Merhabalar bugün sizlerle Psikolog İlayda Zehra Kınacı hocamızla yaptığımız röportaj yazısı hakkında konuşacağız. Evlilik, kariyer, para ve fiziksel görünüm… Toplumun başarı ölçütleri hayat seçimlerimizi ne kadar belirliyor?
Merhabalar. Bugün sizlere hepimizin hayatına bir şekilde dokunan bir konudan bahsetmek istiyorum: Gerçekten başarılı olmak ile başarılı görünmek arasındaki fark. Çevremizde kabul gören tüm bu hedefler, çoğu zaman farkında olmadan beklentilerimizi, öz değerimizi ve tercihlerimizi şekillendirebiliyor. Peki, kendi isteklerimizle bize öğretilen beklentileri ne kadar ayırt edebiliyoruz?
Sizce başarılı bir hayat denildiğinde insanların aklına ilk olarak neler geliyor? İyi bir meslek, para, evlilik, ev sahibi olmak veya fiziksel görünüm bu tanımda ne kadar etkili?
İnsanların aklına genellikle dışarıdan gözlemlenebilen ve kolayca ölçülebilen göstergeler geliyor. Çünkü bunlar başkaları tarafından da kolayca fark edilebiliyor. Elbette bu hedeflere ulaşmayı istemekte yanlış bir şey yok. Ancak aynı koşullara sahip iki insanın yaşam doyumu birbirinden tamamen farklı olabilir. Biri huzurluyken diğeri yoğun bir baskı ve yorgunluk yaşıyor olabilir.
Bir insan gerçekten istediği için bir hedefin peşinden gitmekle, başkalarının gözünde başarılı görünmek için çabalamak arasındaki farkı nasıl anlayabilir?
Kendimize sorabileceğimiz en iyi sorulardan biri şu: Bunu kimse görmeyecek ve kimse tebrik etmeyecek, onaylamayacak olsa bile yine de yapar mıydım? Gerçekten istediğimiz bir hedefte yolun kendisi de bize bir şey katar, zorlansak bile merakımız canlı kalır. Başkalarının düşüncesi ve onayı için çabaladığımızda ise asıl başarı hissini ancak biri görüp onayladığında yaşarız. İçsel ve dışsal motivasyon dediğimiz ayrım buna işaret eder. Hedefe ulaştıktan kısa süre sonra gelen boşluk hissi de bize bir ipucu verebilir. Görünürlük için elde edilen bir başarı görünürlüğü, takdir edinirliği azaldıkça anlamlı oluşunu kaybeder. Buna karşın ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, onay veya takdir görsün görmesin öncesinde elde ettiğimiz bir başarıya baktığımızda kendimizle gurur duyabiliyorsak bu kendimiz için sahip olduğumuz gerçek bir başarıdır.
Kişi neden bazen bir konuda başarısız olmayı, “Bu işte başarısız oldum” diye değerlendirmek yerine “Ben başarısız biriyim” şeklinde yorumlayabiliyor?
“Bu işte başarısız oldum” cümlesi bir olayı anlatır, “Ben başarısız biriyim” cümlesi ise tek bir olaydan kişinin bütün benliğine dair bir hüküm çıkarır. Bilişsel terapide buna aşırı genelleme ve etiketleme diyoruz. Kişi küçüklüğünden beri sevgi ve kabul görmeyi notlara, başarılara ya da takdir edilmeye bağlı hissettiyse bir sonucu kendi değeriyle karıştırmaya daha yatkın olabilir. Başarı, öz değer algımızla birleştiğinde ise hayatımızın çoğu alanında negatif yansımalarını görebiliriz. Bir başarı elde etsek bile onay görmediği için bunu sahiplenemeyebiliriz. Bu da bir döngüye dönüşerek öz değer algımızı düşürebilir.
Evlilik, çocuk sahibi olmak ya da belirli bir yaşa kadar hayatını düzene koymak neden toplumda başarı göstergesi gibi görülebiliyor?
Her toplumun, hayatın hangi döneminde ne yapılması gerektiğine dair yazılı olmayan bir takvimi vardır. Gelişim psikolojisinde buna sosyal saat deniyor. Evlilik ve çocuk uzun süre güvence, aidiyet ve yetişkinliğe geçiş gibi anlamlar taşıdığı için bu takvimin önemli durakları hâline gelmiş. Yakın çevremizin iyi niyetle sorduğu “Ne zaman evleneceksin?” sorusu da çoğu zaman bu takvimden gelir. Ancak bu takvim herkesin hayatına, isteğine ve imkânlarına uymak zorunda değil, zamanlama da bir insanın değerini ölçmez.
Bir kişinin evlenmek istemesiyle evli olmadığı için kendisini eksik veya geride hissetmesi arasında sizce nasıl bir psikolojik fark var?
Evlenmek istemek bir arzudur ve yakınlık, paylaşım, birlikte bir hayat kurmak gibi ihtiyaçlarla ilgilidir. Evli olmadığı için kendini eksik hissetmek ise kişinin değerini ilişki durumuna bağlamasıdır. İlkinde insan istediği ilişkiyi düşünür, ikincisinde kendinde bir kusur arar. Bu ayrım önemli, çünkü eksiklik duygusuyla verilen kararlar insanı acele etmeye ya da kendisine iyi gelmeyen bir ilişkide kalmaya itebilir. Evli olsun olmasın, evlenmek istesin istemesin, hiç kimse bu yüzden eksik değildir.
Maddi gelir, mesleki unvan, ev veya araba gibi sahip olduğumuz şeyler, kişinin kendilik algısını ve öz değer duygusunu nasıl şekillendirir?
Maddi güvence ve mesleki başarı, bireyin kendini güvende hissetmesini sağlayan önemli unsurlardır. Ancak kişi kendi değerini gelirine, unvanına veya sahip olduğu statüye bağladığında sorun başlar. Psikolojide bunu koşullu öz değer olarak tanımlıyoruz. Böyle bir durumda birey, terfi aldığında kendini değerli hissederken işini kaybettiğinde yetersizlik yaşayabilir. Üstelik yeni kazanımlara zamanla alışır ve mutluluğu yeniden başka hedeflerde aramaya başlarız. Oysa sağlıklı bir öz değer algısı, kişinin sahip olduklarından bağımsız olarak kendisini değerli görebilmesidir. Çünkü statümüz ve koşullarımız değişebilir; ancak insan olarak değerimiz bunlara bağlı değildir.
Başarıya ulaşma isteğinin sağlıklı bir motivasyondan çıkıp sürekli onay ve takdir arayışına dönüştüğünü hangi işaretlerden anlayabiliriz?
Başarının sevinci çok kısa sürüyorsa, başkası görmeyince elde edilen şey anlamsız geliyorsa, birinin övgüsü ya da eleştirisi bütün günün modunu belirliyorsa durup düşünmekte fayda var. Dinlenirken suçluluk duymak, başkasının başarısını kendi kaybı gibi yaşamak ve beğenileri sürekli kontrol etmek de bu işaretler arasında sayılabilir. Sağlıklı motivasyonda hata yapmak öğrenmenin bir parçasıdır ve insan tökezlediğinde de kendine değer vermeye devam eder. Bu işaretler tek başına bir sorun ya da tanı anlamına gelmez, yalnızca kendimize bakmak için bir fırsat sunar.
Fiziksel olarak sağlıklı olmak istemekle, toplumun ideal gördüğü bedene sahip olmayı başarı saymak arasında nasıl bir fark var?
Sağlıklı olmak istemek bedenimize iyi bakmakla ve kendimizi iyi hissetmekle ilgilidir. İdeal görülen bedene sahip olmayı başarı saymak ise bedeni bir karne gibi görmektir, üstelik bu ideal zamana, kültüre ve modaya göre sürekli değişir. Bedenler çok çeşitlidir ve bir insanın görünüşüne bakarak ne sağlığı ne de değeri hakkında hüküm verilebilir. Burada kendimize şunu sorabiliriz: Bunu bedenime iyi geldiği için mi yapıyorum, yoksa başkalarının onayı için mi?
Sosyal medyada insanların kariyerlerini, ilişkilerini, seyahatlerini ve görünümlerini paylaşması kendi hayatımızı değerlendirme biçimimizi nasıl etkiliyor?
Sosyal medyada çoğunlukla insanların en iyi anlarını, seçilmiş ve düzenlenmiş hâlleriyle görüyoruz. Kendi hayatımızı ise yorgunluğuyla, kararsızlığıyla ve sıradan günleriyle içeriden biliyoruz. Yani kendi perde arkamızı başkalarının vitriniyle karşılaştırıyoruz. Bu karşılaştırma bazen ilham verebilir, ancak sürekli tekrarlandığında kişinin kendi hayatını olduğundan daha sönük görmesine yol açabilir.
Başkalarının hayatlarıyla kendimizi kıyasladığımızda kendi hedeflerimizi değiştirebilir veya hayatımızda geride kaldığımızı düşünebilir miyiz? Neden?
Evet, çünkü insan kendini değerlendirirken çoğu zaman başkalarını ölçü alır. Sosyal psikolojide buna sosyal karşılaştırma deniyor. Kıyas yaptıkça hayatta tek bir yarış varmış gibi hissedebiliriz ve bir süre sonra aslında istemediğimiz bir işin ya da yaşam biçiminin peşine düşebiliriz. Oysa “geride kalmak” ancak herkes aynı yolda aynı hedefe yürüyorsa anlamlı olur. Kıyasın ardından “Bunu ben gerçekten istiyor muyum?” diye sormak, kendi hedeflerimize dönmemize yardımcı olur.
İnsan, ailesinin ve toplumun beklentileriyle kendi gerçekten istediği şeyleri nasıl ayırt edebilir? Bunun için kendisine hangi soruları sorabilir?
Beklentileri küçük yaşlardan itibaren öğrendiğimiz için bir süre sonra kendi sesimiz gibi gelebilirler, bu yüzden ayırt etmek zaman ister. Şu sorular yol gösterebilir: Bu isteğim ilk ne zaman ve kimin yanında ortaya çıktı? Kimse onaylamasa yine de ister miydim? Vazgeçsem beni en çok ne korkutur? Bunu yaparken kendimi canlı mı hissediyorum, yoksa yalnızca bir görevi mi tamamlıyorum? Ailenin isteğiyle kişinin isteği aynı da olabilir, önemli olan kişinin o seçimi kendine ait hissetmesidir.
Sizce başarılı olmak mı daha önemli, başarılı görünmek mi? Kimsenin bizi yargılamayacağını bilseydik hayat seçimlerimiz nasıl değişebilirdi?
Bana göre başarılı olmak daha önemli, ama başarıyı kişinin kendi değerlerine uygun yaşayabilmesi olarak düşünüyorum. Başarılı görünmek bir süre iyi hissettirebilir, fakat bir görüntüyü sürekli korumak yorucudur. Kimsenin yargılamayacağını bilseydik bazılarımız mesleğini değiştirir, bazılarımız evlilik ya da çocuk kararını yeniden düşünür, bazılarımız da daha sade bir hayatı seçerdi. Birçoğumuz ise aynı seçimleri yapardı, çünkü bazı seçimler zaten bize aittir. Bunu fark etmek de en az değişmek kadar değerlidir.
Kimsenin sizi değerlendirmediğini bilseydiniz, bugün yaşadığınız hayatın aynısını mı seçerdiniz?
Bu soruyu okuyan herkesin bir an durup kendine sormasını isterim. Çünkü tek bir doğru cevabı yok. Cevabınız “evet” ise seçimlerinizin gerçekten size ait olduğunu fark edebilirsiniz. “Kısmen” ya da “hayır” ise bunun için kendinizi suçlamanıza veya hayatınızı bir anda değiştirmenize gerek yok. Bazen küçük bir alanda, tek bir seçimle başlamak bile yeterlidir. Unutmayın, bizim başarısız olarak değerlendirdiğimiz bir insan, kendi yaşamında en anlamlı ve başarılı yolculuğu sürdürüyor olabilir.
Öte yandan, toplumun başarı olarak tanımladığı pek çok hedefe ulaşmak da her zaman huzurlu bir yaşamın garantisi değildir. Çünkü elde edilenleri korumak, beraberinde gelen sorumlulukları üstlenmek ve tüm bunları sürdürürken psikolojik iyi oluşu muhafaza etmek de en az hedeflere ulaşmak kadar önemlidir. Peki, gerçek başarıya sahip olduklarımız üzerinden mi, yoksa bunlarla nasıl bir yaşam sürdürebildiğimiz üzerinden mi karar vermeliyiz?














