CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, “Asrın felaketini ve rantın felaketini yaşadık. Türkiye için yılın en uzun gecesi 21 Aralık değil 5 Şubat’ı 6 Şubat’a bağlayan gecedir” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka; CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, CHP Gaziantep Milletvekilleri Hasan Öztürkmen, Melih Meriç , CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ile CHP Gaziantep İl Başkanlığında basın toplantısı düzenledi.
AKP iktidarının utanmazca “kader” diye geçiştirdiği, aslında almadıkları önlemler yüzünden 53 bin 537 canın yitip, 107 bin 213 kişinin yaralandığı, birçok yurttaşımızın ömür boyu engelli kalmasına yol açan 6 Şubat depreminin üzerinden tam iki yıl geçti!
Asrın felaketini ve rantın felaketini yaşadık. Türkiye için yılın en uzun gecesi 21 Aralık değil 5 Şubat’ı 6 Şubat’a bağlayan gecedir. Öncelikle neler yaşadığımızı hatırlayıp, sonrasında mevcut durumu anlatmak isterim.
6 Şubat depreminin hemen ardından Gaziantep Koordinasyon sorumlusu olarak bölgeye geldim. Yaklaşık 2 ay başta Gaziantep olmak üzere depremden etkilenen tüm illerde çalışmalar yürüttüm. Depremin ardından yaşanan ihmaller zincirine, çaresizliklere, yaşanan acılara bire bir tanıklık ettim.
Depremin ardından yardım gelmesi gerekirken kirli bir siyaset yürütüldü. Hayati öneme sahip ilk 72 saatte, yurttaşlarımız enkaz başında sevdiklerini kurtarmak için çırpındı. Binlerce insan elleriyle enkazı kazıyarak ya çıkmaya ya da sevdiklerini kurtarmaya çalıştı. Bir depremzede durumu şöyle özetledi: “İlk günlerde göçüklerin altından sesler geliyordu ama kimse yoktu. Sonra birileri geldi ama ekipmanları yoktu. Ekipmanlar geldi ama artık ses yoktu.”
O anki sessizlik, bizleri derinden sarstı. İlk 72 saat insanlar ölüme terk edildi. Birçok cenazeye katıldım… Cenazelerin başında “Seni kurtaramadım!” feryatları yükseldi. Oysa, tek suçlu iktidardı. Hepimiz şunu çok iyi biliyoruz: deprem değil depreme dayanıklı olmayan binalar öldürür. Denetimsizlik öldürür. Rant hırsı ile düzenlenen kentler öldürür. Depremin hasarını önlemeyen iktidar, kurtarma görevini de yapamadı. Öylesine korkunç günler yaşadık ki, yurttaşlarımız için sevdiklerinin cansız bedenlerine bile ulaşmak çok zordu. Birçok canımız kimsesizler mezarlığına defnedildi. Geride kalanlara, bir mezar taşı dahi çok görüldü. İktidar, halkın acısına yüreğini de gözünü de kapadı, kendi şatafatlı hayatına devam etti. Yandaş medya, dramı romantize edip çadırların lüks olduğunu iddia etti, girişini “antre” olarak tanımladı.
Depremzedelerin barınması için Kızılay’dan çadır beklerken, Kızılay’ın çadır sattığını öğrendik. İktidar, yaşananlara “kader” demekle yetindi. AKP’li milletvekilleri “ah, vah” demenin ötesine geçemeyen açıklamalar yaptı.
Değerli Basın Mensupları,
Depremin tüm bölge halkını derinden etkilediğine şüphe yok elbette. Fakat özellikle kırılgan gruplar, derinden etkilendi. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, hastalar büyük sıkıntılarla baş başa bırakıldı. Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olarak kurulmuştu. Ancak Cumhuriyet’in 100. yılında tek adam rejimi yurttaşını kimsesiz bıraktı.
Engelli yurttaşlar, uygun olmayan koşullarda yaşamaya mahkûm edildi. Çadırkentlerde kadınlar için güvenli alanlar sağlanmadı. Uzaklaştırma kararları askıya alındı. Kadınlar ve çocuklar korunaksız alanlara mahkûm edildi. Barınma, sağlıklı gıdaya erişim, tuvalet ve banyo gibi temel ihtiyaçlar çok uzun süre karşılanmadı. Çadırlar çok yetersizdi; kiminde yatak ve yorgan yoktu, ısınma ve hijyen sorunları çözülmedi. O süreçte Birleşmiş Milletler verilerine göre, deprem bölgesinde tahmini 226 bin hamile kadın vardı. Bu kadınlar karınlarında bebekleri ile belirsizliğe mahkûm edildi. Kronik rahatsızlıkları olanlar ve nadir hastalıklarla mücadele edenler, tedaviye erişemedi. Öyle zorlu günlerdi ki, bütün bu olumsuzluklara rağmen çadır bulanlar, şükretti!
Değerli Basın Mensupları,
O süreçte, en çok canımızı yakan konulardan biri de hiç kuşkusuz ki kayıp çocuklar oldu… Dönemin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, kayıp çocuklarla ilgili yaptığım açıklamalar nedeniyle hakkımda dava açtı ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğimi” iddia etti. Ancak biz, Bakan’ın o dönemde yaptığı çelişkili açıklamaları asla unutmadık. Çocukların kaybolduğu, tarikatlara teslim edildiği her gün basına yansırken, ben bir siyasetçi olarak sessiz kalamazdım, kalmadım. Çocukların güvenliği her şeyden önemliydi. Depremde kurtarılan refakatsiz çocukların tarikatlara değil, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na teslim edilmesi gerektiğini sürekli olarak dile getirdim. Partimiz, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nu harekete geçirerek, çocuklarla ilgili tüm iddiaların titizlikle araştırılmasını istedi.
Bakan Yanık’ın yaptığı açıklamalarda skandallar birbirini izledi. 8 Şubat’ta kayıp çocuk olmadığını söyledi, ancak bir süre sonra kimliği tespit edilemeyen çocukların hastanelerde olduğunu açıkladı. Ailesine teslim edilen ve takipteki çocuklar duyurulmaya başlandığında, çelişkiler gün yüzüne çıktı. Diğer yanda, Adıyaman’da cemaate ait bir köyde 1100 depremzede ve çocuk bulunduğu ortaya çıktı. Hükümet, çocukların aileleriyle gitmesinin suç teşkil etmediğini savundu.
Yetmedi, Yanık, “Çocukların çoğunun sağlık kuruluşlarında olduğunu varsaydık” dedi. Oysa kayıp çocuk olmadığını savunuyordu. Bir depremzede çocuğumuzun Hollanda’da bulunduğu duyurulduğunda ise, tüm bu yaşananlara dair sorularımıza cevap verilmedi. Bu skandallar, depremin ne kadar yanlış yönetildiğini, çocuklarımızın kaderiyle nasıl oynandığını gözler önüne serdi.
Bunlar da yetmedi hayatta kalanlar hastalığa sürüklendi. Bölgedeki yıkım ve moloz toplama çalışmaları esnasında Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Yönetmeliği’nin gerekleri yerine getirildi.
Değerli Basın Mensupları,
Sürecin yakın tanığı olarak şunu çok net söyleyebilirim ki; iki yıl önce yaşadıklarım iktidar açısından tam bir utanç tablosu idi. Yine bir bakan bile istifa etmedi. Aradan iki yıl geçti ve bugün neler oluyor? Gelin, aradan iki yıl geçmesine rağmen Gaziantep merkezde ve depremin derinden etkilediği Nurdağı ve İslahiye ilçesindeki tabloya yakından bakalım.
Gaziantep İl Başkanlığımızın paylaştığı bilgilere göre, Nurdağı’nda 8 bin, İslahiye’de ise 6 bin kişi geçici yaşam alanlarında barınmaya devam ediyor. Geçici yerleşim yerlerinde; ortak tuvaletlerde ve banyolardaki hijyen sorunu hastalıklara davetiye çıkarıyor. Yoğun bakım hizmetleri mevcut olsa da bazı branşlarda hizmet verilmiyor. Nurdağı’nda yeni devlet hastanesi yapılmış fakat uzman kadrolarında yetersizlik var. Uyuz ve cilt hastalıkları yaygın olarak görünüyor.
Kırılgan grup diye ifade ettiğimiz, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, gebe tespiti konusunda hala sorunlar mevcut. Çadırkentlerde psikososyal destek birimi, kadın sağlık birimi, revir, çocuklara özel alanlar, güvenlik sağlayıcılar bulunmuyor. Bölgede en çok dile getirilen sorun: hayat pahalılığı ve belirsizlik. Yüksek kiralar nedeniyle insanlar çadırlardan kımıldayamıyor.
Ne Nurdağı’nda ne de İslahiye’de kayıp sayısı, deprem sonrası engelli kalan yurttaş sayısı ve de enkazdan çıkarılan kişi sayısı bilinmiyor. Bölgedeki sağlık sorunları güncelliğini koruyor. Yıkılan Aile Sağlığı Merkezleri’nin yerine henüz yeni bir bina yapılmadı. İlçe merkezlerindeki tüm Aile Sağlığı Merkezleri şu anda konteyner veya prefabrik yapılarda hizmet veriyor. Sağlık çalışanlarının da depremzede olduğu unutuluyor, onlara psikososyal destek hizmeti verilmiyor.
Bölge halkı belirsizlik yaşamaya devam ediyor. İlçe merkezlerinin tamamen yer değiştireceği konuşulsa da bu konuda resmi bir açıklama yapılmıyor.
Değerli Basın Mensupları,
Aradan iki yıl geçmesine rağmen, buradaki tablo hala içler acısı!
Depremzedelere uygun yaşam koşulları sağlanmadı, yardımcı olunmadı. Hala birçok kırılgan gruptan insanın güvenliği, barınma ihtiyacının giderilmesi, sağlığa, eğitime, adalete erişim sorunu çözülemedi!
Bu tablo, iktidarın basiretsizliğini bir kez daha gözler önüne seriyor!
Tekrar ediyorum: Bu yürek yangının sorumlusu, bu cinayetlerin faili; afet yönetim sistemini uygulamayan, gerekli denetimleri yapmayan, göz göre göre gelen ölümleri “kader” deyip geçiştiren, insanları ölüme terk eden, halkını yalnız bırakan iktidardır!
Buradan bir kez daha tüm halkımıza sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi olarak, depremden etkilenen her vatandaşımızın hakkını savunmaya, bu tablonun sorumlularının cezalandırılması için tüm gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz!
Halkımızın desteği ile iktidar değişecek ve bu tablo sona erecektir!











