İki yıl önce bugün, hepimiz bir felaketin içine uyandık. Peki, 6 Şubat’tan ders aldık mı? O günden bu güne neler değişti?
Hatay, Maraş, Adıyaman, Malatya, Gaziantep… Şehirler yerle bir oldu. Binlerce insanımızı kaybettik. Peki Türkiye’nin deprem gerçeği sadece 6 Şubat’la mı sınırlı? Körfez depremi, İzmir depremi… Biz bu acıyı ilk kez yaşamadık. 1999’da resmi rakamlara göre 17 bin insanın hayatını kaybettiği Körfez Depremi, 2011’de yüzlerce canı alarak yürekleri dağlayan Van Depremi ve 2020’de 117 canımızı alarak acıyı yeniden yaşattığı İzmir Depremi… Her felaket sonrası “Bu son olsun, artık önlem alalım” diye seslendik. Ve sonra, unuttuk.

Marmara depremi kapıda: Hâlâ vakit varken…
6 Şubat’ta yaşanan felaket, sadece bir günün ya da bir olayın sonucu değil. On yıllar boyunca deprem gerçeğini göz ardı ettik, alınması gereken önlemleri sürekli erteledik. Maraş dahil 11 vilayette yaşanan yıkım, depreme dayanıksız binaların güçlendirilip, inşaların yenilenmesinin yıllarca aksatıldığının acı bir göstergesi. Deprem tehlikesinin varlığı, son 20 yılda sekiz kez çıkarılan imar affıyla ve yapılan kurtarma tatbikatlarıyla geçici çözümler aranmaya çalışıldı. Ancak kentsel dönüşüm projeleri, acil ve esaslı önlemlerin alınması gereken bölgelerde hayata geçirilemedi. Sonuç olarak, ihmal ve temkinli geçiştirmeler yüzünden 55 binden fazla insanımız hayatını kaybetti.
Bilim insanları yıllardır İstanbul ve çevresini etkileyecek büyük bir Marmara Depremi konusunda uyarıyor. 1999’dan bu yana geçen çeyrek yüzyılda, bu felakete karşı ne kadar hazırlandık? 6 Şubat’tan sonra deprem, siyaset üstü bir mesele haline geldi mi? Önlemler, polemiklerden daha mı önemli görüldü? Ne yazık ki cevap koca bir hayır.
Olası bir Marmara Depremi, sadece İstanbul’u değil, Türkiye’nin ekonomisini, sosyal yapısını ve milyonlarca insanın hayatını derinden etkileyecek. Bu gerçeği bilerek hareket etmek zorundayız. “Deprem olursa ne yaparız?” sorusundan ziyade, “Deprem olmadan önce ne yaparız?” sorusunu sormak gerekiyor. Çünkü geçmişe takılıp kalmak, gelecekte aynı hataları tekrarlamaktan başka bir şey değildir. Şehirlerimizi depreme dayanıklı hale getirmek için hâlâ vaktimiz var. Ancak bu vakit sonsuz değil.

Geleceğe yönelik dersler ve acı gerçekler
Günümüzde, depreme karşı alınması gereken önlemler konusunda bir kez daha uyanışa ihtiyaç duyuyoruz. Afetlerle mücadelede bürokratik hızı artırmak adına, EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar’ın da belirttiği gibi, Afet Bakanlığı gibi tek merkezden hareket edilebilecek kurumlar oluşturulmalı. Ancak yalnızca yeni bir bakanlık kurmak yeterli değildir. Sorun, temelinde de stratejik planlamanın ve kararlı adımların eksikliğinde yatıyor.
Tokyo yapabiliyor da biz neden yapamıyoruz? San Francisco ayakta kalabiliyor da biz neden başaramıyoruz? Soru burada; deprem olmadan önce acil ve etkili tedbirler almak hayati önem taşıyor. 6 Şubat 2023’ü yaşayan bir ülkenin, 6 Şubat 2025’e kadar aynı yerde sayması, acı tecrübelerden ders alınmadığının en büyük göstergesidir. Depremde hayatını kaybedenlere ve halen depreme dayanıksız binalarda oturan yüzbinlerce vatandaşa karşı olan sorumluluğumuz, devletin ve toplumun vicdanını zedelemektedir.
Yıllardır deprem konusunda farklı açılardan uyarılarda bulunan uzmanlar, dünyanın en iyi uygulamalarını örnek gösterip acil önlemler alınması gerektiğini dile getirdi; ancak uygulamaya geçilmedi. Göz yummalar, geçiştirmeler ve çıkarılan imar affları, bu felaketin izlerini daha da derinleştirdi.
Eğer bugün, gelecekte gelebilecek yıkıcı Marmara Depremi ihtimaline karşı yeterince hazırlıklı olmazsak, geçmişi tekrarlamak kaçınılmaz olacaktır. Artık deprem gerçeğini unutmamak, unutulmasını engellemek ve alınacak derslerle yeni, sağlam adımlar atmak zamanıdır. Milletimizin geleceği, ancak acı derslerin ardından alınacak gerçek önlemlerle daha güvenli yarınlara ulaşabilir. Geçmişin ihmallerinden ders çıkaran, sorumluluğunu bilen bir toplum olursak; deprem, bir daha asla aynı bedeli ödetmeyecektir.













