Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “2025 yılında yüzde 3,7 oranında büyüyen ekonomimizin 2026 yılında yüzde 3,3 büyümesi beklenirken, büyümenin önümüzdeki üç yıla dair açıkladığımız Orta Vadeli Program döneminde kademeli olarak güçlenerek 2029 yılında yüzde 5 seviyesine ulaşmasını öngörüyoruz” dedi.
Türk İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) 27’nci İş Dünyası Zirvesi, Fırat Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu’nun (FIRATSİFED) ev sahipliğinde Elazığ’da bir otelde gerçekleştirildi. ‘Kalıcı Belirsizlik Çağında Ekonomik Dayanıklılık’ temasıyla düzenlenen ve 2 gün süren zirvede, küresel ekonomiden bölgesel kalkınmaya, yapay zekadan yatırım ekosistemine kadar iş dünyasının gündemindeki birçok konu ele alındı. Zirvede ayrıca Türkiye ekonomisinin dayanıklılığının artırılmasına yönelik politika önerileri ile ekonomik ve teknolojik dönüşüm süreçleri değerlendirildi.
Zirveye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Vali Numan Hatipoğlu, Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları, AK Parti Elazığ milletvekilleri Ejder Açıkkapı, Erol Keleş ve Mahmut Rıdvan Nazırlı, MHP Elazığ Milletvekili Semih Işıkver, Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker, FIRATSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yasemin Açık, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ozan Diren, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Sönmez ile iş dünyası, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.
‘2026 YILINDA KİŞİ BAŞINA GELİRİMİZİN İSE 20 BİN DOLARI AŞMASINI BEKLİYORUZ’
Burada konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, küresel ekonomide belirsizliklerin arttığını ancak Türkiye ekonomisinin dayanıklılığını koruduğunu ifade ederek, “Günümüzde küresel ekonomide temel soru, belirsizliğin ne zaman sona ereceğinden ziyade, ülkelerin belirsizlik altında sürdürülebilir büyümeyi nasıl sağlayacağıdır. Bu nedenle ekonomik dayanıklılığı savunmacı bir yaklaşım olarak değil, dönüşümü yönetebilme, fırsatları değerlendirebilme ve uzun vadeli refah üretebilme kapasitesi olarak görüyoruz. Son yıllarda küresel ekonomi jeopolitik gerilimler, ticaret politikalarındaki değişimler, tedarik zincirlerindeki kırılmalar, enerji ve gıda arz güvenliği, iklim değişikliği ve afetler, hızlı teknolojik dönüşüm ve küresel finansal koşullardaki dalgalanmalar gibi çok sayıda riskle aynı anda karşı karşıya kalmaktadır. Bu zorlu şartlar altında dahi Türkiye ekonomisi dayanıklılığını korumaktadır. Bu çerçevede, 2025 yılında yüzde 3,7 oranında büyüyen ekonomimizin 2026 yılında yüzde 3,3 büyümesi beklenirken, büyümenin önümüzdeki üç yıla dair açıkladığımız Orta Vadeli Program döneminde kademeli olarak güçlenerek 2029 yılında yüzde 5 seviyesine ulaşmasını öngörüyoruz. Enflasyonun zirve seviyelerinden belirgin şekilde gerileyerek Ağustos 2026 itibarıyla yüzde 31,5 düzeyinde olması dezenflasyon sürecindeki ilerlemeyi ortaya koymaktadır. Bölgemizdeki jeopolitik gelişmelerin etkisiyle hedeflediğimiz oranın üzerinde kalmış olsak da eş güdüm içerisinde yürüttüğümüz para, maliye ve gelirler politikalarıyla daha önce başardığımız gibi enflasyonu tek haneli seviyelerine indireceğiz. Program döneminde cari işlemler açığının milli gelire oranını yüzde 2,6’dan yüzde 1,6’ya düşürmeyi, işsizlik oranını yüzde 8,1’den yüzde 7,6’ya geriletmeyi ve yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturmayı öngörüyoruz. 2026 yılında milli gelirimizin 1,8 trilyon doları, kişi başına gelirimizin ise 20 bin doları aşmasını bekliyoruz. Güçlü üretim kapasitemiz, artan ihracatımız, sağlam mali yapımız ve reform gündemimizle ekonomimizi önümüzdeki dönemde daha rekabetçi, daha dirençli ve daha yüksek katma değer üreten bir yapıya kavuşturacağız” dedi.
‘KRİTİK ALANLARDA DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZI AZALTACAĞIZ’
Türkiye’nin çevresindeki jeopolitik gelişmelere rağmen istikrarını koruduğunu ifade eden Yılmaz, “Etrafımız ateş çemberi iken ülkemizin istikrarını koruması, caydırıcı güç olarak yükselmesi, diplomasiyi önceleyen ve sorunları müzakere ile çözme yaklaşımı son derece kıymetlidir. Son 24 yılda inşa ettiğimiz güçlü ekonomik yapı; krizlere hazırlıklı olmamızın, değişen koşullara hızla uyum sağlamamızın, şoklar karşısında üretim kapasitemizi korumamızın ve yeni fırsatları değerlendirmemizin temelini oluşturuyor. Dönemsel sınamalar ile karşılaşsak da ekonomimizin temelleri sağlam. Son çeyrek asırda yaşadığımız dönüşüm, Türkiye ekonomisinin ölçeğini ve üretim kapasitesini önemli ölçüde büyütürken önümüzdeki dönemde hedefimizi daha ileriye taşımaktadır. Önümüzdeki dönemin en önemli kavramları arasında ekonomik güvenlik ve dayanıklılık yer almaktadır. Ekonomik dayanıklılığın üretimden ihracata, enerji ve gıdadan teknoloji ve finansa kadar ekonominin bütün alanlarında güçlenmekle mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, 2027-2029 Orta Vadeli Programı’na dahil ettiğimiz ekonomik güvenlik yaklaşımıyla, Türkiye ekonomisini küresel risklere karşı koruyacak stratejik dönüşümü başlatıyoruz. Buradaki temel önceliğimiz, kritik alanlarda dışa bağımlılığımızı azaltmak, ekonomimizin stratejik kapasitesini güçlendirmek ve çoklu şoklara karşı dayanıklılığımızı daha da tahkim etmektir. Amacımız, stratejik alanlarda kapasite oluştururken küresel ticaret, yatırım ve teknoloji ağları içerisindeki konumumuzu daha da güçlendirmektir. Dayanıklılık ile dışa açıklık, güvenlik ile rekabetçilik arasında doğru dengeyi kurabilen ekonomiler önümüzdeki dönemin kazananları olacaktır. Bu yaklaşım doğrultusunda, bir taraftan fiyat istikrarını ve makroekonomik dengeleri güçlendirirken diğer taraftan üretim ve yatırım kapasitemizi artırmaya, verimliliğimizi yükseltmeye ve ekonomimizin dış şoklara karşı hassasiyetini azaltmaya yönelik politikalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz” diye konuştu.
‘COP 31 TOPLANTISI ÖNEMLİ BİR FIRSAT SUNUYOR’
Tarım ve gıda sektörünün modasının geçmediği bir sektör olduğunu ifade eden Yılmaz, “Son derece önem verdiğimiz alanlarımızdan biri enerji ve doğal kaynaklarda arz güvenliğimizdir. Yerli kaynaklarımızın aranması, üretilmesi ve daha yüksek katma değerle ekonomimize kazandırılmasının ötesinde, enerji kaynaklarımızı çeşitlendirmeye ve depolama kapasitemizi artırmaya devam edeceğiz. Enerji dönüşümünü çevre politikasının yanı sıra bir rekabetçilik politikası olarak görüyoruz. Yeşil dönüşüm aynı zamanda cari açığımızı da azaltacak ve makroekonomik istikrarımızı güçlendirecektir. Düşük karbonlu üretim kapasitesi, enerji verimliliği ve temiz teknoloji yatırımları önümüzdeki dönemde ülkelerin küresel değer zincirlerindeki konumunu belirleyen temel unsurlar arasında yer alacaktır. Bu yıl ülkemizde yapılacak COP31 toplantısı bu perspektifimizi ortaya koymak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Önümüzdeki dönemde de kritik minerallerden nükleer ve hidrojen teknolojilerine, enerji ve madencilikte kullanılan kritik girdilerin yerlileştirilmesine kadar stratejik ve öncelikli alanlarda Ar-Ge kapasitemizi ve yurt içi üretim kabiliyetimizi daha da geliştireceğiz. Bir başka önemli atılım alanımız ise gıda arz güvenliği ve tarımsal dayanıklılık olacaktır. Tarımı ve gıda sektörünü stratejik ve modası hiç geçmeyecek bir alan olarak görüyoruz. Gıda arz güvenliğimizi önceliklendirecek ve stratejik girdilerde yerli kapasitemizi küresel şoklardan etkilenmeyecek düzeye çıkaracağız. Gıda arzını artırmayı dezenflasyon ve sosyal refah politikalarımızın da önemli bir parçası olarak görüyoruz” dedi.
‘TERÖRÜN EKONOMİMİZE MALİYETİNİ EN AZ 2,3 TRİLYON DOLAR OLARAK HESAPLIYORUZ’
Terörsüz Türkiye hedefinin yalnızca güvenlik ve toplumsal huzur açısından değil, Türkiye’nin ekonomik potansiyelini daha güçlü şekilde harekete geçirecek stratejik bir fırsat olarak değerlendirildiğini ifade eden Yılmaz şöyle konuştu:
“Ekonomik dayanıklılığımızın güçlendirilmesinde bölgesel kalkınma perspektifini de önemli görüyoruz. Bu çerçevede, Terörsüz Türkiye hedefini yalnızca güvenlik ve toplumsal huzur açısından değil, aynı zamanda ülkemizin ekonomik potansiyelini daha güçlü şekilde harekete geçirecek stratejik bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Son 40 yılda terörün ekonomimize doğrudan ve dolaylı maliyetini en az 2,3 trilyon dolar olarak hesaplıyoruz. Terörün yol açtığı güvenlik maliyetleri ve belirsizlikler ortadan kalktıkça başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yatırım, üretim, istihdam ve girişimcilik daha güçlü biçimde gelişecektir. Uzun süredir kullanılmayan potansiyel harekete geçecektir. Bu doğrultuda, bölgelerimizin kendi potansiyelleri ve rekabet avantajları doğrultusunda uzmanlaşmasını desteklerken bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltacak politikalarımızı da sürdüreceğiz. Özellikle tarım, sanayi, turizm ve hizmetler sektörlerinde bölgelerimizin sahip olduğu potansiyelleri daha etkin şekilde değerlendirerek yerel işletmelerimizin ulusal ve küresel değer zincirlerine daha güçlü bir şekilde entegre olmasını sağlayacağız. Bunun yanında, iltisak hatlarının hızlandırılması başta olmak üzere ulaşım, lojistik, dijital altyapı ve enerji başta olmak üzere ekonomik faaliyetlerin ihtiyaç duyduğu altyapıyı güçlendirerek yatırım ortamını bölgelerimiz genelinde daha da iyileştireceğiz. Türkiye, bugünün belirsizliklerini aşacak tecrübeye ve önümüzdeki dönemin fırsatlarını değerlendirecek güce sahiptir. Güçlü, tecrübeli ve dirayetli bir liderliğe, tecrübeli kadrolara sahibiz. Hükümet olarak istikrarı koruyacak, üreticimizin ve girişimcimizin önünü açacak, ülkemizin rekabet gücünü artıracak adımları kararlılıkla sürdüreceğiz.”









‘Netanyahu’nun Laf Söylemesinin Hiçbir Kıymetiharbiyesi Yok’
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ak Parti Elazığ İl Başkanlığı’nda düzenlenen teşkilat buluşmasında partililere hitap etti. Yılmaz, Filistin davasını savunmaya devam edeceklerini ifade ederek, “O birileri işledikleri suçları gayet iyi biliyorlar. O suçların üstünü örtmek için de sürekli bir şekilde Cumhurbaşkanımıza, ülkemize saldırmaya çalışıyorlar. Uluslararası mahkemelerde soykırımla yargılanan bir kişinin, Netanyahu’nun hükümetinin kalkıp da Cumhurbaşkanımıza, Türkiye Cumhuriyeti’ne laf söylemesinin hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. İç siyasette sıkışmışlığını böyle aşmaya çalışıyor ama bu da beyhude bir çabadır. Biz kim ne derse desin ne yaparsa yapsın zalimlerin karşısında, mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Filistin davasını savunmaya, iki devletli çözümü savunmaya devam edeceğiz. Ve bu konuda giderek güçlenen insanlık ittifakının da çok güçlü bir parçası olarak biz bu politikamızı her platformda dile getirmeye, arkasında durmaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımız gerçekten tarihi bir konuşma yaptı. İnsanlığın nereye doğru gittiğini ve alınması gereken tavrı ortaya koydu. Uzun yıllardır aslında bunu yapıyor. ‘Dünya 5'ten büyüktür’ diyor. Bu ‘Dünya 5'ten büyüktür’ sadece Birleşmiş Milletlerin reformu değil, aynı zamanda daha adaletli bir dünya arayışı. Maalesef dünyamızda birçok zulümler, adaletsizlikler var. Hem siyasi alanda hem ekonomik alanda. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye'nin bu birikimiyle, tarihi birikimiyle, değerleriyle tüm insan insanlara daha adaletli bir dünyanın mümkün olduğunu, bir araya gelirsek, birlikte gayret edersek bu savaşlar yerine daha barışçı bir ortamın olabileceğini, bu kavgalar yerine daha geniş kesimlerin müreffeh olduğu bir dünyanın kurulabileceğini söylüyor” dedi.
Etrafımız Bir Ateş Çemberi Ama Türkiye Bir İstikrar Limanı
Türkiye’nin güçlü bir ülke olduğunu belirten Yılmaz, “Biz inanıyoruz ki er veya geç aydınlık karanlığa galebe çalacak. Zulüm hiçbir zaman sonsuz olarak devam etmez. Mutlaka ve mutlaka mazlumlar şöyle veya böyle eninde sonunda galip gelecek. Buna inanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti olarak hem tarihin doğru yerinde durduğumuz için hem insani değerler bakımından doğru yerde durduğumuz için de son derece güçlü bir konumdayız. Ondan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye Cumhuriyeti olarak bir taraftan savunma sanayimizle, bütün imkanlarımızla caydırıcı gücümüzü arttırıyoruz. Bölgemizde yeni ittifaklar oluşturuyoruz. Mevcut ittifaklarımızı güçlü bir şekilde çalıştırıyoruz. Hem de barışçı diplomasiyle sorunları savaşarak değil, oturup masada müzakere yoluyla çözme noktasında politikamızı, barışçıl politikamızı, diplomasiyi önceleyen politikamızı da en etkili şekilde hayata geçiriyoruz. Etrafımız bir ateş çemberi ama Türkiye bir istikrar limanı. Bunun kıymetini çok iyi bilmek lazım. Güçlü bir ülkemiz var. Dirayetli bir liderimiz var. Tecrübeli kadrolarımız var. Bütün bunlarla dünyanın ve bölgemizin içinden geçtiği bu zor zamanı da en iyi şekilde atlatacağız ve Türkiye eskisinden de güçlü bir şekilde inşallah yoluna devam edecek. Türkiye Yüzyılı’nı adım adım inşa etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
İhracatımız 405 Milyar Dolar Seviyesine Çıktı
Ak Parti ve Cumhur İttifakı döneminde Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü belirten Cevdet Yılmaz, “Bütün bu çabamızda son 23 yıla baktığınızda Ak Parti, Cumhur İttifakı ne yaptı bu ülkeye? Son 23-24 yıla baktığınızda birçok alanda büyük başarılar olduğunu görüyoruz. Ekonomide, Ak Parti iktidara geldiğinde 2002 yılında 239 milyar dolarlık bir büyüklüğü vardı Türkiye'nin. Bu sene inşallah yıl sonunda 1,8 trilyon dolara ulaşacağız. O seviyeye geleceğiz. 239'dan 1,8 trilyon dolara. İhracatımız sadece 36 milyar dolardı, mal ihracatımız. Hizmet ihracatı da 14 milyar dolardı. İkisini toplayın. 50 milyar dolarlık mal ve hizmet ihracatımız vardı. Şu anda son 12 aya baktığımızda mal ihracatımız 280 milyar doları aştı. Hizmet ihracatımız 125 milyar dolar seviyesine geldi. İkisini topladığımızda mal ve ihracatımız 405 milyar dolar seviyesine çıktı. Yani sadece ihracatımız geçmişteki milli gelirimizden çok daha fazla bir noktaya geldi. Böyle bir Türkiye var artık. Dünyada satın alma gücü paritesiyle 11’inci büyük ekonomiyiz. Nominal dediğimiz dolar bazında ise 16’ncı büyük ekonomi konumundayız. Hangi ekonomik göstergeye bakarsanız bakın, Türkiye artık eski Türkiye değil. Ölçek büyütmüş, çok daha etkili bir ekonomik güç haline gelmiş bir Türkiye var. Sorunlar yok mu ekonomide? Bütün dünyada var, bizde de var. Özellikle enflasyon bu dönem en büyük meselemiz. Onu da önceliklendirmiş durumdayız. Aşama aşama düşürüyoruz. Bu bölgemizdeki savaş nedeniyle biraz maalesef olumsuz etkiler oldu. Ama onları da telafi edip yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’yi Bu Darbe Anayasası Ayıbından Kurtaracağız
Yeni anayasa çalışmalarının sürdüğünü ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Ak Parti’nin en büyük başarılarından biri vesayetçi sistemleri tasfiye etmesi, Türkiye’yi normal bir demokrasiye dönüştürmesidir. Bugün Türkiye’de artık sivil irade hakimdir. Yasaklar kalktı, geçmişte başörtüsü üzerinden korkular üreterek vesayetçi yapıyı sürdürdüler. Bugün insanların ana dilini rahatça konuştuğu, kimliğini ve inancını rahatça ifade ettiği bir Türkiye var. Kimlik siyasetine karşıyız ancak insanların kendi etnik ve mezhebi kimliklerini rahatça yaşayabilmeleri çok kıymetlidir. Türkiye’yi terörden de vesayetçi zihniyetten de kurtardık. Önümüzdeki dönemde inşallah Türkiye’yi sivil, yeni bir anayasaya kavuşturacağımıza inanıyoruz. Burada daha geniş bir konsensüs gerekiyor. Meclisimizde ve toplumumuzda iktidarıyla muhalefetiyle bir araya gelip temel bir uzlaşmaya varırsak Türkiye’yi bu darbe anayasası ayıbından kurtaracağız. Çok daha sivil, demokratik ve bugünkü ihtiyaçlara cevap veren bir anayasayı milletimize kazandıracağız. Ayrıca, savunma sanayisinde dünyada söz sahibi ülkelerden biri haline geldik. Geçen sene 10 milyar dolardan fazla ihracat yaptık ve dünyanın 11’inci büyük ihracatçısı olduk. Dünyada en fazla diplomatik misyonu olan beş ülkeden biriyiz. Somali’den Katar’a, Kafkaslar’dan Libya’ya, Suriye’den Irak’a kadar geniş bir coğrafyada istikrar için çalışıyoruz.”













