26 Nisan 2026, Pazar
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Politika - Rektör atamalarının dünyada eşi benzeri yok!

Rektör atamalarının dünyada eşi benzeri yok!

Haberton - Haberton
5 Mayıs 2025
- Politika
Okuma Süresi:14 dakikalık okuma
A A
0
Rektör atamalarının dünyada eşi benzeri yok!
Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, “Rektör atamalarının dünyada eşi benzeri yok! Rektörleri ve YÖK üyelerini tek kişinin atadığı bir ülke yok” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş yükseköğretimde rektör atamaları hakkında açıklama yaptı

Özçağdaş’ın açıklama metni şöyle:

YÖK Üyelerinin ve Rektörlerin Cumhurbaşkanı Tarafından Atanmasının AYM Tarafından İptaline Dair Basın Açıklaması

Bugün yükseköğretim ve üniversiteleri ilgilendiren önemli bazı konuları paylaşmak için karşınızdayız. Sizlerin aracılığınızla kamuoyunu bilgilendirmek, hükümeti ve yetkilileri Anayasa’ya uymaya bir kez daha davet etmek istiyoruz.

Hukuk devleti olmanın gereği olarak, erkler ayrılığına dikkat çekmek, yasama yetkisinin TBMM’de olduğunu ve devredilemeyeceğini, Kanun Hükmünde Kararnamelerle TBMM’nin devre dışında bırakılmasının Türkiye’yi her alanda olduğu gibi eğitim ve yükseköğretim alanında da garabet uygulamalara götürdüğünü söyleyerek başlamak isterim.  

Bildiğiniz gibi CHP olarak 4 Haziran 2018’de Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız başvuru 6 yıl sonra, geçen yıl 4 Haziran 2024 tarihinde sonuçlandı.

Anayasa Mahkemesi Resmî Gazete’de yayınlanan 2023/212 sayılı kararda, 703 Sayılı KHK ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda yapılan değişikliklerden, rektör atama düzenlemesinin kamu hizmetine girme hakkıyla ilgili olduğu, Anayasa’nın mülga 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek yasak alanda kalmakta olduğundan Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Yine Karar’da, rektör belirleme süreçleri konusunda düzenleme yapmaya Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkili olduğu belirtildi ve 12 ay içerisinde bir kanun yapması için süre verdi.  

Verilen süre 1 ay sonra bitecek olmasına karşın TBMM Başkanlığı’na rektör atamalarıyla ilgili iktidar partisi tarafından sunulan bir kanun teklifi bulunmamaktadır. Geçen yıl karar açıklandığında CHP olarak geç kalmış ama olumlu bir gelişme olduğunu, daha fazla vakit kaybetmemek için bir yıllık süreyi beklemeksizin Kanun yapmanın üniversiteleri rahatlatacağını söylemiş ve çağrıda bulunmuştuk. Kararın hemen ardından Muğla Milletvekilimiz Gizem Özcan bu konuda 11.06.2024 tarihinde bir araştırma önergesi vermişti. Konuyu gündemde tutmak için farklı defalar basın açıklamaları yaptık. İzmir Milletvekilimiz Yüksel Taşkın 08.04.2025 tarihinde konuyu hatırlatan bir soru önergesi verdi, Bursa Milletvekilimiz Kayıhan Pala geçen hafta rektör seçimine dair bir kanun taslağı önerisi sundu. Ama çağrılarımıza uyulmadı ve 11 aydır Rektörler ve YÖK Üyeleri Anayasaya ve AYM kararına aykırı olarak atanmaya devam etti.

Bugün bir kez daha konuyu kamuoyunun gündemine getiriyor ve Yüce Meclisin çatısı altından sorumluların görevlerini hukuk devleti ilkelerine göre yapmaları için uyarımızı tekrar ediyoruz.

Bu süre içinde

26 Temmuz 2024 tarihinde 11 üniversiteye,

16 Ağustos 2024 tarihinde 13 üniversiteye,

21 Eylül 2024 tarihinde 6 üniversiteye,

21 Aralık 2024 tarihinde 14 üniversiteye,

10 Nisan 2025 tarihinde 13 Üniversiteye olmak üzere

5 farklı kararname ile toplam 56 üniversiteye rektör atandı. Bunların arasında Anadolu Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, ODTÜ, İTÜ, KTÜ, Hacettepe ve Atatürk Üniversitesi gibi eski, köklü, öğrenci sayısı, fakülte ve bölüm sayısı çok fazla olan, büyük bütçelere sahip üniversiteler olduğu gibi; Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi gibi yeni kurulan Üniversiteler de bulunuyor. Mesela Anadolu Üniversitesi’ne 26 Temmuz 2024 tarihli aramada Fuat Erdal atanıyor ama her ne hikmetse hemen istifa ettiriliyor ve 21 Aralık tarihli atamada Yusuf Adıgüzel atanıyor.

Eskişehir’de 14 Mart tarihinde yaptığımız basın açıklamasında da belirtiğimiz gibi Anadolu Üniversitesi’nin eğitim-öğretime ayrılması gereken gelirinin büyük bölümü nereye harcandığı şeffaf olmayan bir şekilde YÖK’e aktarılmaktadır. Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne; hükümetin iki gözde Rektörü, üniversitelerindeki çalışma barışını ve motivasyonu yerle bir eden ODTÜ’nün eski rektörü Verşan Kök’ün Rektör olarak, Boğaziçi’nin kayyum rektörü Naci İnci’nin ise Konsey üyesi olarak atanması keyfiliğin boyutunu göstermesi bakımından ayrıca önemlidir.

Türkiye’de rektör belirleme ve atama daha önceki dönemlerde hiçbir şekilde bugünkü kadar keyfi yapılmamıştı.

  • 1946-1980 yılları arasında öğretim üyelerinin seçimi ile,
  • 1980-1992 arasında YÖK’ün önerdiği üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından atama ile,
  • 1992-2016 yılları arasında ise üniversite öğretim üyelerinin seçimle belirlediği altı adayın YÖK tarafından belirlenen üçü arasından Cumhurbaşkanının ataması şeklinde gerçekleşmişti.
  • 2016’da OLAĞANÜSTÜ HAL tüm kurumlarda olduğu gibi yükseköğretim kurumlarının da sindirilmesi, demokrasiden ve kurum kültürlerinden uzaklaştırılmaları için kullanıldı. Bu kapsamda çıkarılan 676 sayılı KHK ile rektör atamaları doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından yapılmaya başlandı, 2018 yılında Başkanlık sistemine geçildikten sonra aynı yıl çıkarılan 703 sayılı KHK ile doğrudan atama usulüne devam edilmesi şeklinde düzenlendi.

AYM’nin 4 Haziran 2024 tarihli iptal kararında yer alan düzenlemeyi bu kapsamda bir kez daha hatırlatalım! 

  1. AYM YÖK üyelerinin Üniversitelerarası Kurul tarafından seçilen kısmı için Üniversitelerarası Kurulun seçmesinin yeterli sayılmadığı, ayrıca Cumhurbaşkanının onayına sunulmasının istenmesinin gerekliliğini iptal etti. Çünkü Anayasamızın 131 ve 132. Maddeleri gereğince yükseköğretimin ülke çapındaki tek yetkili organı olan YÖK’tür. 2547 sayılı yükseköğretim yasasına göre yükseköğretimin tüm süreçlerinde en üst karar organı olan YÖK Genel Kurulunda toplam 21 YÖK üyesi bulunmaktadır.

Bu üyelerden 7 sini Cumhurbaşkanı, 7 sini Bakanlar Kurulu ve 7 sini Üniversitelerarası Kurul seçmekteydi. 2018 yılında gelen KHK ile artık fiili olarak YÖK’ün tüm üyelerini Cumhurbaşkanı atamaktadır. Bu durumun ne kadar önemli ve çarpık sonuçlar doğurabileceğini yakın zamanda YÖK’ün Sayın İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi gibi tamamen siyasi konularda taraf olmasında yaşadık.

Yükseköğretimi siyasetten bağımsız tutmak için kurulan YÖK, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidara geldiği ilk yıllarda kaldıracağını söylediği YÖK, ama üye atamasında hiçbir denge mekanizmasının kalmadığı YÖK, artık tamamen siyasetin emrine girmiştir. Bu kadarını 12 Eylül askeri rejimi bile yapmamıştı.

Oysa YÖK’ün siyasetten bağımsız ve özerk bir üst yönetim organı olması gerekmektedir. YÖK üyelerinin hangi liyakat kriterlerine göre seçildiği belli değildir. Ama bir başka sorun da üniversiteler bünyesindeki tüm bilim alanlarının temsil edilmemesidir.

Yükseköğretimde 12 temel bilim alanı varken mevcut YÖK üyelerinin 6 Mühendislik, 5 Sosyal, Beşerî ve İdari Bilimler, 3 İlahiyat ve 1 Tıp alanından gelmekte; 7 bilim alanından (Eğitim Bilimleri, Fen Bilimleri ve Matematik, Filoloji, Güzel Sanatlar, Mimarlık-Planlama ve Tasarım, Spor Bilimleri, Ziraat-Orman ve Su Ürünleri) hiçbir YÖK üyesi bulunmamaktadır. Bu alanlar YÖK kararlarında temsil edilmemektedir.

  • AYM kararının ikinci boyutu Rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanmasına ilişkin hükmü iptal etmesidir. Rektörlerin tek imza ile ve hiçbir şeffaf değerlendirme kriterine dayandırılmadan, kamuoyu ile paylaşılmadan atanmaları ve çok geniş yetkilere sahip olmaları tüm üniversiteleri tek bir partinin hükmü altına sokmaktadır. Kararın gerekçesinde, rektör atama yetkisinin sadece Cumhurbaşkanı’na verilmesinin ve herhangi bir nitelik aranmamasının liyakat esasını ortadan kaldırdığı, atamalarda keyfiliğe yol açabileceği ve bu keyfiliğin üniversitelerin özerkliğini yok ettiği vurgulanmaktadır.

Rektör atamalarının dünyada eşi benzeri yok!

  • Bu kadar geniş yetkilere sahip bir rektörlük dünyada yok.
  • YÖK gibi hesapsız ve şeffaf olmayan bir şekilde kamu kaynağı kullanarak üniversiteleri dizayn eden yükseköğretimden sorumlu kuruluşun da dünyada örneği yok.
  • Ama daha önemlisi buralara rektörleri ve YÖK üyelerini tek kişinin atadığı bir ülke yok.

İktidara geldiklerinde YÖK’ün vesayet kurumu olduğunu söyleyip kaldırma sözü verenler, şimdi YÖK’ü ve üniversiteleri keyfi kararlarla liyakatsiz kadrolaşmalar için kullanmaktan geri durmuyorlar.

Biz iktidara geldiğimizde sadece rektör atamalarını değil, yükseköğretimi bütün boyutlarıyla, evrensel ilkeler çerçevesinde, çağın koşullarına uygun ve geleceğin beklentilerini karşılayan bir yapıya dönüştürmek için kapsamlı reformlar yapacağız. Dünyada demokrasiyle bilimin; hukukun üstünlüğüyle kalkınmanın doğru orantılı olduğunu gösteren çok fazla örnek var. Bunun için katılımcı bir şekilde akademisyenlerle, uzmanlarla, sivil toplum temsilcileriyle, sendikalarla eğitimin her kademesine ve konusuna dair çalışıyoruz, politikalar oluşturuyoruz.

Kısaca söz etmem gerekirse;

  • Yükseköğretimin yapısal, yönetsel, yasal çerçevesini bilimsel, kurumsal ve mali özerkliği hakim kılacak şekilde düzenleyeceğiz.
  • Rektör adaylarının tüm üniversite bileşenlerinin temsilcilerinin katılımıyla yani profesörler, doçentler, doktor öğretim üyeleri, öğretim görevlileri, araştırma görevlilerinin, idari personelin, öğrencilerin ve mezunların dahil edildiği katılımcı ve şeffaf bir şekilde bilimsel liyakat, yöneticilik tecrübesi ve kamu hizmeti ilkelerine göre belirlenmesini; seçilmesini ve atanmasını sağlayacağız.
  • Kamu kaynaklarının kamu yararına kullanılması ve kamuya şeffaf bir şekilde hesap verilmesini tüm kamu iş ve işlemlerinde olduğu gibi üniversiteler için de işler hale getireceğiz.
  • Liyakatin en fazla gözetilmesi gereken alandır üniversiteler olması gerekirken atama ve yükselmelerde liyakat, eşitlik yerine torpil, kayırmanın normalleştirildiği bir dönemi yaşıyoruz. Üniversitenin kurumsal özerkliği olmayınca, fakültelerin ve bölümlerin de kendi kararlarını vermelerini, akademik kurulların çalıştırılmasını sağlayacak, akademik süreçlerin bürokratik ve siyasi süreçlere feda edildiği bir dönem yaşıyoruz. Üniversitelerin yönetişim süreçlerini katılımcı, liyakate dayalı ve şeffaf hale getireceğiz.
  • Öğretim üyelerini mobbinglere baskılarla sindirmek, hak ihlallerine maruz bırakmak, mahkeme sonucunda haklı bulunmalarına rağmen görevlerine iade edilmemeleri üniversiteleri giderek toplumdan ve dünyadan koparıyor. Çalışan ve üreten akademisyenleri desteklerle ödüllendireceğiz, özlük haklarını iyileştireceğiz. Akademisyenliği başarılı gençler için cazip bir meslek haline getireceğiz.
  • Akademik/bilimsel özerkliğin yasal olarak da günlük uygulamalarda da benimsenmesini sağlayacağız. Öğretim elemanlarının ve öğrencilerin sansüre ya da otosansüre uğramadan, bilimsel etiğe uygun olarak eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmalarını mümkün hale getireceğiz.

Eğitim Fakülteleri fiili olarak işlevsiz hale gelmiştir!

Üniversitelerin özerkliklerinin yok edilmesiyle ilgili en son yaşadığımız örnek Milli Eğitim Akademilerinin kurulmasıyla Eğitim Fakültelerini fiili olarak işlevsiz hale geldiği halde hiçbir Eğitim Fakültesi Dekanı’nın buna itiraz etmemesi, sesini çıkaramamasıdır!

Oysa Milli Eğitim Akademisi ile eğitim fakülteleri artık işlevini yitirmiş, öğretmen yetiştiremez konuma getirilmiştir. Artık lisans diploması öğretmen olmak için yeterli değildir. Öğretmen olmak isteyenler en az 4 yıllık üniversite eğitimini tamamladıktan sonra AGS’de başarılı olmak ve Akademi’de verilecek olan 14 ay “uygulama” ağırlıklı eğitimi almak zorundalar. Peki bu eğitimi kim verecek? Eğitim fakültesi akademisyenleri! Eğitim fakültelerinde 4 yıl boyunca yapılamayan şey, bu 14 ayda mı yapılması bekleniyor.

YÖK’ü de Milli Eğitim Bakanlığı’nı da siz yönetiyorsunuz. Madem üniversite eğitiminde bir aksaklık var neden burayı güçlendirmek yerine, yeni bir eleme mekanizması ile öğretmenlerimizin diplomalarını gasp etmeye çalışıyorsunuz? Üstelik akademide nasıl bir değerlendirme süreci olacağının detayları da henüz belli değil. Mülakatlarda yaşanan haksızlıklar akademide de yaşanacak, öğretmenlerimiz burada öznel değerlendirmelerle yine mağdur edilecek.

Çok başarılı Milli Eğitim Bakanımız, Milli Eğitim Akademisi’ni “zaten Türkiye’de de hep tartışılmıştı, biz hayata geçirdik” diye savunmaya çalışırken yine yanıltıcı bilgi vermektedir. Milli Eğitim Akademisi 1993 yılında kurulmuş, dönemin AKP’li bakanı tarafından 2005 yılında faal hale getirilmeye çalışılmış, 2011 yılında bu yine bu iktidar tarafından kapatılmıştır. Tartışıldığı ve açıldığı dönemde de Akademi’nin amacı her zaman hizmet içi eğitim faaliyeti sunmak olmuştur; hiçbir zaman öğretmen yetiştirme gibi bir misyonu olmamıştır.

Bakan Tekin şu soruları soruyoruz; madem yeterli değildi neden öğretmen yetiştirme programları güncellenmedi? Madem böyle bir ihtiyaç vardı, neden üniversitedeki programlarda düzenleme yapılmadı? Uygulama saatleri yetersiz geliyorsa neden sayısı artırılmadı? Akademisyenlerin üniversitelerde yapamadığını, Akademi’de kim, 14 ayda nasıl yapacak? Öğretmen adaylarının lisans eğitimleri süresince farklı okul türlerini tanımasının önündeki engel neydi?

Bunların hiçbirinin mantıklı bir cevabı yok. Bu yüzden de Bakan Tekin aynı cümleleri açıklama diye tekrar edip duruyor. Amaçları belli, kendi zihniyetlerindeki kişilerle Akademi’de eğitmen kadroları oluşturmak, Akademi’ye girmek zorunda kalan ülkemizin aydın, Cumhuriyetçi öğretmenlerini buradaki süreç boyunca elemek, yıldırmak ve bıktırmak.

Bu uygulama ile eğitim fakülteleri işlevsizleştirilmiş, öğretmenlik mesleğinin AKP iktidarında düşürülen itibarı iyice zedelenmiş, ülkemizin parlak ve genç zihinlerinin öğretmen olmayı istemek için hiçbir nedeni kalmamıştır. Milli Eğitim Akademisi adı verilen bu garabet uygulamadan yalnızca öğretmenlerimiz değil; üniversitelerimiz, okullarımız, çocuklarımız, gençlerimiz ve tüm eğitim paydaşları zarar görecek; AKP iktidarında yerle bir edilen eğitim sisteminin niteliği bir darbe daha alacaktır.

Yapılması gereken, Milli Eğitim Akademilerini bir hizmet içi eğitim mekanizmasına dönüştürmek; toplumsal, küresel ve dijital ihtiyaçlara göre öğretmenlerimizin çağa uygun eğitim vermesine destek olmaktır. Anayasal hakkı ile öğretmen olarak mezun olanların, akademi ile aday statüsüne düşürülmesi kabul edilemez! Öğretmenlik Mesleği Kanunu için hali hazırda Partimizin ve sendikaların iptal davaları bulunmaktadır.

Sonuç beklenmeden atılan bu adımlar eğitim sistemimizi etkisiz hale getirmek, çalışamaz duruma sokmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Bu yanlıştan dönülmesini ve öğretmenlerin mağdur olmasına neden olacak girişimlerinize son verilmesini bir kez daha buradan hatırlatıyoruz!

Öğrenciler neye itiraz ediyorlar!

YÖK ve Üniversiteler siyasi kadrolaşmanın yeri olmuş, iyi yönetilmiyorken; kurumsal yapıları siyasetin girdabında savruluyorken, akademisyenler siyasi baskıya, mobbinge, yıldırmaya uğruyorken, öğrencilerin bunlardan en çok etkilenenler olduğunu unutmamak gerekiyor. Üniversitelerin temel işlevlerinin merkezinde öğrenciler vardır.Dünyada son 20 yıldır giderek “öğrenci merkezli” eğitim yaklaşımı benimsenmiştir ve bütün süreçler bu doğrultuda yürütülmektedir. Bizim ülkemizde öğrenciler eğitimlerinin her aşamasında zorluklarla, ayrımcılıkla ve yoksullukla mücadele etmektedir. Tüm gençliğini üniversiteye girmek için harcadıkları halde, üniversitede istediği yere yerleşenlerin sayısı çok az. Yerleştikten sonra barınma ve geçinme sıkıntılarıyla mücadele başlıyor. Tüm zorlukları aşıp mezun olabilenler işsizlik, mülakat ve kayırmacılıkla karşılaşıyor.

İşe girmeyi başaranlar düşük maaşlar ve pahalılık nedeniyle geçinemiyor. Üniversiteye giremeyenler ne işte ne okuldalar, yani “ev genci” olarak umutsuzluk içinde yaşıyorlar. Bu durumu gören iyi yetişmiş gençler yurt dışına gitmek için imkân arıyor. Beyin göçü ülkemizin nitelikli insan kaynağını geri dönülemez şekilde eritiyor.

İyi yetişmiş, ülkesini seven, nitelikli gençlerimiz ülkeyi terk ediyor. Çünkü gençler biliyorlar ki ellerinden gelen en iyisin yapsalar da kendilerine bir çıkış bulamadığı bu kısır döngüde başarı şansları yok. Bu ülkede Cumhuriyet’in var ettiği fırsat eşitliğini ve çalışanın başarılı olacağı inancını yok ettiğiniz için gidiyorlar.

19 Mart’tan sonra gençlerin sokaklarda olmasının nedenini iyi analiz edin. Sizin 23 yıllık iktidarınızda doğan, büyüyen, eğitim alan, başka bir yönetim görmeden yetişen, iyiyi arayan, vicdanlı ve dünyayı bilen gençler bunlar. Gençler bugünlerinin ve geleceklerinin çalınmasına itiraz ediyorlar. İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun 35 yıllık diplomanın iptal edilmesi, 3 seçimi kazanan İBB başkanının görevden alınması ve kanıtsız bir şekilde hapse atılması gençler için taşan son damla oldu.  

Hem demokrasiye, adalete, hakka, hukuka sahip çıkmak, hem kendi geleceklerine sahip çıkmak için Anayasal haklarını kullanıp yürüyüş yaptılar, üniversitelerinde oturma eylemi yaptılar, çimlerde oturup şarkılar söylediler, Saraçhane buluşmalarına geldiler. Temel olarak kollektif ve barışçıl bir itiraz yükselttiler. Ama orantısız, hukuk dışı, düşmanca muameleye maruz kaldılar. Jopla, tomayla, işkenceyle, tacizle gözaltına alındılar, günlerce hırpalandılar ve tutuklandılar.

Gençlerin hayatlarına sahip çıkmalarını beklemiyordunuz. Haksızlık ve hukuksuzluğa itiraz etmelerini beklemiyordunuz. İtaatkar, kanaatkar gençleri bunun için istiyorsunuz.  O nedenle Terör Önleme ekipleri öğrencilerin ailelerini arayıp tehdit ediyor. O nedenle ODTÜ’de öğrenciler çimlerde otururken Terörle Mücadele kampüse, onların yurtlarının, evlerinin olduğu kampüse girip, teröristleri yakalıyormuşçasına müdahale ediyor.

Hala 49 genç eğitim hakkından, özgürlüğünden, sağlık hakkından mahrum bir şekilde hapiste tutuluyor. Suçlu bulunsalar dahi 1 gün bile yatmayacakları bir suçtan dolayı haftalardır içerideler ve mahkemeleri 3 Ekim tarihine ertelendi. Hangi akılla, hangi mantıkla, hangi vicdanla, hangi hukukla yapıldı bu?

Suçla asla yan yana getirilmeyecek tertemiz, pırıl pırıl, gençler sokağa çıkmaya cesaret edenlere gözdağı vermek için esir alınmış durumdalar. Oysa dün bir kez daha gördük ki evlatlarını katledenler dışarıda geziyor. Gençlere bu hukuksuzlukları ve vicdansızca nasıl yapabiliyorsunuz?

Üniversitelerin ve ülkenin nitelikli insan kaynağını oluşturan akademisyenler ve öğrenciler mutsuz ve umutsuz bir şekilde yurt dışında bir gelecek arayacak hale gelmişlerdir. Bunu hiç mi dert etmiyorsunuz?Rektörlerin bu öğrencilerin eğitim haklarına dair, psikolojik ve fiziksel sağlıklarına dair hiç sorumlulukları yok mu?

Söyleyecekleri bir şey yok mu? YÖK başkanı gençlerin hukuksuzca tutuklanmalarına niçin itiraz etmiyor?  Onların tek görevi Anayasaya aykırı bulunduğu halde KHK ile tek kalemde atayan kişiyi mutlu etmek mi?

Bugünler geçecek. Üniversitelerin yeniden özgür düşüncenin, bilimsel üretimin, akademik ahlakın, adaletin ve liyakatin hakim olduğu bir yükseköğretim sistemini kuracağız! Tüm halkımıza söz veriyoruz.

PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Pakistan, BMGK’den oturum talep edecek

Sonraki Haber

Bakan Kurum, köy evine konuk oldu

Haberton

Haberton

Son dakika haberleri, güncel haberler, magazin, spor ve ekonomideki gelişmeler, yerel ve dünya haberleri haberton.com'da. Haberton, sizin için tonla haber! Türkiye’de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşabileceğiniz yeni mecranız.

İlgili Haberler

Dışişleri Bakanlığı Hocalı Katliamı'na ilişkin anma mesajı yayınladı
Politika

Dışişleri’nden Mali’deki terör saldırılarına kınama

25 Nisan 2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Çanakkale Kara Savaşları’nın 111’inci yıl dönümü mesajı
Politika

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Çanakkale Kara Savaşları’nın 111’inci yıl dönümü mesajı

25 Nisan 2026
Ağıralioğlu: Çiftçinin hüznüne son vereceğiz
Politika

Ağıralioğlu: Çiftçinin hüznüne son vereceğiz

25 Nisan 2026
Özgür Özel: Hep birlikte iktidara yürüyeceğiz
Politika

Özgür Özel: Hep birlikte iktidara yürüyeceğiz

25 Nisan 2026
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyoğlu'nda kafede vatandaşlarla sohbet etti
Politika

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyoğlu’nda kafede vatandaşlarla sohbet etti

25 Nisan 2026
Bakan Çiftçi, medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle İstanbul'da bir araya geldi
Politika

Bakan Çiftçi, medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle İstanbul’da bir araya geldi

25 Nisan 2026
Sonraki Haber

Bakan Kurum, köy evine konuk oldu

En Güncel Haberler

Çin, AB’den yaptırım listesini geri çekmesini istedi
Dış Haberler

Çin, AB’den yaptırım listesini geri çekmesini istedi

26 Nisan 2026
Eş cinayetinde ağırlaştırılmış müebbedin gerekçesi: Pişmanlık duyduğuna dair vicdani kanaat oluşmadı
Yerel Haberler

Eş cinayetinde ağırlaştırılmış müebbedin gerekçesi: Pişmanlık duyduğuna dair vicdani kanaat oluşmadı

26 Nisan 2026
Orta Doğu’da Tansiyon Yükseliyor: Türkiye Nasıl Etkilenecek?
Özel Haber

Orta Doğu’da tansiyon yükseliyor: Türkiye nasıl etkilenecek?

26 Nisan 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

3 yaşındaki Sezer, adını aldığı şehit amcasının mezarını öpüp, suladı

26 Nisan 2026
Yaşam

Temizlenen ‘hayalet ağlar’ ile 1,5 milyon deniz canlısı kurtarıldı

26 Nisan 2026
Yaşam

Mardin’de tekmeli, yumruklu kavga; 2 yaralı

26 Nisan 2026
Yaşam

Kurt kulağı çiçekleri meraları süslüyor

26 Nisan 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

Discord dedektifleri Anthropic’in Mythos’una yetkisiz erişim sağladı

Discord dedektifleri Anthropic’in Mythos’una yetkisiz erişim sağladı

- Haberton
26 Nisan 2026

Discord platformunda faaliyet gösteren teknoloji meraklıları, yapay zeka alanında önemli bir adım olarak görülen Anthropic’in Mythos adlı sistemine yetkisiz erişim...

Orta Doğu’da tansiyon yükseliyor: Türkiye nasıl etkilenecek?

Kalori açığı nasıl oluşturulur?

Komşu gürültüsünde haklar neler?

İşten çıkarılınca tazminat nasıl alınır?

Güncel Haber

3 yaşındaki Sezer, adını aldığı şehit amcasının mezarını öpüp, suladı

3 yaşındaki Sezer, adını aldığı şehit amcasının mezarını öpüp, suladı

26 Nisan 2026
Temizlenen 'hayalet ağlar' ile 1,5 milyon deniz canlısı kurtarıldı

Temizlenen ‘hayalet ağlar’ ile 1,5 milyon deniz canlısı kurtarıldı

26 Nisan 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton