Türk Dili ve Edebiyatı’na, Türk şiirine, şairlere ve mesleğine emek vererek iz bırakan isimlere duyduğumuz vefayı görünür kılmak amacıyla hazırladığım “Vefa” yazı dizisinin bu bölümünde, kıymetli yazar Sayın Halise AYDOĞDU Hanımefendi’yi ağırlıyorum.
Halise Hanım’ın yaşam öyküsü, yalnızca bir edebiyat yolculuğu değil; eğitimden yazarlığa uzanan, mücadeleyle şekillenen ve toplumsal duyarlılıkla beslenen bir kadın hikâyesidir. Onun hayatını ve düşünce dünyasını tanıdıkça kaleminin ardındaki birikimi, edebiyata bakışını ve yaşadıklarından süzülen deneyimlerini daha yakından tanıyacaksınız. Bu hikâyenin pek çok kadına ilham vereceğine inanıyorum.
Ne yazık ki kendisiyle yeni tanışma fırsatı bulduk. İnanın, daha önce tanışmayı isterdim. Hakkında yaptığım araştırmalarda yaşam hikâyesinden çok etkilendim ve söyleşimizin “Vefa” yazı dizime değerli bir katkı sunacağını düşündüm.
Kıymetli vaktini ayırdığı ve bu söyleşiye katkı sunduğu için Halise AYDOĞDU Hanımefendi’ye teşekkür ediyorum. Şimdi kendisinin yaşamına, edebiyatına ve düşünce dünyasına birlikte konuk olalım.
Merhaba Halise Hanım, söyleşimize hoş geldiniz. Halise Aydoğdu kimdir? Hayat hikâyenizi ve sizi siz yapan değerleri anlatır mısınız?
Ben Halise Aydoğdu. 1977 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Girneli köyünde doğdum. Evli ve bir çocuk
annesiyim; İstanbul’da yaşıyorum. Hayatım boyunca karşılaştığım zorluklar bana sabretmeyi, mücadele
etmeyi ve umudumu kaybetmemeyi öğretti. Benim için aile, emek, vefa, dayanışma ve insanın başka bir
insanın hayatına dokunabilmesi çok kıymetli. Yazdıklarımda da çoğunlukla bu değerleri ve gerçek hayatta
karşılığı olan hikâyeleri anlatıyorum.
Hayatınızda sizi derinden etkileyen ve bugünkü Halise Aydoğdu’yu şekillendiren deneyimler neler oldu?
Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri, eğitimle yeniden buluşmam oldu. Evlendiğim dönemde
okuma yazma bilmiyordum. Daha sonra, 33 yaşından sonra gece okuluna giderek okuma yazmayı öğrendim,
eğitimimi tamamladım ve diplomamı aldım. Bu süreç bana insanın yaşı ya da geçmişi ne olursa olsun kendisi
için yeni bir yol açabileceğini gösterdi. Aile kurma ve annelik yolculuğum da umudun, sabrın ve kararlılığın
hayatımızı nasıl değiştirebildiğini öğretti.

Eğitim hayatınız nasıl şekillendi? Eğitimin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?
Ben okuma yazmayı 33 yaşından sonra öğrendim. Gece okuluna devam ederek eğitimimi tamamladım ve
diplomamı aldım. Bu nedenle eğitimin insanın hayatındaki önemini yalnızca sözle değil, kendi deneyimimle de
biliyorum. Eğitim bana kendime güvenmeyi, hakkımı aramayı ve yeni kapılar açmayı öğretti. Bence eğitim için
hiçbir zaman geç değildir; yeter ki insanın içinde öğrenme isteği ve devam etme kararlılığı olsun.
Yazmaya nasıl başladınız? Kalemi elinize almanıza vesile olan duygu veya olay neydi?
Yazmaya başlamamın temelinde yaşadıklarım, tanık olduğum hayatlar ve içimde biriken anlatma isteği var.
Bazı hikâyelerin unutulup gitmesini istemedim. İnsanların sesini duyuramadığı, yaşadıklarını içine attığı
zamanlarda yazının bir kapı açabileceğine inandım. Zamanla yaşanmışlıklardan beslenen öyküler, denemeler
ve romanlar yazmaya başladım. Yazmak benim için yalnızca kendimi anlatmak değil; başkalarının da
anlaşılmasına katkıda bulunmak demek
Edebiyatla ilişkinizi ve yazı tarzınızı nasıl tanımlarsınız? Etkilendiğiniz yazarlar var mı?
Kendimi öykü, roman ve deneme yazarı olarak tanımlıyorum; şiir yazarı değilim. Yazılarımda sade, içten ve
okuyucunun kendinden bir parça bulabileceği bir anlatımı önemsiyorum. Gerçek hayattan izler taşıyan insan
hikâyelerine, özellikle kadınların ve çocukların yaşadıklarına yöneliyorum. Sabahattin Ali, Yaşar Kemal ve
Yaşar Nuri Gültekin gibi isimlerin eserleri ve anlatım dünyaları edebiyata bakışımda iz bırakan isimler
arasında.

Umut Işığı, Kadının Sessiz Çığlığı ve Geçmişimin Gölgesi adlı eserlerinizin ortaya çıkış hikâyesi ve amacı
nedir?
Üç eserim de benim için ayrı bir yolculuk ve gerçek hayatta karşılığı olan hikâyelerden besleniyor. “Bir Umut
Işığı Olalım Çocuklarımıza” adlı kitabımda umut olmanın, bir çocuğun hayatına dokunmanın ve
vazgeçmemenin önemini anlatıyorum. “Kadının Sessiz Çığlığı”nda kadınların içlerinde taşıdıkları acıları,
mücadelelerini ve çoğu zaman duyulmayan seslerini görünür kılmak istedim. “Geçmişimin Gölgesi” ise
geçmişiyle yüzleşen, eğitimle ve kararlılıkla kendi yolunu kurmaya çalışan bir kadının hikâyesini anlatıyor. Her
kitabımın ortak noktasında mücadele, umut ve insanın kendini yeniden kurabilmesi var.
Eserlerinizde işlediğiniz konuları seçerken hangi kaynaklardan ve gözlemlerden besleniyorsunuz?
En çok hayatın içinden, insanlardan, yaşanmışlıklardan ve çevremde gördüğüm olaylardan besleniyorum.
Bazen bir insanın sessizliği, bazen bir çocuğun beklentisi, bazen de bir kadının verdiği mücadele bende bir hikâyenin başlangıcı oluyor. Amacım yaşananları olduğu gibi aktarmanın ötesinde, okuyucunun o insanın duygusunu ve içinde bulunduğu koşulları anlayabilmesini sağlamak. Yazarken empati kurmaya ve anlatacağım kişiyi yargılamadan anlamaya özen gösteriyorum.
Sizce kadınların toplumda karşılaştığı en temel sorunlar nelerdir?
Kadınların karşılaştığı sorunların başında eşitsizlik, şiddet, ekonomik bağımsızlık eksikliği, eğitim ve fırsatlara erişimde yaşanan engeller geliyor. Kadınların seslerinin duyulmaması ve yaşadıklarının küçümsenmesi de önemli bir sorun. Kadınların güven içinde yaşayabildiği, eğitim alabildiği, kendi kararlarını verebildiği ve emeğinin karşılığını görebildiği bir toplum istiyorum. Kadınların birbirine destek olması da bu mücadelede çok değerli; dayanışmayla daha güçlü olabiliriz.
Eğitim, kadınların güçlenmesi ve toplumsal hayata katılması açısından nasıl bir rol oynuyor?
Eğitim, kadının kendi hayatı hakkında karar verebilmesi ve haklarını tanıması açısından çok önemli. Kendi hayatımda bunun etkisini gördüm. İnsan eğitim aldıkça kendine olan güveni artıyor, seçenekleri çoğalıyor ve karşısına çıkan engellerle mücadele etmek için güç kazanıyor. Kadınların yaşları, maddi durumları ya da geçmişleri nedeniyle eğitimden uzak kalmaması gerektiğine inanıyorum. Her kadına öğrenme ve kendini geliştirme fırsatı sunulmalı.
Edebiyatın toplumsal sorunları görünür kılma, hafızayı koruma ve empati oluşturma gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Edebiyat, bazen insanların konuşamadığı şeyleri dile getirir ve unutulmaya yüz tutan hikâyeleri hafızada tutar. Bir kitap, okuyucuyu kendi hayatından farklı bir hayatın içine götürerek ona başka bir insanın gözünden bakmayı öğretebilir. Böylece önyargılar azalabilir, empati güçlenebilir. Ben de yazdıklarımla kadınların, çocukların ve mücadele eden insanların yaşadıklarına dikkat çekmek; onların hikâyelerinin duyulmasına katkı sunmak istiyorum.
Kalemin Dergisi ve Boyalı Dergi gibi yayınlarda yer almak size neler kattı? Dijital yayıncılık hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dergilerde yazılarımın yer alması, farklı okuyucularla buluşmak ve yazdıklarımı daha geniş bir çevreye
ulaştırmak açısından benim için değerli. Her yayın, yazarın kendisini ifade etmesi ve edebiyat çevresiyle bağ
kurması için yeni bir alan açıyor. Dijital yayıncılık da yazıya hızlı ve geniş erişim sağlıyor; farklı şehirlerdeki,
hatta farklı ülkelerdeki okuyucularla buluşmayı kolaylaştırıyor. Bununla birlikte, hangi ortamda yayımlanırsa
yayımlansın, yazının samimiyetini ve emeğini koruması gerektiğini düşünüyorum.
Günümüzde edebiyatın ve yazarların karşılaştığı zorluklar nelerdir? Yazara toplumsal bir sorumluluk
düşüyor mu?
Bugün yazarların karşılaştığı zorluklardan biri, kitaplarını okuyucuya ulaştırmak ve görünür olabilmek.
Edebiyatın çok sayıda içerik arasında kendine yer bulması da kolay değil. Buna rağmen yazarlığın yalnızca
kitap yayımlamakla sınırlı olmadığını düşünüyorum. Yazar, insanı ve toplumu gözlemlemeli, anlattığı
konularda özenli davranmalı ve sözünün sorumluluğunu taşımalı. Benim için bu sorumluluk, özellikle sesi
duyulmayan insanların hikâyelerini incitmeden ve samimiyetle anlatabilmek.

Yazarlık yolculuğunuzda ne tür zorluklarla karşılaştınız? Eleştiriler ve okuyucu geri dönüşleri sizi nasıl
etkiliyor?
Her üretim sürecinde olduğu gibi yazarlıkta da emek vermek, sabırlı olmak ve zaman zaman hayal kırıklıklarıyla karşılaşmak gerekiyor. Kitapların okuyucuya ulaşması, tanıtımını yapmak ve emeğin karşılığını görebilmek her zaman kolay olmuyor. Eleştirileri, yapıcı olduklarında kendimi geliştirmek için bir fırsat olarak görüyorum. Okuyuculardan gelen içten mesajlar ise bana yazmanın bir insana dokunabildiğini hatırlatıyor ve yoluma devam etmem için güç veriyor.
Vefa sizin için ne ifade ediyor? Hayatınızda vefa gösterdiğiniz ya da vefasını unutmadığınız insanlar var mı? Sizce toplum olarak vefa duygusunu koruyabiliyor muyuz?
Vefa benim için insanın kendisine yapılan iyiliği unutmaması, zor zamanında yanında olan kişileri hatırlaması ve ilişkilerini yalnızca çıkar üzerine kurmamasıdır. Vefa, sadece güzel söz söylemek değil; gerektiğinde yanında durmak, emek vermek ve insanı yok saymamaktır. Hayatımızda bize destek olan insanları unutmamak kadar, bizim de başkalarına karşı sorumluluğumuzu bilmemiz önemli. Günümüzde vefanın zaman zaman geri planda kaldığını düşünüyorum; yine de samimi ilişkiler ve dayanışma sayesinde bu değeri yaşatabiliriz.
Yazmaya ilgi duyan gençlere ve kadınlara ne tavsiye edersiniz? Geleceğe yönelik edebî projeleriniz var mı?
Yazmak isteyen gençlere ve kadınlara önce kendilerine inanmalarını, bol bol okumalarını ve anlatmak istediklerinden vazgeçmemelerini tavsiye ederim. Başlamak için kusursuz olmayı beklemesinler; yazarak, okuyarak ve emek vererek gelişebilirler. Benim hayatım, öğrenmek ve kendini geliştirmek için hiçbir zaman geç olmadığını gösterdi. Bundan sonra da kadınların, çocukların, umudun ve insanın kendi hayatını kurma mücadelesinin izini taşıyan hikâyeler yazmaya devam etmek istiyorum. Dileğim, yazdıklarımın okuyucuların kalbine ulaşması ve birilerine yalnız olmadığını hissettirmesi.
Halise Aydoğdu Hanımefendi ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, eğitimin yaşı olmadığını, azim ve kararlılığın insanın hayatında yeni kapılar açabileceğini bir kez daha gördük. Yaşam deneyimlerini edebiyata taşıyan, özellikle kadınların ve çocukların sesine kulak veren Halise Hanım’ın hikâyesinin pek çok insana ilham olacağına inanıyorum.
2026 yılında, Umut Işığı ve Kadının Sessiz Çığlığı adlı eserleriyle Edebiyatta İlham Veren Altın Kalem Onur Ödülü’ne layık görülen Halise Aydoğdu’yu tebrik ediyor; kıymetli paylaşımları ve içten yanıtları için kendisine teşekkür ediyorum.
Emeğin, mücadelenin ve insan hikâyelerinin değerini görünür kılmak, vefayı yaşatmanın önemli bir parçasıdır. “Vefa” yazı dizimiz kapsamında, edebiyatımıza ve toplumsal yaşamımıza emek veren isimleri tanımaya, onların hikâyelerini görünür kılmaya devam edeceğiz.














