“Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizimiz kapsamında bu kez, şiire gönül vermiş, kalemiyle ve eserleriyle Türk şiirine emek veren; kelimelerle ömrünü ören, hece vezninin kadim sadasını bugüne taşıyan değerli şairimiz Sayın Cihan Berdibek’i konuk ediyoruz.
Şiire ve şaire verilen emeğin, yalnızca bugün değil, gelecek kuşaklar için de kıymetli bir iz bıraktığına inanıyorum. Bu nedenle, şiir dünyasına kendi kalemiyle katkı sunan isimlere duyduğumuz vefayı görünür kılmayı önemsiyorum.
Sayın Cihan Berdibek, merhaba, hoş geldiniz. Sizi ağırlamaktan ve bu vefa söyleşisinde konuğum olmanızdan memnuniyet duyuyorum. Şimdi söz sizde…
Merhaba! Hoş bulduk. Bu değerli vefa dizisi ve nazik konukseverliğiniz için çok teşekkür ederim. Sorularınızın, yaklaşık yirmi yıllık şiir yolculuğuma, iç dünyama ve sanata bakış açıma ışık tutacağına inanıyorum. “Dildar” namıyla, hece vezninin o kadim sadasıyla yazdığım bu yolda, soracağınız sorulara samimiyetle, tanıdığınız kadarıyla ve kalbimin süzgecinden geçirerek cevap vermek isterim. Siz soracaksınız, ben de kendi penceremden, içimden geldiği gibi anlatmaya çalışacağım.
Öncelikle sizi henüz tanımayan okuyucularımız için Cihan Berdibek kimdir? Fobileriniz ve hobileriniz nelerdir?
Girişte de ifade ettiğiniz gibi, kelimelerle ömrünü ören, Türk şiirinin geleneksel sesini bugüne taşımaya gayret eden bir şairim. Hayatı boyunca hakikat arayışında olan, kalemi ve kağıdı birer sığınak değil, birer sorumluluk alanı olarak gören bir insanım. “Dildar” mahlasıyla yazdığım şiirlerimde, geleneksel Türk edebiyatının o zarif dokusunu yaşatmaya çalışıyorum.
Fobilerime gelecek olursak; en büyük korkum, hayatın koşturmacası içinde samimiyeti ve insan kalabilmeyi yitirmek, kelimelerin o masum ve saf gücünü kirletmektir. Hobilerim ise hayatımın zaten merkezinde yer alıyor: Şiir yazmak, türkü dinlemek, kelimelerin köklerine inerek etimolojik okumalar yapmak, eski plakları karıştırmak ve mütevazı dünyamda dostlarla demli bir çay eşliğinde edebiyattan konuşmak.
1980 yılında Elazığ’da doğan Cihan Berdibek, yaklaşık yirmi yıldır şiirle ilgilenen şair ve yazardır. İlk, orta ve lise öğrenimini Elazığ’da tamamlayan Berdibek, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde öğrenim görmüş; meslek hayatını kamu sektöründe sürdürmüştür.
Şiirlerinde aşk, ayrılık, hasret, özlem, kader ve insanın iç dünyası gibi temaları işleyen Berdibek, özellikle hece şiirine bağlılığı ve geleneksel Türk şiiri söyleyişini sürdürmesiyle dikkat çekmektedir. Efsa, Yüreğimin Depremi, Surâde ve Aşikâr adlı şiir kitapları bulunmaktadır.
Şiirle ilk tanışmanız nasıl gerçekleşti? Yaklaşık yirmi yıllık şiir yolculuğunuzda sizi kalemi elinize almaya ve şiir yazmaya yönelten ilk duygu, insan veya olay neydi?
Şiirle ilk tanışmam, çocukluk yıllarımda dinlediğim türkülerin ve evimizde ezberlenen o güzel manilerin tınısıyla başladı. Yaklaşık yirmi yıllık bu yolculuğu başlatan ne tek bir olay ne de sadece bir insandı; daha çok içimdeki tarifsiz bir sızının, kelimelere dökülmediği sürece beni rahat bırakmayacağını fark etmemdi. İnsanın içindeki coşkuyu, hüznü ve hayata dair taşıdığı yükü başka hiçbir şeyle, şiir kadar zarif ve kalıcı bir biçimde ifade edemeyeceğini anladığım an, kalemi elime aldım.
Hece şiirine olan bağlılığınız dikkat çekiyor. Sizi hece veznine yönelten temel sebepler nelerdir? Hece şiirinin Türk edebiyatındaki yerini ve bugün hâlâ taşıdığı anlamı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hece vezni, Türk milletinin hafızası, kulağının ezberidir. Sizi heceye yönelten temel sebep, bu toprağın sesine kulak vermektir. 7’li, 8’li, 11’li kalıplar birer kafes değil, aksine duygunun ve düşüncenin en mükemmel şekilde akmasını sağlayan nehir yataklarıdır. Hece şiirinin Türk edebiyatındaki yeri temelsiz düşünülemez; o, Yunus’un, Karacaoğlan’ın, Âşık Veysel’in nefesidir. Bugün hâlâ taşıdığı anlam ise modern dünyanın gürültüsü içinde insana kendi özünü, köklerini ve ruhsal sükûnetini hatırlatan bir sığınak olmasıdır.
Günümüzde serbest şiirin oldukça yaygın olduğu bir edebiyat ortamında hece şiirini tercih etmek, sizin açınızdan yalnızca bir şiir biçimi tercihi midir, yoksa aynı zamanda Türk şiir geleneğine karşı bir sorumluluk mudur?
Serbest şiir elbette edebiyatımızın zenginliklerinden biridir ve kıymetlidir; ancak benim tercihim kesinlikle bir sorumluluk bilincinden doğar. Gelenek, üzerine bir şey koyarak geleceğe taşınması gereken kutsal bir emanettir. Eğer bizler hece veznini, kafiyeyi, Türkçenin o eşsiz mûsıkîsini korumazsak, nesiller arası bağ kopar. Bu anlamda hece şiiri yazmak, benim için geçmişe duyduğum vefanın ve Türk şiir geleneğine karşı taşıdığım millî ve estetik bir sorumluluğun gereğidir.
Şiirlerinizde aşk, ayrılık, hasret, özlem, kader ve insanın iç dünyası gibi temaların öne çıktığı görülüyor. Şair Cihan BERDİBEK’in şiir dünyasında bu temaların özel bir karşılığı var mı?
Şiirlerimde aşk, ayrılık, hasret, özlem ve kader gibi temaların ağırlıkta olması tesadüf değildir. İnsan olmanın, bu dünyada bir “gurbet” hissiyle yaşamanın özünde bunlar vardır. Şair Cihan Berdibek için bu temalar, hayatın ta kendisidir. Aşk, sadece iki insan arasındaki duygu değil; insanın yaradanına, evrene ve hakikate duyduğu derin iştiyakın adıdır. Ayrılık ve hasret ise bu dünyadaki imtihanımızın en keskin köşeleridir.
Bir şiirin doğuş anı sizin için nasıl gerçekleşiyor? Önce bir duygu mu geliyor, bir kelime mi, bir mısra mı, yoksa yaşanmış bir olay mı şiirin başlangıç noktasını oluşturuyor?
Bir şiir bende asla sıfırdan, mekanik bir çabayla başlamaz. Çoğu zaman bir kelime, bir cümle ya da sokakta yürürken kulak misafiri olunan bir ses tetikleyici olur. Bazen de derin bir hüzün veya coşku anında zihne düşen tek bir mısra, çorap söküğü gibi diğer dizeleri arkasından getirir. Şiir bende önce bir tını, bir ritim olarak doğar; daha sonra kelimeler o ritmin üzerine birer tuğla gibi yerleşir.
Şairin yaşadıkları ile yazdıkları arasında nasıl bir ilişki olduğunu düşünüyorsunuz? Şair, kendi hayatından ne ölçüde beslenmeli; şiir ne ölçüde şairin özel dünyasının dışına çıkıp okurun ortak duygusuna dönüşmelidir?
Şair, kendi hayatının tarlasını sürmeden başkasının bahçesine meyve ektiremez. Şair yaşadıklarından, acılarından, sevinçlerinden beslenmelidir; çünkü samimiyet ancak bu şekilde yakalanır. Ancak şiir, odada yalnız kalıp yazılan bir günlükten ibaret kaldığı sürece eksiktir. Büyük şiir, şairin özel dünyasından çıkıp evrensel bir boyuta evrilen, okurun okuduğunda “Bunu sanki benim için yazmış” dediği ortak bir duygu adasına dönüşebildiği ölçüde değerlidir.
İlk kitaplarınızdan Efsa ile başlayan ve Surâde ile devam eden kitap yolculuğunuzu bugün nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu eserler, şiir serüveninizin hangi dönemlerini ve hangi değişimleri yansıtıyor?
Efsa ile başlayan bu yolculuk, çıraklık dönemimin heyecanını, arayışlarını ve kelimelerle ilk büyük kavgalarımı barındırır. Surâde ise o heyecanın biraz daha olgunlaştığı, sesin ve üslubun oturduğu, hayatın acı tatlı tecrübeleriyle demlendiği bir dönemi temsil eder. Bu eserler, benim içsel olgunlaşma serüvenimin, hayata ve şiire bakışımdaki evrimin basamaklarıdır.
Son dönemde okurlarla buluşan Aşikâr kitabınız, yaklaşık yirmi yıllık şiir birikiminizin önemli bir sonucu olarak öne çıkıyor. Bu kitabın ortaya çıkış süreci nasıl gelişti ve Aşikâr sizin şiir yolculuğunuzda nasıl bir yere sahip?
Yaklaşık yirmi yıllık bir emeğin, sabrın ve birikimin meyvesidir Aşikâr. Uzun yıllar boyunca dosyalar arasında bekleyen, demlenen, olgunlaşan şiirlerin bir araya gelmesiyle doğdu. Adı üstünde; artık saklanmayan, gizlenmeyen, şairin yıllar içinde vardığı duruluğu ve hakikati tüm berraklığıyla ortaya koyan bir kitap. Şiir yolculuğumda bir dönüm noktası ve bugüne kadar yazdıklarımın en olgun özeti niteliğindedir.
Şiir yalnızca yazılan bir metin midir, yoksa sesle birlikte yeniden anlam kazanan bir sanat mıdır? Şiirlerin seslendirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz ve kendi şiirlerinizi seslendirirken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Şiir, kağıt üzerinde sessiz duran bir metin olduğunda aslında yarım kalmıştır. Şiir, sesle, nefesle, vurguyla var olan bir mûsıkîdir. Kelimelerin kulakta bıraktığı ses, anlamın kapılarını aralar. Kendi şiirlerimi seslendirirken özellikle hece vezninin o ahenkli yürüyüşünü bozmamaya, kelimelerin hakkını vermeye, abartılı tiyatroculuktan uzak, tamamen hissederek ve o duygunun içine girerek okumaya özen gösteririm. Ses, şiirin can damarıdır.
Bir şairin zaman içerisinde kendine özgü bir şiir dili ve üslubu oluşur. Sizin şiirlerinizi dinleyen ya da okuyan bir kişi, isminizi görmeden veya duymadan, “Bu kesinlikle Cihan BERDİBEK’in kaleminden çıkmıştır.” diyebileceği kendinize özgü bir şiir imzanız olduğunu düşünüyor musunuz?
Yirmi yıllık bir emeğin ardından, şiirle hemhâl olan bir okurun, bir eseri okuduğunda ya da dinlediğinde “Bu Cihan Berdibek’in kalemidir” diyebileceği bir ses tonum, bir üslup rengim olduğunu düşünüyorum. Çünkü kelime seçimlerim, mısra yapılarımdaki o geleneksel ama bir o kadar da içten akış, hayata bakışımdaki hüzünlü ama vakur duruş, şiirlerime silinmez bir imza atıyor. Bunu okurlardan duymak da ayrıca bir mutluluk vesilesidir.
Bugün şairlerin okura ulaşmasında sosyal medya önemli bir alan hâline geldi. Sosyal medyayı şiir açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle müsait oldukça katıldığınız TikTok canlı yayınlarında kendi şiirlerinizi seslendirmeniz, şiirlerinizi doğrudan dinleyiciyle buluşturmanız ve sosyal medya üzerinden okurlarla kurduğunuz iletişim size ne katıyor?
Sosyal medya, doğru kullanıldığında şiirin kütüphane raflarından çıkıp halkın kalbine ulaşmasında çok güçlü bir köprüdür. Özellikle katıldığım TikTok canlı yayınlarında, şiirlerimi doğrudan dinleyiciyle buluşturmak, onlarla anlık bağ kurmak bana çok şey katıyor. İnsanların o anki samimi tepkilerini görmek, şiirin hâlâ bu toplumda ne kadar büyük bir karşılığı olduğunu, ruhların ne kadar çok şiire susadığını fark etmek bu yoldaki en büyük azığım oluyor.
Bir şiirin şaire ait olduğu kadar okura da ait olduğuna inanır mısınız? Okurun bir şiiri kendi hayatından bir parçayla özdeşleştirmesi, şair açısından şiirin en önemli başarısı olabilir mi?
Kuşkusuz! Şiir yazıldıktan sonra artık şairin tekelinden çıkar ve okurun malı olur. Okur, o şiiri kendi hayatının, kendi aşkının, kendi ayrılığının merkezine koyabildiği ölçüde şiir gerçek anlamını bulur. Bir okurun bana gelip “Bu şiiri sanki benim hayatımı yaşayarak yazmışsınız” demesi, bir şair için elde edilebilecek en büyük başarı ve ödüldür.
Elazığ, güçlü bir kültürel ve edebî birikime sahip şehirlerden biri. Elazığ’ın sizin şair kimliğiniz ve şiir dünyanız üzerindeki etkisi nedir? Sizce şehirlerin edebiyat ve sanat insanlarının yetişmesindeki rolü yeterince değerlendiriliyor mu?
Elazığ; Harput’un o kadim kültürüyle, makamlı türküleriyle, mahalli söyleyişleriyle başlı başına bir şiir şehridir. Bu topraklarda doğmuş, bu kültürle beslenmiş olmak benim şiir dilimin tınısını, edasını ve derinliğini doğrudan şekillendirmiştir. Elazığ ağzındaki o zenginlik, Harput musikisindeki o hüzünlü ve vakur hava şiirlerimin alt yapısını oluşturur. Ne yazık ki günümüzde bu köklü kültürel birikimler bazen hak ettiği ölçüde yeterince değerlendirilemiyor, ancak bizler eserlerimizle bu vefayı yaşatmaya çalışıyoruz.
Bugünün gençleri şiire ve edebiyata geçmiş kuşaklar kadar ilgi gösteriyor mu? Genç bir şairin Türk şiir geleneğini tanıması, usta şairleri okuması ve kendi şiir dilini oluşturması için sizce nasıl bir edebiyat yolculuğundan geçmesi gerekir?
Bugünün gençliği dijital dünyanın hızına kapılmış olsa da şiire ve edebiyata karşı içten bir merak barındırıyor; ancak bu ilgi eski kuşaklardaki sabırlı okuma alışkanlığından biraz uzak. Genç bir şairin kendi dilini bulabilmesi için öncelikle Türk şiirinin köklerini (Divan şiirini, halk şiirini, cumhuriyet dönemi ustalarını) ezbere bilmesi, çok okuması, sabretmesi ve en önemlisi kolaya kaçmadan kelimelerin irfanıyla pişmesi gerekir. Şiir, sabır işidir.
Son olarak “Türk Dili ve Edebiyatına, Türk Şiirine ve Türk Şairlerine Vefa” kapsamında size sormak isterim: Türk şiirinin bugününü ve geleceğini nasıl görüyorsunuz? Gelecek kuşaklara Cihan BERDİBEK’in şiirlerinden, kitaplarından ve yaklaşık yirmi yıllık şiir yolculuğundan nasıl bir iz kalmasını arzu edersiniz?
Türk şiirinin bugünü biraz gürültülü olsa da, kökleri çok derinde olduğu için geleceğinden asla endişe duymuyorum; çünkü bu milletin ruhunda şiir vardır. Gelecek kuşaklara; kalemi namusu bilmiş, hece vezninin o asil bayrağını en samimi şekilde taşımış, insanı ve hakikati merkeze koymuş yaklaşık yirmi yıllık tertemiz bir şiir yolculuğu ve bu topraklara duyulan büyük bir vefanın izini bırakmayı arzu ediyorum.
Bu keyifli ve ufuk açıcı sohbet için çok teşekkür eder, okuyucularınıza selam ve sevgilerimi sunarım.
Sayın Cihan BERDİBEK, şiir yolculuğunuzu, hece şiirine olan bağlılığınızı ve kelimelerle ördüğünüz dünyanızı bizlerle paylaştığınız için biz teşekkür ederiz.
Vefa söyleşimize ayırdığınız zaman, samimi cevaplarınız ve Türk şiirine verdiğiniz emek için müteşekkiriz; şiirinizin nice güzel mısralarla yoluna devam etmesini diliyorum.
Söyleşimizin ardından, şiirlerinize de yer vererek okurlarımızı şiir dünyanızdan bir parçayla buluşturmak istedim.
Kaleminiz daim, şiiriniz bol olsun.
SURÂDE VURGUNU
Kurşun geçmez kalbime ok nedir ki Surâde,
Ben karana talibim ak nedir ki Surâde,
Yükledim umudumu kuşların kanadına,
Çıkar tenimden canı sök nedir ki Surâde.
Parçalanmış ruhumda dönüp duruyor Kerem,
İlahi bir kanundur dudaklarında çarem,
Tutuşmanın ahiri ya kül olur ya verem,
Nemrut gibi ateşte yak nedir ki Surâde.
Tufanının mağduru tüm çağların yorgunu,
Dildarda son istila gözlerinin vurgunu,
Ölürsem senden önce üstlenirim sorgunu,
Sür mermiyi namluya çek nedir ki Surâde.
Sen ki gönül incimsin en derinde saklarım,
Hasretinin izidir saçımdaki aklarım,
Vahdet denen menzile yürüyor ayaklarım,
Gözüm, gönlüm hiçlikte çok nedir ki Surâde.
Sırtımdan indirmeden bendeki melalini,
Anlasan anlatmazdım aşkın ihtilalini,
Sevdim işte, sevdiğim bir tek ihtimalini,
Bu sevdanın yolunda yük nedir ki Surâde.
Yalnız sana yenildim koskoca gururumla,
Hiçe sayıp ömrümü oynadın onurumla,
İhtişamın önünde koşulsuz huzurumla,
Varlığınla var oldum yok nedir ki Surâde.
Geldik ve gidiyoruz arzu hâlim ayandır,
Beni dinlemeyen ben ahvalime beyandır,
Adresim bundan sonra göğsündeki sol yandır,
Senin sevda dağında dik nedir ki Surâde.
Bu sevdanın yolunda yük nedir ki Surâde.
Cihan BERDİBEK
KENDİ KENDİME
Saçından bir teli gönül haneme,
Koparıp taç yaptım kendi kendime,
Giderken verdiğin şalı sineme,
Dayayıp kokladım kendi kendime.
Gelipde görürsün düşkün halimi,
Tutarsın diyerek bir gün elimi,
Hep sustum dağladım mahsun dilimi,
Maziyi yokladım kendi kendime.
Nedir bu işkence nedir bu çile,
Revamı gönlüme bu hain hile,
Bir korkak gecede gölgemi bile,
Hüzünle sakladım kendi kendime.
Sararmış benzimi karşıma koyup,
Aynada izledim günahtan soyup,
Yalana dolana ta dünden doyup,
Sevdamı akladım kendi kendime.
Bu hesap kapanmaz sorulur elbet,
Mahşerde o divan kurulur elbet,
Seninde yüreğin yorulur elbet,
Her gece bekledim kendi kendime,
Yoruldum kahrettim kendi kendime.
Cihan BERDİBEK














