Ankara ulaşımının en stratejik, en heyecanlı ve bir o kadar da sabır gerektiren noktalarından biri hiç şüphesiz Batıkent aktarma istasyonudur.
Sincan yönünden gelen trenle Kızılay yönüne gidecek trenin buluştuğu o peronda, her sabah saat sekiz sularında binlerce insanın dâhil olduğu devasa bir senfoni çalınır.
Trenin kapıları açıldığı an, perona adım atan yolcularda hafif bir tedirginlik ama bir o kadar da tecrübeden doğan bir özgüven vardır. Herkes boş bir koltuk yakalamanın ya da en azından kapı kenarında tutunacak sağlam bir tutamak bulmanın hesabını yapar. İçeriye dalan kalabalık öyle bir uyum içindedir ki, kimse kimsenin ayağına basmaz, bassa da o meşhur “Gardaşım kusura bakma, kalabalıktan oldu” cümlesiyle saniyeler içinde barış sağlanır.
Vagon hareket ettiğinde, o ivmeyle sağa sola yalpalayan kalabalıkta birden kolektif bir denge sanatı icra edilmeye başlanır. Biri elindeki çantayı düşürmesin diye diğeri destek olur, yaşlı bir amca bindiğinde üç kişi birden aynı anda ayağa kalkar.
İşte bizim metrolarımız sadece demir yığınlarının tünellerde süzülmesi değildir; birbirini hiç tanımayan insanların aynı kaderi paylaştığı, dayanışmanın ve Ankaralı olmanın en yalın haliyle sergilendiği birer yürüyen yaşam alanıdır.













