Değerli okurlar, can okurlar… Akşam oldu mu Yumurta Tepe’den, SGK bloklarının oradan tozun toprağın içinde koşturmaktan bitap düşmüş bir halde eve dönerdik.
Bizim ev Demetevler’de binanın en alt katında, bodrumdaydı. Sıcacık evdi ama kapıdan içeri adım atarken bizi bekleyen prosedür tam bir disiplin kuruluydu!Evden içeri bir girersin, aşamalı bir karşılama töreni başlar! Dayağın ve azarın birinci kısmı hemen girişte, nizamiye kapısında teslim alınır.
İkinci kısım ise gürül gürül yanan o sobanın yanında, çinko leğenin içinde tecelli ederdi!Valla geçenlerde sosyal medyada gördüm; anası çocuğu leğene oturtmuş, ağzını yüzünü köpükle sanki bulaşık bardağı ovuklar gibi foşur foşur yıkıyor! Vallahi aynısıydık can okurlar! Sabun gözünü yakar, anan bir yandan ovuklar, bir yandan “Ula sabahtan beri tozun toprağın içinde n’aptınız?” diye tatlı tatlı söylenir. Ama o banyodan çıkıp sobaya karşı kurulandın mı, üzerindeki o yorgunluk bir anda uçar giderdi. Bir uyurdun ki, sabahına valla dipçik gibi, taptaze uyanırdın!Sabah erkenden gözünü açarsın… O zamanlar televizyon yayını 24 saat değil ki! Ekran açılmadan önce bayrak belirir, İstiklal Marşı çalmaya başlardı. Ula leğenden yeni çıkmış çocuk halimizle yattığımız yerden fırlardık! Televizyonun karşısında esas duruşa geçer, göğsümüzü kabarta kabarta nizami selamımızı çakardık! Var mı şimdi öyle can okurlar, sorarım size? O çocuk bacaklarımızla devlete, bayrağa saygıyı daha o yaşta kemiklerimize kadar hissederdik.Ardından sıcacık bir kahvaltı; ekmek, yumurta, çay… Okul yoksa ki okul öncesinde de sonrasında da ritüel hiç değişmezdi, doğru sokağa!
Nereye mi? Tabii ki bizim sadık dostlarımız Johnny ile Bulut’un yanına!Ula biz Johnny ile Bulut’u binanın altındaki kömürlükte beslerdik! Kömürlüğün kapısını açtın mı ikisi de öyle bir sevinirdi ki, sanırsın krallar karşılanıyor. Kömürlükte onlara yemek verir, sonra mahallenin sokaklarına salardık.Bir de ilkbahar gelip de havalar ısınmaya başladı mı, bizim binanın giriş tarafında bir halı yıkama seferberliği başlardı ki sormayın! Bütün mahalle toplanır, hortumlar çekilir, deterjanlar dökülür, tahta fırçalarla halıların üstünde çifte telli oynar gibi halı yıkanırdı. Az mı halı yıkadık, az mı o köpüklü suların içinde koşturduk!Demem o ki değerli can okurlarım… Bizi o sobaya karşı leğende ovuklayan analarımıza da, kömürlükte kediyle köpekle ekmeğini paylaşan o güzel çocuklara da, baharda bina girişinde halı yıkayan o emektar insanlara da bin selam olsun! Demem o ki can okurlarım; biz kuralları, sevgiyi, mertliği ve saygıyı o leğenlerin içinde, o İstiklal Marşı selamlarında öğrendik. Haberton com’un çok kıymetli okurlarına Demet’ten, Lalegül’den, Beşevler’den kucak dolusu selamlar! Çayınız demli, sobanız sıcak, çocukluk neşenizi sakladığınız gönlünüz daima huzurlu olsun!













