Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, 4 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirdiği haftalık basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Yatırım fonlarında yaşanan usulsüzlük iddialarının yalnızca finansal bir mesele olmadığını savunan Baş, soruşturmanın siyasi bağlantılarının da araştırılması gerektiğini söyledi.
Adalet Bakanı’nın fon soruşturmasında finans bürokrasisine uzanan organize bir suç yapılanmasından söz ettiğini belirten Baş, kamu kurumlarındaki sorumluların açıklanması çağrısında bulundu.
Baş, Meclis’te başlayan 2027 yılı bütçe görüşmelerine de değinerek iktidarın ekonomi politikalarını, çalışma hayatındaki sorunları ve emeklilik sistemini eleştirdi.
“Fon skandalı başlangıçta görülenden çok daha kapsamlı”
Yatırım fonlarına ilişkin soruşturmanın bir buçuk aydan uzun süredir Türkiye’nin gündeminde olduğunu hatırlatan Erkan Baş, ortaya çıkan yeni bilgilerin olayın kapsamını genişlettiğini savundu.
Baş, Adalet Bakanı’nın açıklamalarında basit bir borsa manipülasyonunun ötesinde, finans sistemine yerleşmiş organize bir suç yapılanmasından bahsettiğini aktardı.
Söz konusu açıklamalarda borsa bürokrasisi, medya bağlantıları, rüşvet ilişkileri ve denetim mekanizmalarının etkisiz bırakıldığına ilişkin değerlendirmeler bulunduğunu belirten Baş, soruşturmanın kamuoyuna daha ayrıntılı anlatılması gerektiğini söyledi.
Adalet Bakanlığı’na çağrı: “Kim bu bürokratlar?”
Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarından hareketle bir dizi soru yönelten Baş, finans sistemindeki usulsüzlüklerin hangi kamu görevlilerinin sorumluluğunda gerçekleştiğinin açıklanmasını istedi.
Baş, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Kim kardeşim bunlar? Kim bunlar? Yani bir açıklasanıza. Kim bu bürokratlar? Kim bu rüşvet alanlar? Kim bu denetimi engelleyenler? Hangi kurumların içine yerleşmiş bunlar? Hangi görevde bulunmuşlar? Hangi siyasi profillerden söz ediyorsunuz mesela?”
Soruşturmanın gizliliğinin ve masumiyet karinesinin korunması gerektiğini de belirten Baş, buna karşılık kamu kurumlarında organize bir suç yapılanması bulunduğu yönündeki açıklamaların siyasi ve idari sorumlulukların araştırılmasını zorunlu kıldığını savundu.
“Birileriyle pazarlık mı yapıyorsunuz?”
Fon soruşturmasının yürütülme biçimini eleştiren Erkan Baş, yetkililerin kamuoyuna parça parça bilgi verdiğini ileri sürdü.
Baş, “Ne yapmaya çalışıyorsunuz ya? Birileriyle pazarlık mı yapıyorsunuz mesela? Birilerini tehdit mi ediyorsunuz? Birilerinden bir beklentiniz mi var?” sorularını yöneltti.
Soruşturma kapsamında elde edilen bilgilerin kamu yararı ve hukuki sınırlar çerçevesinde açıklanması gerektiğini belirten Baş, finansal denetim kurumlarındaki olası ihmallerin de araştırılmasını istedi.
“Fon skandalı tek adam sisteminin çöktüğünün delilidir”
Türkiye’deki yönetim sistemini eleştiren Baş, fon soruşturmasında ortaya çıktığını savunduğu kurumsal denetim eksikliklerinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle bağlantılı olduğunu ileri sürdü.
Baş, “İşte tek adam sisteminin çöktüğünün delilidir bu fon skandalı” ifadelerini kullandı.
Finans kurumlarında uzun süre devam ettiği öne sürülen usulsüzlüklerin siyasi sorumluluk olmadan açıklanamayacağını savunan Baş, eski milletvekilleri, kamu yöneticileri ve bürokratlar arasındaki olası bağlantıların araştırılması gerektiğini söyledi.
SPK ve Hazine arasındaki yazışmaları gündeme getirdi
Erkan Baş, fon soruşturmasında Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ile Hazine ve Maliye Bakanlığı arasında gerçekleştirildiğini belirttiği yazışmalara da dikkat çekti.
Baş, 11 Şubat tarihli olduğu ifade edilen bir yazıda bazı düzenlemelerin ivedilikle uygulanmasının istendiğini belirterek bu uyarının ardından hangi işlemlerin yapıldığının açıklanmasını talep etti.
SPK yönetiminde görev yapan kişilerin denetim sorumluluklarının incelenmesi gerektiğini savunan Baş, usulsüzlükleri engellemekle görevli kurumların neden zamanında müdahale etmediğinin ortaya çıkarılmasını istedi.
Kamu kaynakları da kullanıldı mı?
Fon soruşturmasında yalnızca bireysel yatırımcıların değil, kamu kaynaklarının da etkilenmiş olabileceğini ileri süren Baş, Türkiye Varlık Fonu, Türkiye Diyanet Vakfı ve İşsizlik Sigortası Fonu ile ilgili tartışmaları gündeme taşıdı.
Baş, İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarının Takasbank üzerinden değerlendirilmesine ilişkin açıklamaların araştırılması gerektiğini ifade etti.
Kamu kaynaklarının hangi yatırım araçlarında, hangi kararlarla değerlendirildiğinin açıklanmasını isteyen Baş, olası kamu zararının tespit edilmesi çağrısında bulundu.
“Burada hangi kaynaklar, hangi kararlarla, hangi yatırım araçlarında değerlendirilme adı altında bu fonlar teşvik edildi? Kamuya zararı ne kadar olmuştur? Bunun bütün denetim raporlarının takipçisi olacağız” dedi.
“Kim kime rüşvet verdi?”
Fon soruşturmasının rüşvet ve kara para aklama boyutlarının da incelenmesi gerektiğini belirten Erkan Baş, mali ilişkilerin bütün yönleriyle araştırılmasını istedi.
Baş, “Kim kime rüşvet verdi?” sorusunu yönelterek siyasi nüfuz kullanılarak elde edilmiş olabilecek haksız kazançların da soruşturma kapsamına alınması gerektiğini savundu.
Kamu görevlerinin kişisel servet edinme amacıyla kullanılamayacağını söyleyen Baş, sorumluların hesap vermesi gerektiğini belirtti.
2027 bütçesine eleştiri: “Her 100 liranın 15 lirası faize gidiyor”
Konuşmasının devamında TBMM’de başlayan 2027 yılı bütçe görüşmelerine değinen Erkan Baş, bütçenin vatandaşların temel ihtiyaçlarına yeterince kaynak ayırmadığını savundu.
Baş, bütçede faiz ödemeleri için yaklaşık 4 trilyon lira ayrıldığını belirterek bu tutarın kamu kaynaklarının kullanımındaki öncelikleri gösterdiğini ileri sürdü.
“Sen 4 trilyon lirayı faize veriyorsun. Bu bütçeden 4 trilyon lirayı faiz lobilerine veriyorsun. Yani bütçenin her 100 lirasının 15 lirası faize gidiyor” ifadelerini kullandı.
Okullarda öğrencilere ücretsiz yemek sağlanması, emeklilerin geçim koşullarının iyileştirilmesi ve iş güvenliği önlemlerinin artırılması gerektiğini belirten Baş, sosyal politikalara daha fazla kaynak ayrılmasını istedi.
“En zengin yüzde 1, servetin yarısından fazlasına sahip”
Türkiye’de gelir ve servet dağılımındaki eşitsizliğe dikkat çeken Baş, çalışanların daha fazla üretmesine rağmen ekonomik büyümeden yeterli pay alamadığını savundu.
Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesimin toplam servetten aldığı payın yüzde 50’yi geçtiğini ileri süren Baş, toplumun en düşük gelirli yüzde 50’sinin servetten aldığı payın ise yüzde 2,5 olduğunu söyledi.
Baş, çalışanların ortaya çıkardığı ekonomik değerin toplumun bütün kesimlerine adil biçimde dağıtılması gerektiğini belirtti.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na tepki
Erkan Baş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçe sunumunu da eleştirerek çalışanların, emeklilerin ve işsizlerin sorunlarının yeterince gündeme getirilmediğini savundu.
Bakanlığın geçmiş yıllarla karşılaştırmalı rakamlar üzerinden başarı tablosu sunduğunu ileri süren Baş, son bir yılda gerçekleştirilen somut çalışmaların açıklanmasını istedi.
İş gücüne katılım ve istihdam verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, geçen yıl açıklanan hedeflerle güncel rakamlar arasında farklılık bulunduğunu savundu.
İş aramaktan vazgeçen kişilerin de ekonomik değerlendirmelerde dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Kademeli emeklilik çıkışı: “Bir gün farkla 17 yıl fazla çalışmak adalet mi?”
Konuşmasında kademeli emeklilik taleplerine de yer veren Erkan Baş, sigorta başlangıç tarihindeki küçük farklılıklar nedeniyle emeklilik şartlarının önemli ölçüde değişmesini eleştirdi.
Baş, aynı koşullarda çalışan iki kişinin sigorta başlangıç tarihleri arasında yalnızca bir gün fark bulunmasına rağmen emeklilik süreleri arasında 17 yıla kadar fark oluşabildiğini savundu.
“Bir gün sonra sigortalı olduğu için bir gün önce sigortalı olan arkadaşından 17 yıl fazla çalışmak zorunda olan işçiler var. Hak mıdır? Adalet midir bu?” diye konuştu.
Baş, kademeli emeklilik taleplerinin değerlendirilmesi ve emeklilik sistemindeki adaletsizliklerin giderilmesi çağrısında bulundu.
Engelli vatandaşların emeklilik koşullarına ilişkin düzenlemeleri de eleştiren Baş, emekliliğin bir ayrıcalık değil, çalışma hayatı boyunca kazanılmış bir hak olduğunu vurguladı.
İş cinayetleri ve sendikalaşma vurgusu
Türkiye’de iş kazalarına bağlı ölümlerin önemli bir sorun olduğunu belirten Baş, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
İşçi ölümlerinin büyük bölümünün sendikasız iş yerlerinde yaşandığını ileri süren Baş, sendikal örgütlenmenin iş güvenliği açısından önemli olduğunu savundu.
Baş, sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirterek işçilerin güvenli koşullarda çalışma hakkının korunmasını istedi.
TİP’ten “Mekke Anlaşması”na karşı çıkış
Erkan Baş, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen Mekke Anlaşması’na ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Türkiye’nin Suudi Arabistan ile savunma alanında yapacağı anlaşmanın bölgesel sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini savunan Baş, anlaşmanın Türkiye’yi Yemen’deki çatışmalarla bağlantılı risklerin içerisine çekebileceğini ileri sürdü.
Türkiye’nin dış politikasının iktidarın siyasi önceliklerine göre değil, ülkenin ve vatandaşların çıkarları doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini söyleyen Baş, ABD ve İsrail’in bölgedeki politikalarını da eleştirdi.
Baş, “Bizim Yemen halkıyla ne sorunumuz var? Yemen Türkiye’nin hangi ulusal çıkarlarına aykırı davranışta bulunuyor?” sorularını yöneltti.
Anlaşmanın Türkiye’yi bölgesel çatışmaların tarafı hâline getirebileceği endişesini dile getiren Baş, TBMM’deki görüşmelerde anlaşmaya karşı çıkacaklarını açıkladı.
“Mekke Anlaşması’na hayır oyu kullanacağız”
Türkiye İşçi Partisi’nin anlaşmaya yönelik tutumunun açık olduğunu belirten Baş, Meclis’te hayır oyu vereceklerini söyledi.
Baş, “Genel Kurul aşamasında da bu Mekke Anlaşması’na en güçlü şekilde muhalefet edeceğimizi ve açık net biçimde hayır oyu kullanacağımızı söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Milletvekillerine de çağrıda bulunan Baş, Türkiye’nin bölgesel askeri çatışmalara dahil olmasına yol açabileceğini düşündüğü düzenlemelere karşı çıkılması gerektiğini savundu.
Demirtaş ve Yüksekdağ için tahliye çağrısı
Erkan Baş, basın toplantısının son bölümünde eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutukluluğuna değindi.
4 Kasım 2016 tarihinde gerçekleşen tutuklamaların üzerinden 10 yıl geçtiğini hatırlatan Baş, tutukluluk süreçlerinin siyasi gerekçelerle sürdürüldüğünü savundu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğini vurgulayan Baş, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın yanı sıra Kobani davası kapsamında cezaevinde bulunan kişilerin serbest bırakılması çağrısında bulundu.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a Can Atalay çağrısı
Baş, Hatay Milletvekili Can Atalay’ın durumunu da gündeme getirerek TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslendi.
Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen Atalay’ın milletvekilliği haklarının kullanılmasına ilişkin sorunların devam ettiğini belirten Baş, Meclis’in anayasal sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
Baş, “Eğer siz Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı iseniz Anayasa’nın uygulanmasından ve milletvekilinizin anayasal haklarına sahip çıkmaktan doğrudan sorumlusunuz” dedi.
Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Can Atalay’a ilişkin hukuki süreçlerin demokratikleşme açısından önemli olduğunu ifade eden Baş, yargı kararlarının uygulanması çağrısını yineledi.
“Halkın bütçesi için mücadeleye devam edeceğiz”
Erkan Baş, Türkiye İşçi Partisi’nin bütçe görüşmeleri boyunca işçilerin, emeklilerin ve dar gelirli vatandaşların taleplerini gündemde tutacağını belirtti.
TİP örgütlerinin vatandaşlarla doğrudan görüşmek amacıyla kapı kapı ziyaretler gerçekleştirdiğini söyleyen Baş, ekonomik ve sosyal haklar için seçim dönemlerinin beklenmemesi gerektiğini savundu.
Baş, çalışanların ve emeklilerin insanca yaşam koşullarına kavuşması gerektiğini vurgulayarak halkın ihtiyaçlarını önceleyen bir bütçe hazırlanması çağrısında bulundu.
Fon soruşturmasının bütün boyutlarıyla açıklığa kavuşturulması, kamu kaynaklarının denetlenmesi, sosyal hakların güçlendirilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması gerektiğini belirten Baş, bu konulardaki mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.












