Tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı ‘Casusluk’ davasının ilk duruşması yapıldı.
Saat 11.00 sıralarında başlayan duruşmada savunma yapan Hüseyin Gün, “Manevi annem benden rica etti diye, yurtdışında ortağı olduğum PQ isimli şirketin teknik elemanlarına açık kaynak verilerine dayalı ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Başka bir şey yok.” dedi. Duruşma yarına ertelendi.
Tutuklanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Necati Özkan, Hüseyin Gün ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı, haklarında ‘Siyasal casusluk’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezaları istenen davanın ilk duruşması İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan duruşma salonunda görülüyor.
5 GÜNLÜK DURUŞMA TAKVİMİ ÖNGÖRÜLÜYOR
Mahkeme başkanı, 5 günlük duruşma takvimi oluşturduklarını, duruşmaları saat 18.00 sıralarında bitirmeyi planladıklarını söyledi.
‘CASUSLUK SUÇLAMASI İFTİRALARDAN İBARETTİR’
Hüseyin Gün yaptığı savunmada, “Türkiye’de yapay zeka fabrikası kurmak için ABD’den uçakla 30 Haziran 2025’te Türkiye’ye giriş yaptıktan hemen sonra, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındım. Bu sırada cep telefonuma ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu. Dijital verilerimin şifrelerini kendi isteğimle emniyet güçlerine ben verdim. Çünkü kendimden eminim, casus değilim. El konulan dijital verilerim üzerinde yapılan incelemede, rahmetli manevi annemle İmamoğlu’nun birlikte olduğu bir fotoğraf ve 3-4 mesaj sebebiyle TEM’e getirildim. İfademin ardından savcılık tarafından serbest bırakıldım. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ise tutuksuz olarak yargılanmaktayım. İddianamede tarafıma yöneltilen iddialar tamamıyla mesnetsiz ve gerçek dışıdır. Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğini, iç veya dış siyasal yararları açısından gizli kalması gereken siyasi ya da askeri bilgileri casusluk maksadıyla temin etmedim, böyle bir teşebbüste bulunmadım, kimseyle paylaşmadım. Ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım ve şunu da önemle söylemek isterim; kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri başka hiç kimseye casusluk iftirası atamaz. Tarafıma yöneltilen casusluk suçlaması; uyuşturucu ve yasadışı bahis müptelası olan muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın, öz annesinin sürekli olarak kendisine rol model ve ağabey olarak beni göstermesinden kaynaklanan geçmişe dayalı husumet ve kıskançlıkla ileri sürdüğü asılsız iftiralardan ibarettir” dedi.
‘YOĞUN DESTEK VERDİĞİM GÖRÜLMEKTEDİR’
Gün savunmasının devamında, “Delil olarak gösterilen cep telefonumdaki kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar ve emekli istihbarat görevlileriyle yazışmalarıma bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları açısından gizli kalması gereken bilgiyi casusluk maksadıyla temin ettiğime ya da hangi gizli bilgileri hangi istihbarat yetkilisine ne şekilde açıkladığıma yönelik somut hiçbir delilin bulunmadığını sizler de kolaylıkla tespit edebilirsiniz. Ben uzun yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde çeşitli iş alanlarında yatırım yapan bir iş insanıyım. Yurtdışında almış olduğum eğitim, uluslararası arenadaki siyasi, ticari, iktisadi ve sosyal konumumla özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurtdışında üstlenmiş olduğum önemli görev ve sorumluluklar göz önünde bulundurulduğunda, iddianamede isimlerine atıfta bulunulan yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar, emekli askerler ve istihbarat mensuplarıyla görüşmelerimde hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir durumun bulunmadığı kolaylıkla tespit edilebilir. İddianame eklerindeki yazışmalarda, mahkemenizce yaptırılan Türkçe tercümelere bakıldığında, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurtdışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda Avrupa ve Amerika’da firari durumda bulunan önde gelen FETÖ mensuplarının açık kimlikleri, adresleri, ilişki ağları ve mal varlıklarının tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla görülebilmektedir.” dedi.
‘TİCARİ FAALİYET OLARAK GEÇİŞTİRDİM’
Gün, “İddianamede tarafıma yöneltilen suçlamaya dayanak olarak gösterilen, yurtdışında FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırlanan ve işin trajikomik tarafı da burada olan, devlet sırrı niteliğinde olduğu bizzat iddia makamınca belirtilen bir ‘Black Cell’, Türkçesiyle ‘Kara Hücre’ başlıklı raporları da bizzat ben hazırladım. FETÖ’ye ilişkin örgüt şemaları ve yurtdışındaki bağlantılar konusunda irtibatlarımdan faydalanarak hazırlanan bu raporların devletimizin resmi makamlarına ulaştırılmasını sağladım. Nitekim iddianamenin eklerinde yer alan ‘Kodlamalar’ başlıklı yazışmada da benim Türk Devleti adına yurtdışında FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelede proje yöneticisi olduğum açıkça belirtilmiştir. İlk tutuklandığımda, Temmuz ayında bana bu konular sorulduğunda devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim. Bunu ilk ifademde de görebilirsiniz. Üzülerek söylüyorum ki iddianamede bunları görünce şoke oldum. Yalnızca vatanıma hizmet etmek amacıyla; şerefli Türk subaylarına kumpas kuran, Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde rol alan, ardından 250’nin üzerinde masum Türk vatandaşını şehit eden hain FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün huzurunuzda tarafıma yöneltilen asılsız casusluk suçlamasının sözde delili olarak gösterilmesi son derece haksız ve mesnetsizdir. Olamaz böyle bir şey” dedi.
‘AÇIK KAYNAK VERİLERİNE DAYALI SOSYAL MEDYA ANALİZİ YAPTIRDIM’
Gün, “Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ı manevi annem vasıtasıyla tanıdım. İmamoğlu’nu ise İBB Başkanı olarak seçildikten yaklaşık 1,5 ay sonra, yine manevi annemin yönlendirmesi neticesinde Saraçhane binasına yaptığımız nezaket ziyareti sırasında hayatımda sadece bir defa gördüm. İletişim kayıtlarına bakıldığında benim İmamoğlu ile bu tarihten ne önce ne de sonra herhangi bir irtibatımın bulunmadığı görülmektedir. İddianamede her ne kadar suç tarihi olarak 2019-2025 yılları gösterilmiş olsa da, benim ne İmamoğlu ne de Özkan ile 2019 yılında gerçekleşen sınırlı iletişim dışında herhangi bir irtibatımın bulunmadığı görülmektedir. Manevi annem benden rica etti diye, yurtdışında ortağı olduğum PQ isimli şirketin teknik elemanlarına açık kaynak verilerine dayalı ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Başka bir şey yok. İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynak erişimlerine dayalı olarak yapılan bir sosyal medya analizinin iddianamede siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi inandırıcılıktan ve hakikaten son derece uzaktır. Hiçbir şekilde İBB veri tabanını kopyalamadım, çalışanlarıma Amerika’da böyle bir talimat vermedim, sisteme hiçbir şekilde izinsiz müdahalede bulunmadım ve vatandaşların telefonlarına ya da sosyal medya yazılımlarına KVKK ilkelerine aykırı herhangi bir izinsiz erişim sağlamadım. Kaldı ki dosya kapsamında bunun aksini kanıtlayan hiçbir somut delil de mevcut değildir. Dark web kapalı kaynak değildir. Bilirkişi raporunda da açıkça yazmaktadır. Sosyal medya analizi yaptırmak için hackleme yapmanıza gerek yoktur, veriler zaten açıktır. Analiz yapmak için İBB verilerinin kopyalanmasına kesinlikle ihtiyaç yoktur. Bunlar iddianamede yer alan ‘Gizli verileri alarak yurtdışındaki PQ isimli şirket ortağım, eski istihbarat elemanına ileterek sosyal medya analizi yaptırmak suretiyle siyasi casusluk suçunu işlediğim’ yönündeki iddianın ne kadar mesnetsiz olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.” dedi.
İMAMOĞLU İLE GÖRÜŞMESİ SORULDU
Mahkeme başkanı tarafından İmamoğlu ile belediyenin Saraçhane binasında yaptıkları görüşmenin sorulması üzerine Gün, manevi annesiyle görüşmeye gittiğini ve o günün annesinin en mutlu günü olduğunu gözlerinde gördüğünü söyledi.Gün, Necati Özkan’ın, ‘İstanbul Senin’ ve ‘İBB Hanem’ uygulamaları hakkında bilginiz var mı’ sorusuna, “Herhangi bir bilgim yok” şeklinde cevap verdi. Necati Özkan’ın, “Siz, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada örgüt yöneticim olarak görünüyorsunuz. Bana herhangi bir talimat verdiniz mi” sorusunu ise Gün, “Susma hakkımı kullanıyorum” diye yanıt verdi. Duruşmaya saat 13.15’te ara verildi.
‘BURADA VERDİĞİM MÜCADELEDEN DOLAYI ONUR DUYUYORUM’
Ekrem İmamoğlu mahkemede yaptığı savunmasında, “Bugün burada anlatacaklarım ve ortaya koyacağım ifadelerin hiçbiri aslında Hüseyin Bey’le ilgili değil. Burada, devletimiz adına, milletimiz adına utanç verici bir iddianame sonucu açılmış bir davayla muhatabız. Dolayısıyla benim muhatabım da Hüseyin Gün değil zaten. Yani deli kuyuya bir taş atmış ve istiyorlar ki birileri de o taşı çıkarsın. Açıkçası bu minik akıllı kişiyi muhatap almayacağım. Ne taşıyla ne de kuyusuyla ilgilenmiyorum. Bunun tümüyle boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok. Hazırlığım var elbette ama insan bazen duygularını kelimelere sığdıramıyor. Şunu çok net söyleyeyim; ben çok rahatım, çok gururluyum. Burada verdiğim mücadeleden dolayı onur duyuyorum. Artık burada verdiğimiz mücadele bir milli mücadeleye dönüşmüştür. Türkiye tarihinin demokrasi ve adalet adına en büyük muhalefet mücadelesi bugün Silivri’de verilmektedir. Bugün derken, neredeyse bir yılı aşan bir süreçten söz ediyorum” dedi.
‘İMAMOĞLU’NDAN, ÖZKAN’DAN, YANARDAĞ’DAN CASUS, VATAN HAİNİ ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORLAR’
İmamoğlu, “Az önce burada ifade veren kişi Hüseyin Gün, etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan bile imtina etti. Türk hukuku insanları bu hale düşürüyor. Çünkü insanların özgürlüğü çalınmış durumda. Ortada suç yok, delil yok ama insanlara, ‘Masumiyetini ispat et’ deniyor. Böyle bir hukuk olabilir mi? Ben buradan ilan ediyorum; iddianamenin tek bir sayfasını bile okumadım. Ne dört bin sayfalık İBB davasını ne de başka bir dosyayı. Bir sayfasını bile okumadım ve okumayacağım. Ekrem İmamoğlu’nu casusluk suçlamasıyla yargılamak; hukukla, akılla, vicdanla açıklanabilecek bir şey değildir. Bunun adı aklın ve ciddiyetin tamamen terk edilmesidir. Gerçekten bu iddianameyi tarif etmek zor. İftiranın büyüklüğüne bakın. ‘Casusluk’, ‘vatan hainliği’. Ekrem İmamoğlu’ndan, Necati Özkan’dan, Merdan Yanardağ’dan casus ve vatan haini çıkarmaya çalışıyorlar” dedi.
‘FOTOĞRAFTAN SUÇ ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORLAR’
İmamoğlu, “Tek bir fotoğraf ve o karede Allah rahmet eylesin bir hanımefendi ile Hüseyin Bey bulunuyor. Burası İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Kadim İstanbul’un belediyesi. Kurumsallığı olan bir kurum. O kapıdan içeri giren herkes kayıt altındadır zaten. Aynı gün başka ziyaretçiler de var. Bakanlık yapmış isimler, hanımefendiler, teyzeler, gençler, Azerbaycan’dan gelen iş insanları var ama bu dosyada adı geçen bu iki kişi o resmi listelerde bile yok. Demek ki son anda bir rica üzerine görüşme gerçekleşmiş. Böyle bir görüşmeden, böyle bir fotoğraftan suç çıkarmaya çalışıyorlar. Böyle bir ziyaretten, böyle bir fotoğraftan suç çıkarmak mümkün değildir. 26 Ağustos’ta hayatını kaybetmiş, bize gönülden sevgisini hissettirmiş bir kadının yaptığı ziyareti bugün suç gibi göstermeye çalışıyorlar. Bana bu fotoğrafı ilk getirdiklerinde, ‘Bu nedir?’ dedim. Hanımefendiyi hatırladım ama yanındaki beyefendiyi hatırlamadım bile. Çünkü unutulacak bir kadın değildi. Şık, zarif, dikkat çekici bir hanımefendiydi. Ziyaret etmiş, ben de onur duymuştum” dedi.
‘HÜSEYİN GÜN’Ü İLK DEFA TUTUKLANDIĞINDA DUYDUM’
İmamoğlu’na soru soran Mahkeme Başkanı, “iddianamede Hüseyin Gün’ün internet ortamına sızdırılmış verilerden analiz yaptırdığı, Özkan aracılığıyla size bu verilerle ilgili tavsiyelerde bulunduğu iddia ediliyor. Böyle bir şey oldu mu, eğer olduysa sizin bundan haberiniz var mıydı?” dedi.
İmamoğlu ise, “Necati Bey’le birlikte 4 seçim kazandık. Cumhurbaşkanlığı kampanyasında da beraber çalışıyorduk. Hiçbir sohbetimizde, çalışmamızda kendi sentezleyip bize aktarmış olduğu sunuşların dışında, işte ‘Şu şunun ifadesidir, şu şunun göstergesidir diye’ bir şey dinlemediğim gibi Hüseyin Gün’ü ilk defa burada hücrede yatarken tutuklandığı itirafçılıkla benim hakkımda konuşturulduğunda duydum. Öyle bir diyaloğumuz olmadı” dedi.
DURUŞMA ERTELENDİ
Duruşma, sanıklar Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın savunmalarıyla yarın saat 10.00’da görülmeye devam edecek.










