Tutulamayan varoluş

Author: Meltem Güdemezoğlu

Published:

Last Modified:

“Niçin varız?” sorusu artık cevap aramaz. Çünkü yaşam ile ölüm arasındaki çizgi, düşünüldüğünden çok daha incedir. Bazen bir an, bazen bir susuş, bazen de yarım kalan bir cümledir o çizgi.

Bazı duyguların bir sonu yoktur.
Zaman onları iyileştirmez, sadece insana taşımayı öğretir.
İnsan yaşadıkça bazı eksikliklerle birlikte yürümeyi öğrenir; geride kalanla değil, içinde kalanla.

Varoluş sorusu, kayıpla birlikte başka bir dile dönüşür.
“Niçin varız?” sorusu artık cevap aramaz.
Çünkü yaşam ile ölüm arasındaki çizgi, düşünüldüğünden çok daha incedir.
Bazen bir an, bazen bir susuş, bazen de yarım kalan bir cümledir o çizgi.

Hayat devam eder denir.
Evet, eder.
Ama aynı yerden değil.
İnsan gülmeye devam edebilir; fakat içindeki boşluk, gülüşün sesini kısar.
Günler geçer, takvim ilerler, dünya aynı hızla döner…
Ama insanın içindeki zaman, hep aynı yerde durur.

Bu yüzden mutluluk, herkes için var olan bir duygu değildir.
Kimi hayatlarda hiç yer bulmaz.
Mutluluk bazen sadece anlatılan, öğretilen, başkalarının sahip olduğu varsayılan bir kavramdır.
İnsanın yaşadıkları, ona mutluluğun mümkün olmadığını fısıldadığında, geriye bir eksiklik değil; bir gerçeklik kalır.

İnsan bazen yaşadığını sanır, bazen sadece nefes aldığını fark eder.
Bu ikisi arasındaki farkı anlamak, insanı sessiz bir kabullenişe götürür.
Sorular azalır, cümleler kısalır.
Ve insan, mutluluğun yokluğuyla da var olmayı öğrenir.

Belki de yapılabilecek tek şey şudur:
Aramamak.
Zorlamamak.
Adını koymaya çalışmamak.

Çünkü bazı şeyler, adını söylediğinde uzaklaşır.

“Onu ancak aradığında kaybedersin.
Ona tutunamazsın ve ondan kurtulamazsın.
Sen bunların hiçbirini yapamazken o da kendi yoluna gider.
Sen susarsın ve o konuşur; sen konuşursun ve o sessizdir.”

— Mutluluğun Anlamı Alan Watts