MMO Başkanı Yunus Yener, “Ar-Ge harcamaları son 15 yılda önemli oranda artmıştır, Türkiye gerçekte Ar-Ge’nin çok uzağındadır” dedi.
TMMOB Sanayi Kongresi 2025 hazırlıkları kapsamında yapılan TMMOB Sanayi Kongresi’ne Giderken: Ar-Ge ve Yatırım Teşvik Süreçleri etkinliği İzmir’de MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde başladı.
Tüm gün sürecek olan etkinliğin Ar-Ge Teşviklerinde Mevcut Durum başlıklı ilk oturumda Doç. Dr. Burak Gürel “Çin’in Sanayi Politikasında Ar-Ge’nin Yeri,” Mustafa Tunçgenç “Ar-Ge Örgütlenmelerinin Karşılaştırmalı Bir Uluslararası Analizi” ve Prof. Dr. Lale Akarun “Ar-Ge Teşvikleri: Türkiye Dünyanın Neresinde?” başlıklı sunumları yapacak.
Öğleden sonra yapılacak olan Teşviklerin Mali Boyutu başlıklı ikinci oturumda ise Prof. Dr. Aziz Konukman “Bütçeler Yoluyla Sermayeye Kaynak Tahsisi,” Prof. Dr. Hakan Yılmaz “Türkiye’de Maliye Politikası Sanayi Politikaları Uyumunda Vergisel Teşviklerin Değerlendirilmesi” ve Doç. Dr. Ziya Haktan Karadeniz “Üniversite Sanayi Ar-Ge İşbirlikleri” başlıklı sunumları yapacak.
Oturumlar sonrası, TÜSİAD Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nden Aydın Buğra İlter, EBSO Ege Bölgesi Sanayi Odası’ndan Metin Akdaş ve MAKFED Türkiye Makine Federasyonu’ndan H. İbrahim Gökçüoğlu’nun katılımlarıyla kapanış paneli yapılacak.
Etkinliğin açılış konuşmaları ise TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO) İzmir Şube Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Haktan Karadeniz, MMO Başkanı Yunus Yener ve TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Esen Leyla İmren tarafından yapıldı.
MMO Başkanı Yunus Yener açılışta özetle şöyle konuştu: Ar-ge harcamaları son 15 yılda önemli oranda artmıştır
“Türkiye’de ar-ge harcamalarının GSYH içindeki payı 1980’lerde yüzde 0,25; 2003 yılında yüzde 0,43 iken 2024’de yüzde 1,46’ya yükselmiştir. Ar-ge harcamalarının GSYH içindeki payındaki gelişmeler ile Türk Patent’ten tescil sayılarındaki yüksek artışlar, imalat sanayiinin teknolojik yapısında önemli bir dönüşüm sağlamamıştır. Halen imalat sanayi üretiminin yüzde 70’i düşük ve orta-düşük teknolojili ürünlere yöneliktir. Sayısal veriler ve deneyimler göstermektedir ki, ar-ge çalışmaları, ya orta ve yüksek teknolojili ürünlerde yeterli düzeyde yapılmamaktadır ya da yapılan ar-ge çalışmaları ülkenin teknoloji düzeyinde istenilen gelişmeyi yaratamamıştır.
Türkiye’de ar-ge harcamaları özellikle son 15 yılda önemli oranda artmıştır, ancak mevcut ar-ge teşviklerinin; mali ve yetişmiş insan boyutlarıyla ulusal kaynakların yerli ve yabancı uluslararası tekellere “Ar-Ge Desteği” kaleminden kaynak aktarım aracı olarak kullanımı dışında başka bir anlamı bulunmamaktadır. Teknoloji açısından herhangi bir değişim olmadığı gibi ar-ge’yi finanse etmek, işin teknolojik evrimini desteklemek anlamına gelmemektedir. Diğer yandan teşviklerin ne kadar doğru kullanıldığı bilinmemektedir. Ar-ge süreçleri ve sonuçları ölçülebilir, izlenebilir, şeffaf ve denetlenebilir değildir.
Türkiye’deki mevcut yapılardan patent başvurusu, hakemli uluslararası yayın sayıları, nitelikleri ve sanayileşme veya sınai üretim sayılarındaki artış açısından anlamlı bir çıktı yoktur.
Türkiye gerçekte ar-ge’nin çok uzağındadır
Türkiye’yi yönetenler, sanayinin KOBİ’lere dayalı ölçek küçüklüğü, organizasyonel yapı durumu, kurumsallaşma eksikleri, teknoloji düzeyleri, yeterli ve etkili ar-ge faaliyeti eksikliği, kısa vadeli ve erişilmesi güç güvensiz finansman durumu ve uluslararası işbölümüne ucuz emek-despotik sömürü süreçleriyle dahil olan zayıf yapısıyla “dünya ile rekabet” edebileceği inancındadır. Bu yanlış bir ekonomi pratiğidir.
Türkiye gerçekte ar-ge’nin çok uzağındadır. Konu daha çok “al sana para veriyorum, kazan” bağlamındadır. İmalat sanayii ar-ge harcamalarında, patent, faydalı ürün, tasarım, marka ve tescillerde çok önemli artış var ise de teknoloji yapısında hiçbir değişiklik yoktur. Ar-ge üretime değil sermaye güçlerine ekstra bir kazanç kaynağı, bir kârlılık unsuru olarak değerlendirilmektedir. Rekabetçilik ve kâr motivasyonu ile özel sektör yatırımlarının kendiliğinden yüksek teknolojili sektörlere geçmesi, teşvikler ne olursa olsun, mümkün değildir.
Amaç teknoloji düzeyinin ilerlemesi değil, çok kâr etmektir
Sanayide ağırlıklı olarak orta düşük ve düşük teknolojili sektörlerde -ki, bunlar genellikle emek yoğun ve düşük yatırım tutarına sahip sektörlerdir- yatırım yapmak tercih ediliyor. Amaç teknoloji düzeyinin ilerlemesi değil, çok kâr etmektir. Dolayısıyla üretimin teknoloji düzeyinin, bu kadar çok ar-ge ve yatırım teşviklerine rağmen neden yükselmediğini, özellikle de yüksek katma değerli sektörlerin sanıldığı gibi yüksek teknolojili olmadığını anlamak mümkün olmaktadır. Yüksek teknolojili sektörler başta olmak üzere yüksek ithal girdi bağımlılığı, üretimin kayda değer bir bölümünün yurtdışında kalmasına neden olmaktadır.
Yüksek teknolojili sektörlerin toplam üretim içindeki payının sınırlı olması, imalat sanayiini geleneksel ve düşük teknolojili sektörlerin domine etmesine neden olmaktadır. Bu sektörlerin de kendi içinde detaylı ve kapsamlı bir teknolojik yapı araştırması yapılmadan, toptancı bir yaklaşımla düşük teknolojili olarak “hor görülmesi”, teşvik edilmemesi, teknoloji ve ürün kalitesinin geliştirilmesine yönelik yatırımların desteklenmemesi, onları daha fazla ve bilhassa kalifiye olmayan, düşük ücretli emek yoğun sektörler haline getirmektedir.
Ar-ge faaliyetleri yüksek nitelikli bilimsel ve teknik işgücüne ihtiyaç duyar
Sanayileşmenin en önemli bileşenlerinden olan nitelikli emek ve teknolojinin, nasıl ve ne tür örgütlenmelerle devreye sokulduğu birinci dereceden önemlidir. Ar-ge faaliyetleri yüksek nitelikli bilimsel ve teknik işgücüne, bilim insanlarına, mühendislere, teknisyenlere ve yüksek vasıflı işçilere ihtiyaç duyar. Bu tipte bir işgücünün sürekli olarak yeniden üretimi için devletin başta eğitim olmak üzere bir dizi alana ciddi kaynak aktarması gerekir.
Yüksek katma değerli ürünlerin üretimi, teknolojik gelişme, ar-ge ve inovasyon denildiği zaman, bunu mühendislik ve tamamlayıcısı olarak temel bilimlerin denkleme dâhil edilmesi gerekir. Bilimsel ve teknolojik eğitim-öğretim ile bilimsel ve teknolojik uygulama ve hizmetlerin bir bütünlük oluşturması gerekmektedir.
Sanayileşmede başarılı olmak için, teknoloji düzeyi, patentler, hakemli uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanan bildiriler, makalelerin aldıkları atıflar, temel bilimsel araştırmalar ve onlara ayrılan pay, ar-ge’ye ayrılan kaynakların nicelik ve niteliğinin geliştirilmesi ve denetlenmesi ve bütün bu çalışmaların toplam ülke ihtiyaçlarının dikkate alınarak yönetilmesi önemlidir.Tüm başarılı ülkelerde sanayileşme eğitim, bilim, ar-ge, inovasyon, teknoloji hamleleri ve kamu desteği temelinde ve uzun erimde gerçekleşmiştir. Diğer yandan, ar-ge çalışmalarında finans desteğinden daha fazla önemli olan, ar-ge’nin gideceği yönün devlet/kamu tarafından tayin edilmesidir.”













