Bizim Ankara’da hastaneye gitmek sadece bir şifa arayışı değil, bazen de insanın feleğini şaşıırtan bir hayal alemidir gardaşım. Hele ki yolun Bilkent Şehir Hastanesi’nin o devasa Kardiyoloji bölümüne düştüyse!
Geçenlerde sol arterde bir genişleme var, tansiyon da fırlamış; göğüste hafiften bir sızı var diye düştük Bilkent’in yoluna. Doktor baktı, “Gardaşım bir kalp ultrasonu çekelim, durum nedir görelim”. dedi. Verdiler sevk kâğıdını, indik aşağıya.
Odaya bir girdim… Anam! Tıp dünyası tıp dünyası olalı böyle uzman doktor görmemiştir! Sanırsın doktor değil, gökten inmiş bir abide! Meğer bizim kalp boşuna sıkışmıyormuş bebe!
Hocamız gayet profesyonel, “Beyefendi üstünüzü çıkarın, sola dönün, kollarınızı da yukarı kaldırıp bekleyin” dedi. Emre amadeyiz tabii! Hemen çıkardık üstü, döndük sola. Ultrason cihazının o soğuk jelini bir sürdü, ardından cihazı kalbin üstünde gezdirmeye başladı.
Ulan o an Ankara’nın ayazı gitti, hastanenin o soğuk havası bitti! Bir yandan uzman doktorun o titiz incelemesi, bir yandan cihazın teması… İki dakikadatansiyon falan kalmadı, içime tarif edilmez bir huzur çöktü! Ulan dedim kendi kendime: “Ramazan, sen şu an dünyada mısın yoksa cennetin kapısından içeri mi süzüldün bebe?!”
Gözüm ekrandaki kalp ritmine kayıyor; cihaz “bip bip” ettikçe ritim tavan yapıyor! Doktor hanım da ekrana bakıp “Arter genişlemesi var ama ritim de bir garip atıyor” diye düşünüyor muhtemelen. Bizimki arter genişlemesi değil, resmen gönül genişlemesi! O 5-10 dakikalık ultrasonda hastanenin bütün stresi, kahrı yok oldu gitti.
Dışarı bir çıktım, Bilkent’in o rüzgarı yüzüme çarpınca kendime geldim: “Ulan ne adamız, acilde ayağımızın kokusuyla milleti kaçırırız, kardiyolojide iki dakika jel sürülünce hülyalara dalarız!”
Lafın özü canlılar; Ankara’nın Şehir Hastanesi adamı hem yorar hem de bazen böyle saniyeler içinde hayal alemine götürür. Kalp doktoruna gidip ritmini daha da bozan tek millet herhalde biz Angaralılardır!












