DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Merkez Bankası’nın beklediği enflasyon yüzde 8 arttı, hemen asgari ücrete yüzde 8 ara zam yapmaları lazım” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Merkez Bankası’nın enflasyon hedefini artırmasından sonra asgari ücretliye derhal ara zam yapılması gerektiğini savundu. “Asgari ücretlinin 14 Mayıs itibarıyla yüzde 8 alacağı var devletten; inkar ediyorlarsa bu kul hakkıdır” diyen Babacan, “Bu yıl asgari ücret beklenen enflasyona göre artırılmıştı, değil mi? 2025’te gerçekleşen enflasyona değil, 2026’da beklenen enflasyona göre asgari ücret artmıştı. Şimdi Merkez Bankası’nın beklediği enflasyon yüzde 8 arttı… Hemen dönüp asgari ücrete kafadan yüzde 8 zam yapmaları lazım. Çünkü devletin beklediği enflasyon arttı. Sen beklenen enflasyona göre asgari ücreti belirlememiş miydin? Bu ne demek? Şu anda asgari ücretlinin bugün, bu tarih itibarıyla 14 Mayıs itibarıyla yüzde 8 alacağı var devletten. Eğer inkar ediyorlarsa bu kul hakkıdır, yapmazlarsa hak gaspıdır” şeklinde konuştu.
Karar TV’de Elif Çakır ve Taha Akyol’un sorularını yanıtlayan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan; enflasyonun neden düşmediğini anlatırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tek yetkili hale geldiği Başkanlık Sistemi’ne dikkat çekti: “Başkanlık sistemi başladığından bu yana, 2017’de Anayasa değişti. 2018’de Erdoğan tek yetkili imza sahibi olarak ülkeyi yönetmeye başladı. O gün bugündür Türkiye’de enflasyon düşmedi, düşmüyor, düşmeyecek de. Çünkü tek bir kişinin imzasıyla yönetilen, bir kişinin aklına gelen her şeyi yapabildiği, kurallara, hukuka saygı duyulmayan, kurumların itibarsızlaştırıldığı bir ülkede ekonomide başarıya ulaşmak imkânsızdır. Bunun bilimsel ispatını yapan Daron Acemoğlu başta olmak üzere bilim insanları da bu konuda Nobel Ödülü almıştır. Yani kurumlar bir ülkede güçlüyse o ülke güçlüdür. Türkiye’nin gücü ancak kurumların gücünün toplamından ibarettir.”
DEVA Partisi lideri Ali Babacan, enflasyonun hükümetin izlediği bu politika ve sergilediği anlayışla düşmeyeceğinin de altını çizdi. Sadece faiz yükseltmenin enflasyonu düşürmeye yeterli olmayacağını, devletin tasarruf etmesi ve yapısal reformların yapılması gerektiğinin de altını çizen Babacan, şöyle devam etti:
“Enflasyon düşmedi, düşmeyecek. Bunun tabii teknik pek çok sebebi var. Sadece yönetim sistemi değil. Ama teknik sebeplerine geldiğimizde de bu kafayla, bu politikalarla düşmesi imkânsız. Çünkü sadece faizi yükseltmekle enflasyon düşmez. Tasarruf etmek gerekir. Yapısal reformlar yapmak gerekir. Devletin kamu alım yasasını baştan aşağı değiştirip Avrupa Birliği normlarında bir kamu alım yasasıyla harcamalarında çok titiz ve dikkatli olması gerekir. Aynı zamanda sektör sektör, kesim kesim politikalar üretmek gerekir. Bütün bunları topyekûn yapmadığınız sürece enflasyon düşmez. “
Ali Babacan, Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetiminin neden başarısız olduğunu da şu sözlerle açıkladı:
“Ekonomiyi düzeltmeye çalışan arkadaşlar, yani Mehmet Bey dahil, işin sadece üçte birinde, dörtte birinde dolaşıyorlar. Halbuki enflasyonla mücadele çok geniş bir alandır. Kısmi tedbirlerle düzelmez, çok daha geniş bir tedbir seti gerekiyor bir. İkincisi, ekonomi yönetimi ekonomiyle ilgili ne yaparsa yapsın, eğer iktidar başka alanlarda özellikle hukuk ihlalleriyle, adalet ihlalleriyle ekonominin temelini sürekli boşaltıyorsa, temelini sürekli kazıyorsa bu ekonomi zaten düzelmez. Bir yandan bir şeyler yapmaya çalışan bir ekonomi yönetimi var, öbür taraftan da her Allah’ın günü hukuksuzlukla, adaletsizlikle ekonominin altını oyan bir yönetim anlayışı var. Bu ekonomi düzelir mi bu haliyle? Çünkü güven olmayınca ekonomi olmaz. Ekonomi demek güven demek.”
TÜİK’in açıkladığı rakamlara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Hazine Bakanı olduğu günden bu tarafa güvenin sarsıldığını belirten Ali Babacan, “Çarşıya pazara çıkan herkes gerçek enflasyonu, gerçek fiyat artışlarını görüyor. Fakat emeklimizin maaşı sadece TÜİK’in açıkladığı enflasyona göre artırılıyor. Dolayısıyla emeklilerimizin de o aradaki fark kadar alacağı var ve yıllarca birikti bu alacak.” Hatırlatmasını yaptıktan sonra Merkez Bankası’na çağrı yaptı: “Merkez Bankası Erdoğan baştan bu yana kendisi enflasyonu ayrıca ölçer, kendisi ayrı bir araştırma yapar. Hatta ayda iki defa ölçer. Bizim yönetimimizde Merkez Bankası’nın ölçümüyle TÜİK’in ölçümü örtüşürdü hep. Ama ben buradan Merkez Bankası başkanına tekrar soruyorum: 2018’den bu yana Merkez Bankası’nın içinden, içeriden ölçtüğü enflasyonla TÜİK’in ölçtüğü enflasyon arasında ne kadar fark var? 2018, 2019, 2020, 2021, 2022, 2023, 2024, 2025, 2026. Sekiz yıl olmuş. Sekiz yılda bu fark ne kadar oluştu? Aradaki fark kadar emeklimizin alacağı var. Aradaki fark kadar asgari ücretlimizin alacağı var. Aradaki fark kadar memurlarımızın alacağı var. Türk lirası cinsinden maaş alan herkesin alacağı var.”
“Akılları, fikirleri varlıkta olanlarla darlıkta olanları umursadıkları yok”
Varlık barışına ilişkin soruyu yanıtlayan Babacan şunları söyledi: “O tür paranın kaynağı yine faize gelir. Çünkü güvenip de doğrudan yatırıma gelmez. Diyorum ya, bakın öyle birileri var ki parası çok olan birisini gördükleri anda hemen avuçlarını ovuşturmaya başlıyorlar. ‘Tamam, bunda para varmış’ diyorlar. Ondan sonra siz düşünün. Dolayısıyla ne yapar bunlar? Gelir, yüksek faizi alır geri çıkarlar. Çünkü vergi de yok. Üstelik bakın, ‘Veraset intikal vergisini de yüzde bire indirdik’ diyor. Oradaki intikal kısmı çok önemli. ‘Dışarıdan paranı getir, senden zaten vergi almayacağım’ diyor. O parayı başkasına verirsen de sadece yüzde 1 alacağım diyor. Varlıklı olanla barışıyor da darda olanla barıştıkları bir şey yok doğrusu. Darlık çekenlerle barışmıyorlar. İşleri güçleri varlıklı olanlarla. Darda olanlarla artık bunların bir irtibatı yok. Zaten meselenin de tam da özünde bu var.”
“Eskiden siyasetçilerde utanma diye tanımladığımız bir duygu vardı”
Siyasi partiler arası ‘transferleri’ değerlendiren Babacan hem iktidar hem de ana muhalefet partisine eleştiriler yöneltti. Babacan, şunları söyledi: “Eskiden siyasetçilerde bir utanma diye tanımladığımız bir duygu vardı. Yani utanma duygusu, bir ar duygusu vardı. Maalesef bunların artık eserini görememeye başladık. Transfer edene de bakıyorsunuz, transfer edilene de bakıyorsunuz. Ne utanma kalmış, ne bir şey kalmış. ‘Ben milletin yüzüne nasıl bakacağım’ diye herhalde hiç düşünmüyor bunlar. Şimdi, bu daha dün yerden yere vurduğun milletvekili olsun, belediye başkanı olsun hiçbir şey olmamış gibi rozet takmak; bunların inanın siyaseten de bir anlamı yok.”
“Rozet takma meselesi sadece iktidarda olan bir sorun mu?”
“Bu rozet takma meselesi, yani sadece iktidarda olan bir sorun mu? Değil. Ana muhalefet de daha dün aynı masada oturduğu siyasi partilerden çok sayıda milletvekillerine rozet taktı, değil mi? Büyük törenlerle. Bakın gitmişler, insanlar İYİ Parti’ye oy vermişler. İYİ Parti milletvekili seçilmiş. Üstelik de aynı masada oturuyorsunuz. Milletvekillerini davet ediyorsunuz, rozet takıyorsunuz. Yani başka partinin milletvekilini davet edip rozet takarken hiç sorun yok. Ama sizin bir milletvekilinize ya da sizin bir belediye başkanınıza iktidar partisi rozet taktığı zaman kıyameti koparıyorlar. Bu da tutarlı bir şey değil. Ana muhalefet kendi rozet takarken gayet memnun, pişkin ama başkası ana muhalefetin milletvekiline ya da belediye başkanına rozet taktığı zaman da kıyamet koparıyor. Arkasından söylemediklerini bırakmıyorlar.”
“İttifak yapımızı genişletmek birinci önceliğimiz, biz şu andaki kirlenmiş siyasetin tamamına alternatifiz”
Yeni alternatif inşasını ve ittifak sürecini açıklayan Babacan şunları söyledi: “Biz 2024’teki büyük kongremizde ne dedik? ‘Biz artık iktidara da ama ana muhalefete de mesafeli yeni bir yol inşa edeceğiz’ dedik. Seçime doğru giderken ittifak yapımızı mümkün olduğunca genişletmek, yani aynı hedeflerde buluşabildiğimiz, aynı ideal ve değerleri, ilkeleri paylaşabildiğimiz siyasi partilerin sayısını çoğaltıp ittifak birlikteliğimizin genişlemesi bizim şu andaki birinci önceliğimiz bu. Biz şu andaki kirlenmiş siyasetin tamamına alternatifiz. Bakın; kirlenmiş, yozlaşmış bir siyaset sahnesi var Türkiye’de. Biz bunu yeniden temizleyeceksek siyasetle yapacağız bu işi. Çünkü meşru demokratik siyasetle bu ülkenin sorunlarını çözeceğiz. Ve milletimize diyeceğiz ki, ‘Umutsuz olmayın. Çünkü biz varız, biz temiz siyaseti temsil ediyoruz ve ülkeyi tertemiz yönetmeye talip olan bizleriz’ diyeceğiz.”
“4 sene önce KHK eylem planı yayınladık; ‘Bu işlere hiç girmeyin’ dediler”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, KHK’lılara ilişkin soruyu cevaplandırırken bu konuda herkesin çekindiği bir dönemde parti olarak çalışma yaptıklarını ve ortaya eylem planı koyduklarını hatırlattı: “Biz bundan tam 4 sene önce, 2022’nin Mayıs ayında bir KHK eylem planı çıkarttık, yayınladık. O dönemde dediler ki ‘Ya bu işlere hiç girmeyin, tehlikeli sular, üzerinize şöyle zan oluşur. Onlardan bahsettikçe yarın siz sıkıntı yaşarsınız.’ Biz oturduk arkadaşlarla başkanlık kurulumuzda, ‘Biz ülkeyi yönetmeye talip miyiz? Talibiz. Siyaseti egzersiz olsun diye yapmıyoruz, ülkeyi yönetmeye talip olduğumuz için yapıyoruz. Peki ülkeyi yönetmeye talip bir siyasi parti her soruna ama her soruna hazır olmak zorunda.’ O dönemde bir genel başkan bana, biz bunu yayınladığımızdan birkaç gün sonra ‘Ya Ali Beyciğim baştan aşağı okudum. Dört dörtlük bir çalışma olmuş. Ama biz bunu yayınlayamadık, böyle bir şey yapamayız’ dedi. 2022 yılında ne kadar vahim olduğunu meselenin anlatmaya çalışıyorum. Yani bir partinin genel başkanı bu konulara girersek başımıza iş gelir diye korkuyor.”
“Toplu cezalandırma Orta çağ hukukudur, herkese FETÖ demek işi sulandırır”
Babacan, Eylem Planı hazırladıkları dönemde FETÖ’den bir milyon 600 bin olan hakkında savcılık işlemi yapılan kişi sayısının bugün iki milyonu geçtiğini hatırlatarak, “Bir terör örgütünün iki milyon üyesi olur mu?” sorusunu yöneltti. Babacan, şu uyarılarda bulundu: “Bir kişiyle ilgili savcılık süreci aile fertlerinin tamamının alnından damgalanmasına neden oluyor. Hani orta çağda vardı, insanların alnına damga vururlardı. O damgayla yaşamak zorunda kalırlardı hayat boyunca yani. Bu orta çağ hukuku. Yirminci yüzyıldayız Allah aşkına. Böyle toplu cezalandırma olur mu? Ailenin bir ferdiyle ilgili savcılık süreci var, ailenin tamamına yurt dışı yasağı… Böyle şey olmaz. Hukuk devleti bunu yapmaz. İki milyon üyeli terör örgütü olmaz. Eğer iki milyon örgütlü bir şey varsa o da zaten terör örgütü değildir. Aslında bu FETÖ meselesini sulandırıyor. Bu kadar yaygın kesimlere FETÖ, FETÖ, FETÖ diye damga vurursanız, gerçek FETÖ’cüler, asıl o elebaşları, o azılı azgın ekibi meşrulaştırmış olursunuz. Asıl mücadele etmemiz gereken onlar.”













