Dünya üzerinde şehir içi coğrafyasıyla sürücülere bu kadar meydan okuyan çok az yer vardır. Dikmen, Keçiören, Seyranbağları… Ankara’da ehliyet almak yetmez; Ankara’da araba kullanabilmek için gizli bir “yokuşta kalkış ve kaymama” master’ı yapmak gerekir.
Özellikle kış aylarında hafiften bir kar çiselemeye görsün, Dikmen Yokuşu bir anda dünyanın en dik buz pistine dönüşür. Yokuşun alt başında bekleyen sürücülerin kafasında tek bir soru vardır: “Acaba ivmeyi alıp tek seferde çıkar mıyım, yoksa ortada kalıp geri geri süzülür müyüm?”
O an sokaktaki dayanışma ise takdire şayandır. Yolda kalan bir araba gördü mü, çevreden hemen üç beş kişi fırlatır: “Gardaşım bas gaza, arkadan itiyoz, direksiyonu kır sağa!” O araba o yokuşu çıkana kadar kimse elini taşın altından çekmez. Arabanın tekeri asfaltı kavradığı an, sanki milli takım gol atmış gibi bir sevinç yaşanır.
Ankara’nın yokuşları serttir, sürücüyü yorar, debriyaj balatasına ecel terleri döktürür; ama o yokuşların başında bekleyen insanının yardımlaşma duygusu, bu şehri her zaman ayakta tutan en büyük güçtür.













