Bizim Ankara’da belediyecilik ve yol çalışması öyle sıradan bir altyapı işi değildir gardaşım. Ankara’da yol çalışması bir yaşam tarzıdır, bitmeyen bir aşktır!
Şimdi gardaşım, sabah kalkarsın, arabayla ya da dolmuşla her gün geçtiğin o mis gibi caddeye girersin. Dün pürüzsüz olan yolun ortasında bir bakarsın ki kocaman bir sarı kepçe duruyor! Yanında da o meşhur kırmızı-beyaz dubalar dizilmiş. Şoför kafayı camdan çıkarır, usta oradan seslenir: “Gardaşım bura kapalı, yan sokaktan dolan!”
Ulan daha geçen hafta döküldü o asfalt! Ama yok, Ankara’nın kuralıdır bu: Bir yere asfalt döküldü mü, ertesi gün mutlaka bir kurumun orada acil kazası gelir! Biri suyu yeniler, biri doğalgazı döşer, diğeri kablo çeker… Yol tam düzeldi dersin, bu sefer öbür kurum “La biz orayı unutmuşuz bebe” diye kepçeyi vurur!
Arabayla o sokaklara girdin mi de süspansiyon testi başlar. Çukura düşmemek için sağa kırarsın, sol çukura düşersin; soldan kaçayım dersin, rogar kapağı tümsek gibi karşına dikilir. Şehirdeki arabaların ön takımı sırf bu yüzden 6 ayda bir sanayiye uğrar. Sanayideki usta arabaya bir bakar, direk teşhisi koyar: “La siz Çankaya’nın ara sokaklarında çok gezmişsiniz bebe, salıncaklar gitmiş!”
Bir de o kazılan yerlerin üstüne atılan geçici toprak vardır ki, yağmur yağdı mı tam şenlik! Arabanın tekeri bir döner, çamur tavanına kadar sıçrar.
Lafın özü canlılar; Ankara’nın yolları insana direksiyon hakimiyeti değil, hayatta engelleri nasıl teğet geçeceğini öğretir. Bu şehirde çukurlara ezbere basmadan, arabayı sanayiye düşürmeden evine varan adama rally pilotu muamelesi yaparlar!













