapı oluşturduğu ve bundan sonra gerçekleştirme fırsatı bulacağım tüm yeni oluşumlar için gerekli malzemelere sahip olduğum keyifli bir dönemin içindeyim.”
Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?
“Bana göre yazmak; kolektif bilincin bilinçaltı aracılığıyla kendisini bütünün parçası olan diğer bilinçlerde açığa çıkarmasıdır. Bu şahitlik ettiğiniz hayatın bakma cesareti gösterdiğiniz ve algınızı esneten her alanına sizi taşıyan, aynı zamanda bilmediğiniz ya da kendinizin yaşamadığı yaşamlara ulaşmanıza eşlik eden bir farkındalık hediyesidir. Kelimeler ve daha çok içindeki manaya olan ilgi ve iştiyakınızın size yeni algı kapıları açtığı bir süreçtir.”

Yaşadığınız coğrafyanın edebi açıdan ruhunuzu besleme ve kaleminize olumlu etkisi var mı?
Kesinlikle. Yaşadığımız coğrafya olarak ülkemizi ele aldığımızda, her yönüyle müstesna; bir insanın yaşam sürecinde ihtiyacı olan ve hatta ihtiyaç duyduğunun henüz farkında olmadığı pek çok şeyi bulabileceği çeşitliliğe sahip bir coğrafyadan bahsetmiş oluyoruz kanımca. Dillerin zihinleri oluşturduğu gerçeğinden yola çıkarsak ki “bir dil bir insan” ifadesi de aslında bunu ortaya koyuyor. Her dilin sahip olduğu tüm değer yargılarının, kabullerin ve inançların o dili konuşan toplumların kültürüne etki eden bir durum olduğunu görebiliyoruz. Bundan hareketle böyle bir çeşitlilikte doğru yerlere bakabiliyorsanız, insanın naif ve latif tarafına hitap eden, onu sığlıktan ve önyargıdan sıyıran değerleri anlıyor ve onlara ulaşabiliyorsanız ruhunuzun ve kaleminizin beslenmemesi mümkün değil. Yeter ki buna istekli olun.
Çocukların ve gençlerin okuma alışkanlıklarının arttırılması için sizce neler yapılmalı?
Öncelikle bu konunun önemine gerçekten vakıf olmak gerekiyor. Kitap okumayı uzunca bir zaman “boş zaman aktivitesi” olarak tanımlamış bir toplumda yetişmiş bireyler olarak çocuklarımızı bu noktadan, kitap okumanın yemek içmek kadar “hayati” olduğu noktasına getirmemiz gerekiyor. Klişelerden kurtulmalıyız. Bugünün çocuklarına ve gençlerine “Kitap okumak çok önemlidir.” “ Kitap okumak çok gereklidir.” cümleleri bir şey ifade etmiyor. Teknolojinin hızla geliştiği, çocukların ve gençlerin teknolojik pek çok ürünün arasında seçim yapamayacak kadar fazla çeşitliliğe maruz kaldığı böyle bir zamanda “kitap okumanın” bir alternatif aktivite olmanın ötesinde önem arz ettiğini göstermek gerekiyor. Dünyayla, yaşamla bağları güçlendirmenin en güzel yollarından biri olan kitap okumanın aynı zamanda insanın dimağını güçlendirecek en etkili aktivite olduğunu da deneyimletmek gerekiyor. Bunu gerek uzmanların destek programlarıyla ve uygulamalı etkinlikler ya da aktivitelerin artırılmasıyla gerek velilerin de içinde olduğu üzerinde uzun uzadıya düşünülmüş projelerle yapılandırılması gerekmektedir. Kütüphanelerin popüleritesini arttıracak araştırmalar ve projeler gerçekleştirilmeli, yazar ve okuyucu buluşmaları en üst seviyelere taşınmalıdır. Tabii ki tüm bahsettiğim şeylerden daha önemlisi önce büyüklerin ve ebeveynlerin, işiterek değil görerek davranış oluşturan çocuklara ve gençlere iyi bir okuyucu olduklarını ortaya koymalarıdır.

Öğretmenlik yazarlık kimliğinizi nasıl besliyor?
Öncelikle öğretmek için öğrenmeye açık olmak gerekiyor. Kendinizi durmadan güncellemeniz, sadece yaşadığınız coğrafyada değil dünyada olana bitene de vakıf olmanız gerekmekte. Çocuklar ve gençler bu dünyanın yeni sahipleri. Sizden daha zekiler ama tecrübesizler. Öğretmen yeni nesli daha fazla tanıma ve anlama gücüne sahip çünkü her sene yenisi geliyor. Bu durum öğretmenin bu yeniliğe ayak uydurabilmesi için kendisini donatmasını gerektiriyor. Bununla birlikte öğrenciye sadece öğretmiyorsunuz, gelişimini de takip ediyorsunuz. Dolayısıyla gözlemci ve pratik olmanız gerekiyor. Sadece öğrenciler değil, onların ebeveynleri ile de bir iletişim halinde bulunuyorsunuz ve bu durum farklı insanlarla durmadan aynı döngüde devam ediyor. Çok fazla insan ve olayla deneyim ve yaşanmışlıklarınız artıyor. Tüm bunlar bana göre yazarlık kimliğinizi besliyor.
Funda Hanım röportajımıza vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Sizin gibi kıymetli bir eğitim insanını tanımaktan, tanıtmaktan büyük keyif aldık ve onur duyduk. Işığınızla daha nice öğrencilere rehber olmanızı ve edebiyat dünyasına eserler kazandırmanızı dileriz.
Bu güzel sohbet için bana zaman ayırdınız için, asıl ben teşekkür ederim. Sizinle böyle bir sohbet içinde olmak benim için de çok keyifliydi. Yazarlık yolculuğumda varlıklarına müteşekkir olduğum, çalışmalarıma büyük bir özen ve özveriyle çok güzel katkılarda bulunan kıymetli editörüm İlknur Artuğ’a, kapak tasarımcım sevgili Eda Eroğlu Oral’a, ayrıca yazara ve emeğine büyük saygı duyan yayıncıma da buradan sevgilerimi yolluyorum. Elbette okurlarıma da sevgi ve şükranlarımı sunuyorum. Umarım hepimiz için faydalı ve keyifli bir buluşma olmuştur.













