DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon dolandırıcılığının Türkiye için beka meselesine dönüştüğünü savundu. Fon skandalında kimin ne yaptığını yabancı finans kuruluşları ve istihbarat teşkilatlarının da bildiğine dikkat çeken Babacan, bunun Türkiye açısından çok tehlikeli bir durum olduğunu belirterek, “Siyasi şantaj riski bu Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin taşıdığı genel risk” dedi.
T24’ten Cansu Çamlıbel’in sorularını yanıtlayan Babacan, üç haftadır gündemin ilk sırasına yerleşen fon yolsuzluğunun yanı sıra siyaset ve ekonomi alanındaki gelişmeler ile erişim yasaklarına ilişkin açıklamalarda bulundu.
“Kimin ne yaptığını yabancı finans ve istihbarat kuruluşları da biliyor”
Fon skandalında kimin ne yaptığını yabancı finans kuruluşlarının ve istihbarat teşkilatlarının da bildiğine dikkat çeken Babacan, bu durumun ülke için bir beka sorunu olduğunu vurguladı.
Babacan, “Bu Türkiye açısından çok da tehlikeli bir durum. Bu bilgiyi elinde tutan ülkeleri düşünün… Çok tehlikeli bir bilgidir bu. Hele hele bu başkanlık sistemi de bu şantaja o kadar müsait bir sistem ki çünkü medya korkusu yok. Medyayı hemen susturmak mümkün. Parlamento zaten önemli ölçüde devre dışı bırakılmış durumda. Hepsi elinizde. Yargı elinizde. Siyasi şantaj riski bu Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin taşıdığı genel risk. Çünkü dış dünyadaki muhataplar, bir siyasi şantajla karşı karşıya kalındığında her yeri kontrol ederek karar alabileceklerini biliyor. Bugün fon skandalı nedeniyle Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunu çözmesi ise memleketin beka meselesi. Çünkü ekonominiz sağlam değilse, alnınız ak değilse, kendinize güvenmezseniz güvenlik ve dış politika konularında eliniz güçlü olmaz, boynunuz bükük olur, eliniz zayıf olur. Sürekli birilerinin karşısında boynunuz eğik olur. ‘Brunson’ı istedim, o da verdi’ diyor. Aslında Trump, ‘Türkiye’de yargıymış, AYM’ymiş, hepsi hikâye.’ diyor. Hep de hatırlatıyor bunu. Ama Trump işte NATO Zirvesi için geldi ve görülmemiş bir şekilde ağırlandı. İstanbul Boğazı Amerikan bayrağının renklerine büründürüldü. Bu normal mi ya? Nereden nereye!” ifadelerini kullandı.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın haberi var mıydı?”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon yolsuzluğunda siyasi ve bürokratik destek olduğunu savunarak, “Bu kadar büyük bir dolandırıcılığın bu kadar uzun bir süre siyasetten ve bürokrasiden destek almadan devam etmesi imkânsız. Yoksa bu kadar uzun süre devam etmez bu işler” dedi.
En başından beri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu işten haberi olup olmadığını sorduğunu hatırlatan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben bilmiyorum sorunun cevabını. Bilmediğim için soruyorum. Bunlar bu işleri Sayın Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde yaptıysa, o zaman çıkıp kendisinin bizzat bu konuda toplumu bilgilendirmesi lazım. Tabii bu işler teknik olarak karmaşık işler. Cumhurbaşkanının detaylarına vakıf olabileceği işler değil. Fakat buradaki büyük soru işareti şu: Bu işi yapanlar bu işi yaparken ‘Bu işler Sayın Erdoğan’ın da bilgisi dâhilinde yapılıyor.’ gibi bir imada bulundular mı? Bu havayı yaydılar mı, yaymadılar mı? Eğer bunlar bu işleri Sayın Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde yaptıysa, o zaman çıkıp kendisinin bizzat bu konuda toplumu bilgilendirmesi lazım.”
“Tek yetkili olan aynı zamanda tek sorumludur da”
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı istifaya davet ettiğinin hatırlatılması üzerine Babacan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Tek bir insan hangi konunun, ne kadarını, nasıl takip edebilir ki? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyorsunuz. Ama sonuçta yetki ne kadarsa sorumluluk da o kadardır. Tek yetkili olan aynı zamanda tek sorumludur da. Bu çok net. Dolayısıyla şimdi kendisinin bu sorumluluğun gereğini yerine getirmesi lazım. Diyebilir ki: ‘Şunlar şunlar bu işi yapmış. Bu konu hiç bana gelmedi. Bilgim dâhilinde değildi. Ama ben şu anda gerekeni yapıyorum.’ Ama şu anda yaptığı şey gerekenin yapılması mıdır? Değildir. Yapılması gereken bu değildir.”
“Ben Cumhurbaşkanı olsam kriz akşamı bütün isimler elimdeydi”
Ali Babacan, fon yolsuzluğunda iktidarın sorumluluğuna dikkat çekerken yapılan işlemlerle ilgili kayıtların devletin elinde olduğuna da işaret etti:
“Zaten iktidar içinde destekçiler olmasa bu iş yapılamaz, mümkün değil. Tekrarlıyorum; zaten kimin ne yapıp ettiğine dair dosyanın Cumhurbaşkanı’nın çoktan önüne konmuş olması lazım. Eğer o dosyayı getirmedilerse, dosyayı getirmeyenlerin canına okuması lazım. ‘Arkadaş, her şey kayıtlı ya. Siz niye hâlâ bulamadınız bunu? Derhal listeyi getirin bana.’ demesi lazım. Ben bugün ülkenin Cumhurbaşkanı olsaydım, krizin olduğu akşam bütün raporlar ve isimler elimdeydi.”
“Milyonlarca insanın banka hesabını tarayıp 10 bin TL kira gelirinin vergisini isteyen bir sistem milyarlarca dolarlık üçkâğıdı nasıl görmez?”
Babacan, fondaki işlemlerin devlet kayıtlarında olduğunu anlatırken çarpıcı bir örnek verdi:
“Unutmayın, Türkiye’de Maliye milyonlarca banka hesabından kira gelirini yakalamıyor mu? Daha beyanname dönemi gelmeden yakalıyor. Milyonlarca insanın banka hesabını tarayıp ‘10 bin TL kira gelirinin beyannamesini ver, vergisini ver.’ diyen bir sistem milyarlarca dolarlık üçkâğıdı nasıl görmez? Böyle bir şey var mı? Külahımıza anlatsınlar. Hemen radara takılır bu işler, atlanmasının imkânı yok. Merkez Bankası’nın çok üzerine gitmiyoruz çünkü oradaki arkadaşlar da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama onlar da görür sermaye hareketlerini. Mesela bir vatandaşımız çocuğunun kirası için ayda 1500 avro transfer yapsın Almanya’ya, Merkez Bankası onu görüyor. 20 milyar TL, bugünün parasıyla aşağı yukarı 400 milyon dolar Türkiye’den başka bir ülkede banka hesabına geçiyor. Nasıl görmez bu hareketi Merkez Bankası? MASAK diye bir kurumu yok mu bu ülkenin, ‘Bu neyin parası?’ diye soracak.”
“Siyasi iktidar tarafından bu işlere bulaşanlara İsveç-Norveç hukuku uygulanıyor”
AK Parti’nin Meclis araştırma komisyonu kurulmasına direndiğinin hatırlatılması üzerine Babacan, kişiler arasında siyasi yakınlıklara göre farklı uygulamalar yapıldığını belirtti:
“Direniyorlar çünkü biliyorlar. Hem yargıda hem de Devlet Denetleme Kurulu’nda işleri örtbas edebileceklerini biliyorlar çünkü oralar tamamen kontrollerinde. İstiyorlar ki hiç kimse konuşmasın. Belli isimlerden bahsedenlerin hemen sosyal medya hesapları kapatılsın. Azıcık eleştirene hemen ertesi sabah gözaltı. Muhalefete bunlar yapılırken, kendilerinden birilerinin bulaştığı işler ortaya çıkıyor, yer yerinden oynuyor. Siyasi iktidar tarafından bu işlere bulaşanların bir tane kelepçeli fotoğrafını gördünüz mü bugüne kadar? Ya da kelepçesiz bir fotoğraf gördünüz mü? Sabahın şafağında baskın var mı? Onlara İsveç-Norveç hukuku uygulanıyor sanki. Şimdi bu AK Parti mi ya? AK Parti’nin davasına ne oldu, bu muydu?”
“Basın özgürlüğü olsa bu fon dolandırıcılığı başlangıçta yaşanmazdı”
T24’e getirilen erişim engelini değerlendiren Babacan, şunları kaydetti:
“Şu anda yaşadığımız son fon dolandırıcılığı da dâhil olmak üzere, aslında memleketteki pek çok sorunun özünde ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün olmaması var. Basın biliyor, yazamıyor. İnsanlar biliyor, konuşamıyor. Basın özgürlüğü olsa, ifade özgürlüğü olsa, bu işler daha küçükken gazetelerde cayır cayır manşet olsa, büyük haberler yapılsa zaten yangını küçükken söndürmek zorunda kalırlardı. Basın özgürlüğü olsa bu fon dolandırıcılığı başlangıçta yaşanmazdı. Böyle değerli bir mecrayla ilgili getirilen erişim engeli, ifade özgürlüğüne yapılmış ciddi bir müdahaledir. Bir siteye toptan erişim engeli gelmesi çok vahşi ve ilkel bir metot. Bunların hiçbirini yapmadan pat diye erişim engeli getirmek çok ilkel ve vahşi.”
“Türkiye’de seçim olacak ve bizler de iktidar değişikliği için sonuna kadar mücadele edeceğiz”
Seçimin 16 Nisan 2028’den daha erkene alınıp alınamayacağı sorusuna Babacan, “Olabilir, sağ gösterip sol vururlar. Yapmadığı iş değil. Erdoğan bir dönem, hatırlarsınız, ‘Erken seçimden bahsetmek vatana ihanettir.’ dedi. Hemen birkaç ay sonra baskın seçimi yaptı. 67 günde seçim yaptı.” yanıtını verdi. Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tabii ki sağ gösterip sol vurabilirler. Her şey mümkün. Bunların sözlerine hiç güvenmemek lazım. İnsanları ve muhalefeti rehavete sürükleyip pat diye seçim de yapabilirler. Ama Türkiye’de artık seçim olmayabileceğine yönelik soru çok tehlikeli bir soru. Bu sorunun peşine düşersek muhalefetteki herkesin kepenk indirip dükkânı kapatıp gitmesi lazım. Türkiye’de seçim olacak ve bizler de iktidar değişikliği için sonuna kadar mücadele edeceğiz.”
“Anayasanın da ruhu aslında iki dönemdir”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin soruya Babacan, şu yanıtı verdi:
“Sayı saymayı biliyoruz. 2014 Sayın Erdoğan’ın birinci dönemiydi, 2018 ikinci dönemiydi, 2023 de üçüncü dönemi. Biz 2023 seçimlerinden önce gittik YSK’ye dilekçe verdik DEVA Partisi olarak. ‘Sayın Erdoğan aday olamaz.’ dedik. YSK, ‘2017’de sistem değişti ve biz birinci dönemi sıfırladık’ diye yanıt verdi.
“Anayasanın etrafından dolanmak ayrıdır ama işin ruhu önemlidir. Anayasanın da ruhu aslında iki dönemdir. Nasıl AK Parti’nin kuruluş kitabında ‘üç dönem’ ilkesi varsa, anayasanızda da ‘iki dönem kuralı’ vardır. Sayın Erdoğan üçüncü döneminin içinde de olduğu için hiçbir şekilde tekrar aday olmaması gerektiğini hep söylüyoruz.”
“Bir sürü pislik oldu, üzeri kapatıldı ama şu anda artık kanalizasyon taştı”
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon yolsuzluğunun AK Parti için bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Parti tabanında yaşanan hayal kırıklığına da değinen Babacan, şunları söyledi: “Bu iş dönüm noktasıdır. Bugüne kadar bir sürü pislik oldu, üzeri kapatıldı, ‘Kol kırılır, yen içinde kalır.’ denildi. Ama şu anda artık kanalizasyon taştı. Eğer bugün doğru işler yaparsa kendi seçmenini ikna edebilir. AK Parti seçmeninin dünyası yıkıldı. Zaten çok büyük bir duygusal kopuş var. Eğer yanlışta ısrar ederse duygusal kopuş derinleşir.”
“Bugün de gerekeni yapmazlarsa zaten gelip biz yapacağız”
“AK Parti seçmeninin dünyasının başına yıkıldığını nasıl anlıyorsunuz?” sorusuna Babacan, şu yanıtı verdi:
“Biz bu çevrenin içindeyiz. Şimdi ben soruyorum: ‘Sayın Erdoğan, siz bu iş tutuş tarzıyla mı Türkiye Cumhuriyeti’ni ikinci yüzyıla taşıyacaksınız?’ Baştan beri söylüyorum; bu bir siyasi ahlak krizidir. Özüne dönüp bir arınma yapmadan, iktidar içinden, bürokrasi içerisinden kimsenin gözünün yaşına bakmadan suçluyu ortaya çıkarmadan bu işin içinden çıkamaz. AK Parti’yi kuran, bu kadar yıllarca emek veren insanlar olarak biz tabii kıyamıyoruz da. Sistem korunsun, Türkiye Cumhuriyeti güçlü olsun istiyoruz ama bir yandan da bu arınma ihtiyacını, bu yapının içinden gelenler olarak geçmişimize dönük bir zorunluluk olarak görüyoruz. O yapmazsa zaten biz gelip yapacağız. Zaten onu hazırlıyoruz. Bugün de gerekeni yapmazlarsa zaten gelip biz yapacağız.”
“AK Partili seçmen kötüye gidişin gayet iyi farkında”
Ağustos ve eylül aylarında AK Parti’nin güçlü olduğu illerde yaptığı ziyaretleri anlatan Babacan, şunları kaydetti:
“Ben ağustos ve eylülde özellikle AK Parti’nin güçlü olduğu illerin küçük ilçelerine ve köylerine gittim. 12’ye yakın ilden bahsediyoruz. İnsanlarla köy evlerinde, kahvehanelerde konuştuk, dertleştik. Benim Anadolu’da gördüğüm tablo şu: AK Partili seçmen kötüye gidişin gayet iyi farkında. ‘Bunlar artık yapamıyor, beceremiyor.’ diyorlar. Ama neden korkuyorlar biliyor musunuz? ‘Ya daha kötüsü olursa?’ diyorlar.”
Babacan, “Üstelik bir de rövanşizm olursa kaygısı var. Bundan kastım iktidar mensuplarının maruz kalabileceği bir rövanşizm değil. Bu iktidarı destekleyen kesimlere karşı bir rövanşizm olabileceği kaygısı” dedi.
“Muhalefeti susturamıyor, sindiremiyorlar”
“Ne yaparlarsa yapsınlar muhalefet etmekten vazgeçmem” kararlılığında olup olmadığı sorulan Babacan, şöyle konuştu:
“Sonuna kadar. Ne yaparlarsa yapsınlar böyle. Ellerinden gelen her şeyi yapsalar da bakacaklar ve görecekler ki muhalefeti susturamıyor, sindiremiyorlar. Gerçekten AK Parti seçmeninin güveneceği, ‘Bu insanlar bizim dünyamızdandır. Bize zulmetmezler bunlar çünkü bizim insanlarımız.’ diyeceği yeni bir alternatif oluşturmak gerekiyor. Biz de tam şu anda bunun için çalışıyoruz. Geçen sene başında ilk Saadet Partisi ile kurduğumuz bu ortaklığı şimdi Yeniden Refah Partisi ile genişletmeye çalışıyoruz. Genişletmeye çalıştığımız bu ittifakın ruhunda tam da bu var; ‘Korkmayın, biz varız’ demek var.”
“Biz bugünden kendi güçlü alternatifimizi, kendi ana bloğumuzu kendimiz oluşturmaya başladık”
YENİ Parti ile olası bir ittifaka ilişkin soruya Babacan, şu yanıtı verdi:
“YENİ Parti’nin şu anda böyle bir arayışı yok. Onlar şu anda ittifak siyasetinin içinde değiller. ‘Seçim günü gelince bakarız’ diyorlar. Biz ise bugünden kendi güçlü alternatifimizi, kendi ana bloğumuzu kendimiz oluşturmaya başladık. Bugün herhangi bir ittifaktan bahsetmeyen bir partiyle hangi ittifakın nesini, nasıl konuşacağız ki? İleride ortak Türkiye hedefinde, ortak Türkiye ideallerinde samimi bir şekilde buluşacağımız herkesle de oturur konuşuruz. Ama samimi olunması gerekiyor, öyle seçim fırsatçılığı olmaması gerekiyor.”
“Sayın Erdoğan üç dönemini doldurmuştur”
Erdoğan’ın yeniden adaylığı için gereken oylara ilişkin soruya Babacan, “360’ı bulmak için bizim milletvekillerimize ihtiyaçları yok ki. Onun için ne yapıyorlar şu anda? Parti olarak hedeflemek yerine tek tek milletvekillerimize kanca takmaya çalışıyorlar. Zaten burada asıl önemli olan DEM Parti’nin tutumu olacak. Onların istediği rakamları bulmaya DEM Parti’nin desteği yetiyor. O nedenle de DEM Parti’yi bir sınav bekliyor.” yanıtını verdi.
Erdoğan’ın yeniden aday olmasına itirazının sorulması üzerine Babacan, “Anayasanın ruhu gereği de Sayın Erdoğan üç dönemini doldurmuştur. Olmaması gerekir. Anayasanın ruhu bunu gerektirir ama 360 oyu yakalarsa tekrar aday olacak, öyle görünüyor.” dedi.
“Mevcut rejimi derinleştirecek bir şeye ‘evet’ demeyiz”
Yeni anayasa tartışmalarını değerlendiren Babacan, şu ifadeleri kullandı:
“Bazı partiler ‘Biz yeni anayasayı konuşmayız.’ diyorlar. Biz onlardan değiliz. Bizim zaten anayasa değişikliği teklifimiz belli, kitabını yapmışız, 84 madde. Ama iktidar devamlı ‘yeni anayasa’ derken neyi murat ediyor, onu bilmiyoruz. Nedir muradınız, bir anlatıverin, madde madde koyun önümüze, görelim. Biz anayasa değişikliğiyle alakalı herhangi bir teklif ortaya çıkarsa madde madde bakarız. Milletin, demokrasinin lehine gördüğümüz değişiklikler varsa destek veririz. Ama mevcut sistemin, mevcut rejimi derinleştirecek bir şeye ‘evet’ demeyiz. Yanlış gördüğümüz bir şeyi engellemek için ise elimizden geleni yaparız.”













