Uzun zamandır dile getirilen “Yangın çıkma riski var” ifadesi, artık yerini daha net bir cümleye bıraktı: “Yangın her an, her yerde olabilir.” Unutmayalım; ağaç dikmek yetmez, asıl olan onu korumak ve yaşatmaktır.
Yaz aylarının kavurucu sıcaklığı yine bildiğimiz kâbusu beraberinde getirdi. Hava sıcaklığı 30°C’yi geçtiğinde, nem %30’un altına düştüğünde, toprak çatlıyor, doğa nefes alamıyor, alev için zemin hazır hale geliyor. Ve ne yazık ki sadece ağaçlar değil, yaşamlar yanıyor.
Bolu’dan İzmir’e, Çanakkale’den Antalya’ya kadar Türkiye’nin batı ve güney kıyıları adeta bir yangın haritasına dönüşüyor. Mavi gökyüzü üzerine çöken duman, kara bir örtü gibi çöküyor ülkenin üzerine.
İzmir’de son 1 ayda 26 bin 260 hektarlık alan kül oldu
İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı, yangın bölgelerine yönelik uydu görüntülerini değerlendirdi. 1 Haziran’dan 7 Temmuz’a kadar olan süreyi ele alan yetkililer, yürek yakan sonuçlara ulaştı. Verilere göre son bir ayda yaklaşık 26 bin 260 hektarlık alan yandı. Yangınlar, en çok doğal çayırlar ile ormanlık alanları etkiledi. 5 bin 574 hektarlık orman bölgesi zarar gördü. Yine 8 bin hektarlık doğal çayır alanı ile 5 bin 485 hektarlık makilik alanın yanı sıra 4 bin 370 hektarlık sklerofil (çalı görünümlü) bitki örtüsü yandı.

Yangınlar Hayatın Kaçınılmaz Bir Parçası Değil!
Her yaz tekrar eden bu felaketler, farkında olmadan bir “alışkanlığa” dönüşmeye başladı.
Ormanlarımız kül olurken, yangınlar evlerimizin kapısına dayanırken bile toplumun tepkisi giderek azalıyor.
Oysa 2021’de yaşanan büyük yangın felaketi, halkta ciddi bir farkındalık yaratmış, yetkililer üzerinde kamuoyu baskısı oluşmasını sağlamıştı. O günlerde yapılan açıklamalarda, önlemlerin artırıldığı, araç-gereçlerin hazır olduğu, personel sayısının güçlendirildiği vurgulanıyordu.
Ancak bu sözlere rağmen yangınlar durmadı. Aksine, her yıl daha da büyüdü. Çünkü mesele yalnızca teknik donanım değil; mesele yaklaşım, planlama ve kararların niteliğiyle ilgili.
Ormanlar ve Kentler Artık İç İçe
Sahil kentlerine yönelik göçün artması, ormanlık alanların sınırlarını zorlayan yapılaşma, orman yangınlarının etkisini katbekat büyüttü. Artık bir yangın sadece ormanı değil, insan yerleşimlerini, yaşamları, anıları ve geleceği de tehdit ediyor.
Eskiden sadece “Orman Genel Müdürlüğü’nün işi” denilen bu felaketler, artık yerel yönetimlerin, şehir planlamacıların ve her bireyin sorunu. Çünkü ormanla şehir arasında neredeyse sınır kalmadı.
Ve bu; yılların ihmaliyle örülmüş, yanlış politikaların doğurduğu bir acı sonuç.
Küçücük Bir Kıvılcım, Binlerce Canı Yakıyor
Bir sigara izmariti, söndürülmemiş bir kamp ateşi, dikkat edilmeyen bir elektrik hattı… Bazen de bir cam şişe. Bilimsel verilere göre orman yangınlarının %95’i insan eliyle çıkıyor. Sadece %5’i doğal süreçlerin bir sonucu.
Yani yaşanan her 100 yangının 95’i, aslında yaşanmayabilirdi. İşte bu yüzden suçlu ne ağaç, ne rüzgar, ne sıcak. Suçlu, insandır. Ama aynı zamanda çözüm de…

Yangınların Altında Yatan Asıl Nedenler
Yangınların arkasında yalnızca sıcak hava değil; politik tercihler, plansızlık ve göz yumulan ihmaller yatıyor. İşte insan eliyle hazırlanan bu felaketin bazı temel nedenleri:
- Ormanlık alanların içine doğru genişleyen kontrolsüz kentleşme
- Orman alanlarının “orman dışına çıkarılması” yönündeki siyasi kararlar
- Maden, enerji, turizm gibi projelere verilen doğa tahrip edici imar izinleri
- Yetersiz denetim ve teknik donanım
- Sivil ve resmi kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği
- Toplum genelinde hâlâ eksik olan doğa koruma bilinci
Ve en üzücüsü: Yangın sonrası suçlu olarak yine doğanın kendisi ilan ediliyor. Kızılçamları suçlamak, en kolay ama en yanlış yol.
Radikal Ama Bilimsel Çözümler Gerek
Bu noktada “ne yapmalı?” sorusuna verilecek cevap artık daha net: İnsan etkisini azaltacak ciddi, kararlı, bilimsel ve radikal adımlar atılmalı. İşte bazı temel adımlar:
- Orman alanlarının “orman” olarak kalması anayasal güvence altına alınmalı
- Orman içine yapılaşma izni verilmemeli
- Enerji ve iletim hatları ormanlardan geçirilmemeli ya da sıkı denetime tabi tutulmalı
- Yangın riski yüksek bölgelerde yaz dönemlerinde giriş çıkışlar sınırlandırılmalı
- Orman köylüleri desteklenmeli, onların doğa dostu yaşamı korunmalı
- Şehir ve orman arasında tampon bölgeler oluşturulmalı
- Yerel yönetimler ve merkezi kurumlar birlikte yangın eylem planları hazırlamalı
- Topluma doğa eğitimi verilmeli, medya ve okullar bu sürece aktif katılmalı
Bu Mücadele Hepimizin
Ormanlarımızı korumak, sadece çevre meselesi değil; aynı zamanda bir yaşam, gelecek ve vicdan meselesidir. Bundan sonrası için gerekli olan tek şey: Bilimsel bilgiyle donanmış, toplumsal olarak örgütlenmiş, her kesimi kapsayan bir acil eylem planı.
Ormanlar sadece ağaç değildir. Onlar bir ekosistemdir. Bir yaşam zinciridir. Ve o zincirin kopmasına izin verirsek, sonunda hepimiz düşeriz.













