İNOSAM Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, dünyada ve bölgede artan jeopolitik krizler ile 2027 senaryolarına dikkat çekerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a tarihi bir çağrıda bulundu. Fon skandalının milli birliği zedelediğini belirten Avcı, sürecin şeffaflıkla yürütülmesini, tüm gerçeklerin kamuoyuyla paylaşılmasını ve sorumluların makamı ne olursa olsun yargı önüne çıkarılmasını istedi.
Üçüncü Dünya Savaşı’nın ayak sesleri artık duyuluyor. Küresel ekonomi derin bir krizden geçiyor. Tedarik zincirleri kırılmış durumda. Enflasyon, işsizlik ve toplumsal gerilim dalgası dünyanın dört bir yanında yükseliyor. Hemen yanı başımızda ise bölge tam bir ateş çemberine dönüşmüş durumda. Kuzeyimizde sıcak savaş, güneyimizde istikrarsızlık, doğumuzda belirsizlik, batımızda ise büyük bir jeopolitik gerilim var.
Türkiye, her an bir çatışmanın hedefi, parçası ya da tarafı olabilecek kadar kritik ve tehlikeli bir dönemden geçiyor. Bazı uluslararası ve ulusal strateji merkezlerinin 2027 senaryolarında Türkiye’nin İsrail veya Yunanistan ile sıcak bir çatışmaya ardından savaşa girebileceğini yazdığını görüyoruz. Bunlar spekülasyon değil; ciddiyetle ele alınması gereken olasılıklardır.
“BÖYLESİ BİR DÖNEMDE TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK GÜCÜ NEDİR?”
Tankı, topu, İHA’sı, SİHA’sı elbette önemlidir. Ama bir ülkeyi ayakta tutan asıl güç, milli birliktir. Vatandaşlarının birbirine ve devletine duyduğu güvendir. Toplumsal dayanışma ve adalet duygusudur. Güven olmadan birlik olmaz. Şeffaflık olmadan güven olmaz. Adalet olmadan da ne güven kalır, ne birlik.
“FON YOLSUZLUĞU ARTIK HASIRALTI EDİLEMEZ”
Bugün Türkiye’nin önünde duran fon krizi skandalı, basit bir mali olay olmaktan çıkmıştır. Bu mesele, Türkiye’nin kurumlarına, ekonomisine ve en önemlisi adalet ve eşitlik duygusuna olan inancı doğrudan ilgilendirmektedir. Bu skandal büyüdükçe, millet ile devlet arasındaki güven bağı her geçen gün biraz daha zedelenmektedir. Oysa biz, tarihin en kırılgan dönemlerinden birinden geçerken, bu bağı güçlendirmek zorundayız; zayıflatmak değil.
“CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A ACİLEN SESLENİYORUM”
Sayın Cumhurbaşkanı, Milletimizin birliğe en çok ihtiyaç duyduğu bu kritik dönemde, millet-devlet arasındaki güveni zedeleyen her türlü şaibeyi ortadan kaldırmak sizin en temel görev ve sorumluluğunuzdur. Bu nedenle çağrımız net, açık ve kararlıdır:
Birincisi: Fon kriziyle ilgili tüm gerçekleri, bütün çıplaklığıyla, hiçbir şeyi gizlemeden, 87 milyon vatandaşımızla paylaşın. Kim, neyi, ne zaman yaptı? Bu fon nasıl oluştu, nasıl yönetildi, kimler nemalandı? Tüm belge ve bilgilerle, şeffaf biçimde ortaya koyun.
İkincisi: Bu skandala karışan, sorumluluğu bulunan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan; koltuğu, makamı, yakınlığı, siyasi bağlantısı ne olursa olsun, bağımsız ve tarafsız yargının önüne çıkmasını sağlayın.
Üçüncüsü: Millete hesap verin. Bu ülkenin size emanet ettiği yetkiyi, bu emanetin hakkını vererek kullanın.
“GÜÇLÜ ÜLKELERİ ZAYIF ÜLKELERDEN AYIRAN ŞEY”
Güçlü ülkelerle zayıf ülkeleri ayıran şey, kriz anında kuralların ve kurumların nasıl işlediğidir. Adaletin tecelli edip etmediğidir. Şeffaflığın uygulanıp uygulanmadığıdır. Türkiye, bu fırtınalı denizden ancak şeffaflıkla, ancak hesap verebilirlikle, ancak gerçek bir hukuk devleti olarak çıkabilir. Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, tüm siyasi partilerin lider ve yöneticilerine sesleniyorum: Gelin, bu tehlikeli süreçte milli birliğimizin ilk ve en önemli adımını hep birlikte atalım.
Gerçek bir arınma ve yolsuzlukla, hukuksuzlukla mücadele seferberliği başlatalım.
Çünkü bu ülke, bir avuç insanın çıkarından çok daha büyüktür. Bu millet, şaibelerin gölgesinde yaşamayı hak etmemektedir. Bu devlet, güven kaybıyla ayakta kalamaz. Tarih, bu dönemde kimlerin milli birliği savunduğunu, kimlerin şaibeleri savunduğunu yazacaktır. Biz, milli birliğin, şeffaflığın ve adaletin tarafındayız. Ve bu tarafta dimdik durmaya devam edeceğiz.












