Türkiye’de kentleşmenin hızlanmasıyla doğal yaşam alanları daralırken, şehirlerin içinde ve çevresinde beklenmedik bir yaban hayatı varlığını sürdürüyor. İstanbul’un ormanlarından Ankara’nın üniversite kampüslerine, İzmir’in sulak alanlarından mahalle parklarına kadar pek çok noktada yüzlerce canlı türü yaşam mücadelesi veriyor. Peki, şehirlerde hangi yabani hayvanlar yaşıyor, kentleşme ekolojik dengeyi nasıl değiştiriyor ve Türkiye’nin şehirleri doğayla birlikte yaşamaya ne kadar hazır?
Türkiye’de şehirler yalnızca insanların yaşadığı yerleşim alanlarından oluşmuyor. Beton binaların, kalabalık caddelerin, alışveriş merkezlerinin ve yoğun trafiğin arasında çoğu zaman fark edilmeyen başka bir yaşam devam ediyor. Geceleri yiyecek arayan tilkiler, parkların kuytu bölgelerinde dolaşan kirpiler, ağaç kovuklarına sığınan yarasalar, göç yolculuğunda şehirleri kullanan kuşlar ve kent içindeki küçük yeşil alanlarda yaşamını sürdüren böcekler, Türkiye’nin kentsel ekosisteminin önemli parçalarını oluşturuyor.
Son yıllarda bilim dünyasında giderek daha fazla önem kazanan kentsel ekoloji, şehirlerin yalnızca insan ihtiyaçlarına göre değil, doğayla kurdukları ilişkiler üzerinden de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Kentlerdeki yeşil alanların azalması, sulak alanların yapılaşma baskısı altında kalması, ışık ve gürültü kirliliği ile iklim değişikliği, yabani canlıların yaşam koşullarını doğrudan etkiliyor. Buna karşılık bazı türler şehir ortamına uyum sağlayarak yeni beslenme, barınma ve üreme alanları bulabiliyor.
Türkiye’nin farklı kentlerinde yürütülen bilimsel çalışmalar ve doğa gözlemleri ise önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Şehirlerde biyolojik çeşitliliği korumak, yalnızca yabani hayvanların yaşamını sürdürmesi açısından değil, insanların sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevrede yaşaması bakımından da önem taşıyor. Kentlerin geleceğinde parklar, ormanlar, dereler, kıyılar ve doğal yaşam koridorları giderek daha kritik bir rol üstleniyor.
Kentsel ekoloji nedir, şehirlerdeki doğal yaşam neden önemlidir?
Kentsel ekoloji, şehir ortamındaki canlıların birbirleriyle, insanlarla ve fiziksel çevreyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Bu alan; kuşlardan memelilere, böceklerden bitkilere, toprak mikroorganizmalarından sucul canlılara kadar geniş bir ekolojik sistemi kapsıyor.
Geleneksel şehir planlamasında parklar ve bahçeler çoğunlukla insanların dinlenmesi, spor yapması veya açık havada vakit geçirmesi için ayrılan alanlar olarak değerlendiriliyordu. Günümüzde ise bu alanların doğal yaşam açısından taşıdığı önem daha belirgin biçimde ele alınıyor.
Bilimsel araştırmalar, kentlerdeki parkların, bahçelerin, ağaçlık alanların, derelerin ve göletlerin farklı canlı türleri için barınma ve beslenme ortamı sağlayabildiğini gösteriyor. Ancak bir şehrin yalnızca yeşil görünmesi, biyolojik çeşitlilik bakımından zengin olduğu anlamına gelmiyor.
Tek tip çimlerle kaplı geniş bir park ile farklı ağaç, çalı ve çiçek türlerini barındıran doğal bir alanın ekolojik işlevleri aynı olmayabiliyor. Özellikle yerel bitki türlerinin bulunduğu, böceklerin yaşayabildiği ve hayvanların güvenli biçimde hareket edebildiği alanlar, kent ekosistemi açısından önem kazanıyor.
2025 yılında Nature Reviews Biodiversity dergisinde yayımlanan kapsamlı bilimsel değerlendirme, şehirlerdeki biyolojik çeşitliliğin iklim değişikliğine uyum, çevresel baskıların azaltılması ve insan refahı açısından önemli yararlar sağlayabileceğini ortaya koydu. Araştırmada, yeşil ve sucul alanların bütüncül biçimde planlanmasının sürdürülebilir kentler için gerekli olduğu vurgulandı.
Türkiye’de şehirlerde hangi yabani hayvanlar yaşıyor?
Türkiye’nin farklı iklim bölgelerine ve coğrafi özelliklerine sahip olması, kentlerde görülen yabani hayvan türlerinin de çeşitlenmesini sağlıyor.
Marmara Bölgesi’ndeki ormanlarla çevrili yerleşim alanlarında görülebilen türlerle, İç Anadolu’nun bozkır ekosistemine yakın kentlerinde yaşayan canlılar aynı olmayabiliyor. Ege ve Akdeniz kentleri ise kıyı habitatları, makilikler ve sulak alanlarla bağlantılı farklı türlere ev sahipliği yapıyor.
Tilkiler ve küçük memeliler
Tilkiler, kirpiler, sansarlar ve bazı kemirgenler, uygun habitatların bulunduğu kent çeperlerinde ve geniş yeşil alanlarda yaşayabiliyor. Özellikle gece hareketli oldukları için çoğu zaman fark edilmiyorlar.
Kuşlar
Serçeler, kumrular, güvercinler, saksağanlar, kargalar, kızılgerdanlar ve bazı yırtıcı kuşlar, şehirlerin farklı noktalarında beslenme veya yuvalanma alanları bulabiliyor.
Yarasalar
Geceleri aktif olan yarasalar, ağaç kovuklarında, kaya çatlaklarında veya uygun yapı boşluklarında barınabiliyor. Birçok tür böceklerle beslenerek ekosistemde önemli bir işlev görüyor.
Arılar, kelebekler ve diğer omurgasızlar
Parklar, yol kenarındaki bitkiler, bahçeler ve doğal çayırlıklar birçok tozlaştırıcı için besin kaynağı oluşturabiliyor. Omurgasızlar aynı zamanda kuşlar ve küçük memeliler için besin ağının temel parçaları arasında bulunuyor.
Sürüngenler ve iki yaşamlılar
Kaplumbağalar, kertenkeleler, bazı yılanlar ve kurbağalar, kent içindeki veya çevresindeki uygun doğal alanlarda görülebiliyor. Bu hayvanların varlığı habitatın nem, sıcaklık, örtü ve besin koşullarına bağlı olarak değişiyor.
Bununla birlikte bütün bu türlerin Türkiye’deki her şehirde veya her mahallede bulunduğunu söylemek mümkün değil. Türlerin dağılımı, habitat koşulları ve insan faaliyetlerinin yoğunluğuna bağlı olarak farklılaşıyor.
İstanbul’da yaban hayatı: Milyonlarca insanın yaşadığı kentte doğal yaşam sürüyor
İstanbul, yoğun nüfusu ve yapılaşmasına rağmen ormanları, kıyı alanları, gölleri ve göç güzergâhları sayesinde önemli bir biyolojik çeşitlilik potansiyeli taşıyor.
Kentin kuzeyindeki ormanlık alanlar, Belgrad Ormanı ve çevresindeki doğal habitatlar ile su havzaları birçok yabani canlı için yaşam alanı oluşturuyor.
İstanbul’un geçmiş çevre envanterlerinde karaca, yaban domuzu, çakal, tilki, sincap, sansar ve gelincik gibi memeliler kayıt altına alınmış durumda. Ancak bu kayıtlar, söz konusu türlerin günümüzde kentin her bölgesinde aynı yoğunlukta bulunduğu anlamına gelmiyor.
İstanbul’un bir başka dikkat çekici özelliği de uluslararası kuş göç yollarından biri üzerinde yer alması. Özellikle ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde leylekler ve çeşitli süzülen göçmen kuşlar İstanbul Boğazı ve çevresindeki hava koridorlarını kullanıyor.
Şehrin ekolojik açıdan en önemli sorunlarından biri ise doğal habitatların birbirinden kopması. Yeni yollar, konut alanları, sanayi tesisleri ve diğer altyapı yatırımları, ormanlar ve açık alanlar arasındaki bağlantıları değiştirebiliyor.
Bu durum özellikle geniş alanlarda dolaşan memeliler açısından önemli. Birbirine bağlı orman parçalarında hareket edebilen hayvanlar, habitatların bölünmesiyle daha küçük yaşam alanlarına sıkışabiliyor.
Ankara’da kent ekolojisi: ODTÜ ormanında 210’dan fazla kuş türü kaydedildi
Ankara’nın bozkır karakteri, şehirdeki yaban hayatının da temel özelliklerini şekillendiriyor. Başkentin çevresindeki doğal bozkırlar, ağaçlık alanlar, göller ve büyük üniversite kampüsleri, farklı canlı türleri için yaşam ortamı oluşturuyor.
Bu açıdan en dikkat çekici örneklerden biri Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesi.
ODTÜ Ekosistem Araştırma Merkezi tarafından paylaşılan bilgilere göre, kampüste yapılan gözlemlerde 210’dan fazla kuş türü kaydedildi. Yerleşke aynı zamanda tilki, tavşan, kirpi, kaplumbağa ve çeşitli başka hayvanlar için habitat niteliği taşıyor.
Merkezin aktardığı araştırmalarda ODTÜ’de 100’ü aşkın gündüz kelebeği türünün de tespit edildiği belirtiliyor. Bu veriler farklı dönemlerdeki gözlem ve çalışmaları kapsıyor; bütün türlerin aynı anda kampüste bulunduğu anlamına gelmiyor.
ODTÜ örneği, şehir sınırları içindeki geniş ve görece bütünlüğünü koruyan doğal alanların önemini gösteriyor. Yerleşkedeki orman, açıklıklar, bozkır bitki örtüsü ve su kaynakları farklı canlıların bir arada bulunmasına imkân sağlıyor.
Ankara’daki Mogan ve Eymir gölleri çevresindeki sulak alanlar da su kuşları, çeşitli omurgasızlar ve diğer canlılar açısından önemli bir ekolojik sistemin parçaları.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası programı kapsamında hazırladığı Yeşil Şehir Eylem Planı’nda ekosistem ve biyolojik çeşitliliğin korunması, kentin temel çevresel önceliklerinden biri olarak yer alıyor.
İzmir’de flamingoların yaşam alanı: Gediz Deltası neden bu kadar önemli?
İzmir, deniz kıyısındaki büyük bir metropol olmasının yanında Türkiye’nin önemli sulak alan ekosistemlerinden birine de ev sahipliği yapıyor.
Gediz Deltası, Çiğli, Menemen, Foça ve Karşıyaka çevresindeki coğrafi bağlantılarıyla şehirleşmiş alanların yakınında doğal yaşamın sürdürülebildiği önemli örneklerden biri.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 14 Ağustos 2025 tarihli açıklamasına göre, 2025 yılı Kış Ortası Su Kuşu Sayımları’nda Gediz Deltası’nda 31 bin 722 flamingo sayıldı. Açıklamada her yıl yaklaşık 16 bin ile 18 bin flamingonun bölgede ürediği bilgisi de paylaşıldı.
Flamingoların yanı sıra tepeli pelikan, yalıçapkını, leylekler ve çok sayıda su kuşu, deltanın biyolojik zenginliğini oluşturuyor.
Gediz Deltası yalnızca kuşların bulunduğu bir manzara alanı değil. Tuzcul bataklıklar, lagünler, sazlıklar, sığ sular ve çevresindeki diğer habitatlar; kuşların beslenmesi, dinlenmesi ve üremesi için gerekli ekolojik koşulları sağlıyor.
İzmir Kuş Cenneti Koruma ve Geliştirme Birliği’nin yayımladığı verilere göre Gediz Deltası, flamingoların Türkiye’deki önemli üreme alanlarından biri. Bölge aynı zamanda farklı göçmen kuş türleri için konaklama alanı niteliğinde.
Bu nedenle deltadaki su rejiminin bozulması, kirlilik, habitat kaybı ve insan baskısı yalnızca İzmir’in yerel doğasını değil, geniş bir coğrafyaya yayılan göçmen kuş popülasyonlarını da etkileyebilecek riskler arasında değerlendiriliyor.
Kentleşme yaban hayatını nasıl etkiliyor?
Şehirlerde yaşayan yabani hayvanların karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri doğal yaşam alanlarının kaybolması ve parçalanması.
Yeni konut projeleri, yollar, sanayi bölgeleri ve ulaşım altyapıları, geçmişte bütünlük oluşturan ormanları, çayırları ve sulak alanları birbirinden ayırabiliyor. Bu süreç hayvanların beslenme, üreme ve mevsimsel hareketlerini zorlaştırabiliyor.
Bilimsel çalışmalarda bu durum habitat parçalanması olarak tanımlanıyor.
Örneğin bir ormanlık alanın içinden geçen geniş bir otoyol, küçük memelilerin ve sürüngenlerin karşı tarafa geçişini engelleyebiliyor. Hareket alanlarının daralması, bazı popülasyonların birbirinden kopmasına ve genetik çeşitliliğin zaman içinde azalmasına yol açabiliyor.
Kentleşmenin etkileri yalnızca habitat kaybıyla sınırlı değil. Şehir ortamında yaşayan hayvanlar aynı zamanda farklı çevresel baskılarla karşılaşıyor:
- Trafik yoğunluğu ve araç çarpmaları
- Gece boyunca devam eden yapay aydınlatma
- Gürültü ve hava kirliliği
- Dere yataklarının betonlaştırılması
- Pestisit ve diğer kimyasalların kullanımı
- Kontrolsüz atıklar ve insan kaynaklı besinler
- Evcil hayvanlarla etkileşim, hastalıklar ve rekabet
Ancak kentleşmenin bütün canlı türleri üzerindeki etkisi aynı değil. Bazı hayvanlar şehir ortamında yaşayabilirken, daha özel habitat koşullarına ihtiyaç duyan türler kentleşmeden daha fazla etkilenebiliyor.
2026 yılında Nature Reviews Biodiversity dergisinde yayımlanan bilimsel inceleme, şehirlerin bazı türler için kalıcı ve elverişli habitatlar oluşturabildiğini, ancak bu durumun türlerin ekolojik özelliklerine ve kentsel çevrenin yapısına bağlı olduğunu ortaya koyuyor.
Şehirlerde yaban hayvanları neden daha sık görülüyor?
Son yıllarda yerleşim bölgelerinde tilki, yaban domuzu, kirpi ve çeşitli yabani kuşların görülmesi, insanlarla yaban hayatı arasındaki ilişkinin daha fazla tartışılmasına neden oluyor.
Bu karşılaşmaların birden fazla sebebi bulunuyor.
İlk olarak, kentlerin doğal alanlara doğru genişlemesi insanlarla yabani hayvanların kullandığı bölgelerin örtüşmesine yol açabiliyor. Daha önce orman veya tarım arazisi niteliğinde olan bölgelerde yeni yerleşim alanları oluşturulduğunda, hayvanların kullandığı güzergâhlar doğrudan insanların yaşam alanlarıyla kesişebiliyor.
İkinci olarak, şehirlerdeki çöp konteynerleri, açıkta bırakılan yiyecekler ve diğer insan kaynaklı besinler bazı türler için kolay ulaşılabilir kaynaklar oluşturabiliyor.
Üçüncü önemli etken ise hayvanların davranışsal uyum yetenekleri. Bazı memeliler insanların yoğun olduğu saatlerden kaçınarak gece daha aktif olabiliyor.
Bununla birlikte şehir merkezinde daha sık yabani hayvan görülmesi, o türün toplam nüfusunun mutlaka arttığı anlamına gelmiyor. Habitat kaybı, hayvanların hareket güzergâhlarının değişmesi veya insanların gözlem yapma ve görüntü kaydetme sıklığının artması da bu durumu açıklayabiliyor.
Işık kirliliği kuşların ve böceklerin yaşamını değiştiriyor
Şehirlerde gece boyunca yanan sokak lambaları, reklam panoları, bina aydınlatmaları ve diğer yapay ışık kaynakları, birçok canlı için doğal gece koşullarını değiştiriyor.
Özellikle gece aktif olan böcekler, yarasalar ve bazı göçmen kuşlar, yapay ışığın etkilerine karşı hassas olabiliyor.
Bazı böcek türleri ışık kaynaklarının çevresinde yoğunlaşarak normal beslenme ve üreme davranışlarından uzaklaşabiliyor. Bu durum, böceklerle beslenen diğer hayvanların hareketlerini de etkileyebiliyor.
Göçmen kuşlar açısından ise yoğun aydınlatma yön bulmayı zorlaştırabilen etkenlerden biri. Özellikle büyük binaların cam yüzeyleriyle birleşen yapay ışık, belirli koşullarda çarpışma risklerini artırabiliyor.
2021 yılında Frontiers in Ecology and Evolution dergisinde yayımlanan bilimsel değerlendirme, yapay gece aydınlatmasının biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerini araştırılması gereken önemli ekolojik sorunlardan biri olarak tanımlıyor.
Bu nedenle uzmanların üzerinde çalıştığı çözümler arasında gereksiz aydınlatmanın azaltılması, ışığın doğrudan ihtiyaç duyulan yüzeye yönlendirilmesi ve doğal yaşam alanlarının yakınında daha kontrollü aydınlatma kullanılması bulunuyor.
Şehirlerdeki kuşlar ekolojik denge açısından neden önemli?
Kentlerde en kolay gözlemlenebilen yabani canlı gruplarından biri kuşlar.
Ancak kuşların şehir ekosistemindeki rolü yalnızca görsel çeşitlilik oluşturmakla sınırlı değil.
Böceklerle beslenen türler besin ağlarının düzenlenmesine katkı sağlarken, meyve tüketen bazı kuşlar bitki tohumlarının taşınmasında rol oynuyor. Yırtıcı kuşlar ise küçük memeliler ve diğer av türleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden ekolojik sistemin bir parçasını oluşturuyor.
Kuşlar ayrıca çevresel değişimlerin izlenmesinde kullanılan önemli canlı gruplarından biri.
Belirli bir bölgede yıllar boyunca yapılan düzenli kuş gözlemleri, türlerin varlığı ve sayılarındaki değişikliklerin belirlenmesine yardımcı olabiliyor. Ancak yalnızca kuş sayısındaki değişime bakılarak ekosistemin bütün durumu hakkında kesin sonuca ulaşmak mümkün değil.
Kentlerdeki kuş çeşitliliğinin korunması için yuvalama alanları, uygun bitki örtüsü, güvenli su kaynakları ve kesintisiz habitat bağlantıları önem taşıyor.
Arılar ve kelebekler kaybolursa şehirlerde ne değişir?
Kent ekolojisinin çoğu zaman göz ardı edilen önemli bileşenlerinden biri de tozlaştırıcı canlılar.
Arılar, kelebekler, bazı sinekler ve diğer böcekler çiçekli bitkilerin üreme süreçlerinde görev alıyor. Bu süreç, birçok doğal bitki topluluğunun devamlılığı açısından önem taşıyor.
Ancak şehirlerdeki peyzaj uygulamaları, tozlaştırıcıların ihtiyaç duyduğu besin ve barınma alanlarını sınırlayabiliyor.
Özellikle tek tip çimlerle kaplı, sık biçilen, az sayıda çiçekli bitki barındıran ve yoğun kimyasal uygulamaya maruz kalan alanlar, bazı böcek türleri için yeterli habitat sağlamayabiliyor.
Buna karşılık yerel bitki çeşitliliği yüksek, farklı mevsimlerde çiçek açan bitkileri barındıran ve uygun yuvalama ortamları sunan alanlar tozlaştırıcılar için daha elverişli koşullar oluşturabiliyor.
İstanbul da bu konuda uluslararası çalışmaların gündeminde bulunuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın desteklediği Generation Restoration girişimi kapsamında İstanbul’un ekolojik koridorları güçlendirme, yeşil alanlar arasında bağlantılar oluşturma ve tozlaştırıcıları destekleme hedefleri öne çıkıyor.
Ekolojik koridor nedir, şehirlerde neden oluşturulmalı?
Ekolojik koridorlar, birbirinden ayrılmış doğal yaşam alanları arasında canlıların hareket etmesini kolaylaştıran bağlantılardır.
Bu koridorlar ormanlık şeritlerden, dere kenarlarındaki bitki örtüsünden, bağlantılı parklardan veya uygun biçimde planlanmış diğer yeşil alanlardan oluşabiliyor.
Örneğin iki büyük parkın arasında yer alan ağaçlıklı bir güzergâh, bazı kuşların ve hareketli böceklerin alanlar arasında geçişini kolaylaştırabiliyor. Ancak bir yolun ağaçlandırılmış olması, bütün hayvan türleri için güvenli bir ekolojik koridor oluşturduğu anlamına gelmiyor.
Küçük memeliler, sürüngenler ve farklı hareket kabiliyetlerine sahip canlılar için koridorların genişliği, bitki örtüsü, yol geçişleri ve insan baskısı gibi özellikler belirleyici olabiliyor.
2025 yılında yayımlanan ve 121 bilimsel çalışmayı değerlendiren bir araştırma, kentlerdeki yeşil alanların büyüklüğü, bağlantılılığı ve çevresindeki peyzaj özelliklerinin hayvan çeşitliliğini etkileyen önemli faktörler olduğunu ortaya koydu.
Bu nedenle şehir planlamasında yalnızca yeni parklar yapmak değil, mevcut doğal alanların birbirleriyle ekolojik bağlarını korumak da önem taşıyor.
İklim değişikliği şehirlerde yaşayan yabani hayvanları nasıl etkiliyor?
İklim değişikliği, Türkiye’deki kent ekosistemleri üzerinde de yeni baskılar oluşturuyor.
Sıcak hava dalgaları, uzun süren kuraklık dönemleri, aşırı yağışlar ve değişen mevsim koşulları, canlıların beslenme ve üreme döngülerini etkileyebiliyor.
Şehirlerde bu etkilere bir de kentsel ısı adası olgusu ekleniyor.
Yoğun asfalt, beton ve yapılaşma, özellikle yaz aylarında bazı kent bölgelerinin çevresindeki daha doğal alanlara göre daha sıcak olmasına neden olabiliyor. Bu sıcaklık farkı, hem insanlar hem de yabani canlılar açısından önemli sonuçlar doğurabiliyor.
Aşırı sıcak dönemlerde küçük su kaynaklarının kuruması, bitkilerin çiçeklenme zamanlarının değişmesi ve bazı böceklerin yaşam döngülerinin etkilenmesi, besin ağları üzerinde zincirleme sonuçlar oluşturabiliyor.
Bununla birlikte bazı şehir canlıları daha ılıman kış koşullarından yararlanabiliyor. Bu nedenle iklim değişikliğinin kentlerdeki yaban hayatı üzerindeki etkileri, türlere ve bölgesel koşullara göre farklılaşıyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı, işlevini sürdüren kent ekosistemlerinin ısı adası etkisinin azaltılması, hava ve su kalitesinin desteklenmesi ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi açısından önemli olduğunu vurguluyor.
Yaban hayvanlarıyla karşılaşınca ne yapılmalı?
Şehirlerde yaban hayatının korunması kadar insanlarla hayvanlar arasında güvenli bir mesafe kurulması da önem taşıyor.
Özellikle tilki, yaban domuzu, yarasa veya yaralı yabani kuşlarla karşılaşılması durumunda bilinçsiz müdahaleler hem insanlar hem de hayvanlar açısından risk oluşturabiliyor.
Yabani hayvanların elle tutulmaya çalışılmaması, köşeye sıkıştırılmaması ve özellikle yavrularına yaklaşılmaması gerekiyor. Doğrudan temas, yaralanma ve bazı hastalıkların bulaşması açısından risk taşıyabiliyor.
Yaban hayvanlarına düzenli yiyecek bırakılması da her durumda yararlı bir uygulama değil. İnsan kaynaklı besine alışan bazı türlerin doğal beslenme davranışları değişebiliyor ve yerleşim alanlarına yaklaşma sıklığı artabiliyor.
Yaralı veya yardıma muhtaç bir yabani hayvanla karşılaşıldığında ise yetkili birimlerden destek alınması önem taşıyor.
Türkiye’de Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, yaralı yabani hayvanların tedavisi ve rehabilitasyonu için çalışmalar yürütüyor. Kurumun Temmuz 2026’da paylaştığı bilgilere göre Ankara’da rehabilitasyonu tamamlanan iki şah kartal ve altı kerkenez doğal yaşam alanlarına bırakıldı.
Acil tehlike oluşturan durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden ilgili birimlere ulaşılabiliyor.
Türkiye’de kentlerin biyolojik çeşitliliği nasıl korunabilir?
Şehirlerdeki yaban hayatının geleceği, büyük ölçüde yerel yönetimlerin, merkezi kurumların, bilim insanlarının ve kent sakinlerinin ortak çalışmalarına bağlı.
Doğal yaşamın korunması için yalnızca mevcut parkların sayısının artırılması yeterli görülmüyor. Ekosistemin bütünlüğünü dikkate alan uzun vadeli planlamalara ihtiyaç duyuluyor.
Öne çıkan uygulamalar arasında yerel bitkilerin kullanıldığı peyzaj düzenlemeleri, sulak alanların korunması, dere ekosistemlerinin iyileştirilmesi, ekolojik koridorların oluşturulması ve yaban hayatı için güvenli geçişlerin planlanması bulunuyor.
Ayrıca şehirlerde hangi türlerin bulunduğunun bilimsel yöntemlerle kayıt altına alınması önem taşıyor. Fotokapanlar, kuş gözlemleri, biyolojik çeşitlilik envanterleri ve uzun süreli ekolojik izleme çalışmaları bu amaçla kullanılabiliyor.
Kent yönetimlerinin planlama süreçlerinde biyolojik çeşitlilik verilerinden yararlanması, yeni yapılaşmaların doğal habitatlar üzerindeki olası etkilerinin daha erken değerlendirilmesini sağlayabiliyor.
Türkiye’de biyolojik çeşitlilik politikaları da güncellenmeye devam ediyor. Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü, 30 Nisan 2026 tarihinde Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı’nın güncellenmesine yönelik bir program başlatıldığını duyurdu. Program kapsamında ulusal biyolojik çeşitlilik politikalarının güncellenmesi ve raporlama çalışmalarının desteklenmesi hedefleniyor.
Geleceğin şehirleri yalnızca insanlara göre mi planlanacak?
Dünyada kent ekolojisine yönelik bilimsel araştırmaların artması, şehir planlamasında yeni bir yaklaşımı güçlendiriyor: Kentlerin insanlarla birlikte diğer canlıların da yaşamını sürdürebildiği ekosistemler olarak ele alınması.
Bu yaklaşım, şehirlerin doğaya tamamen bırakılması veya bütün yapılaşmanın durdurulması anlamına gelmiyor. Esas amaç, kentlerin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarıyla ekolojik süreçlerin korunması arasında bilimsel verilere dayalı bir denge kurulması.
Türkiye açısından İstanbul’un ormanları ve kuş göç güzergâhları, Ankara’nın bozkırları ve geniş kampüs alanları, İzmir’in sulak alanları, diğer kentlerdeki dere sistemleri ve mahalle ölçeğindeki yeşil alanlar bu yaklaşımın somut örneklerini oluşturuyor.
Yaban hayatının korunması yalnızca nadir türlerin varlığını sürdürmesiyle ilgili değil. Böceklerin tozlaştırma faaliyetlerinden kuşların besin ağlarındaki rollerine, bitki örtüsünün toprağı korumasından sulak alanların su döngüsüne katkısına kadar birçok süreç şehirlerdeki yaşam kalitesiyle doğrudan bağlantılı.
Bilimsel bulgular, kentlerde ekolojik bağlantıların korunmasının, habitat kalitesinin artırılmasının ve biyolojik çeşitliliğin şehir planlamasına dahil edilmesinin önemine işaret ediyor.
Türkiye’de kentsel ekolojinin geleceğini belirleyecek temel soru ise giderek daha görünür hale geliyor: Şehirler büyümeye devam ederken doğaya da yeterli yaşam alanı bırakılabilecek mi?













