Liyakat yoksa kurtuluş yok!

Author: Ömer Kırlı

Published:

Last Modified:

Son zamanlarda çevremde sıkça duyduğum bir soru var: “Ülke olarak nereye gidiyoruz?” Bu soru, sadece bir merakın değil, aynı zamanda derin bir kaygının da ifadesi.

Pek çoğumuz, bir şeylerin yolunda gitmediğini, bir tür çöküşün eşiğinde olduğumuzu hissediyor. Peki, bu hissin kaynağı ne ve daha da önemlisi, bu gidişattan kurtuluşumuz mümkün mü? Bu sorunun cevabı, şüphesiz ki liyakat ve siyasetin temelden sorgulanmasında yatıyor. Siyaset, öyle herkesin yapabileceği basit bir iş değildir. Siyasetçi, sadece halka nutuklar atan, büyük vaatler veren bir figür olmamalı; o, aynı zamanda analitik düşünen, toplumun nabzını tutan ve en önemlisi, insanı tanıyan bir lider olmalıdır.

Bir siyasetçinin kendi mahallesindeki insanları tanımaması, onların ne iş yaptığını, ne derdi olduğunu bilmemesi ne kadar ironik, değil mi? Gerçek siyaset, halkın sofrasında bir çay içebilmek, onların dertlerine kulak verebilmekle başlar. Halkla bağ kuramayan, onların yaşadığı gerçeklikten uzak olan bir siyasetçi, sadece kağıt üzerinde “siyasetçi” unvanına sahip olur. Bu durum, toplum ile yönetim arasındaki uçurumu derinleştirir ve güvensizlik yaratır.

İkinci ve belki de en önemli meselemiz ise liyakat. Liyakat, bir işi en iyi yapacak yetkinliğe sahip kişiye o görevin verilmesidir. Ancak bu kavram, maalesef ülkemizin kanayan bir yarası haline gelmiştir. Yetenek ve bilgi yerine, “bizden olması” ya da “tanıdık olması” gibi kriterler, ne yazık ki pek çok kapıyı açar hale geldi. Liyakatsiz bireyler, işleri hep yarım bırakır, her zaman bir sorun yaratır. Birçok alanda karşılaştığımız aksaklıkların, gecikmelerin ve verimsizliğin altında yatan asıl neden budur. Bu gerçeği dile getirmek, eleştirel bir duruş sergilemek çoğu zaman zor. Bazen “dokuz köyden kovulmak” gibi bir sonuçla karşılaşabiliriz. Ancak bu durum, sessiz kalmamız gerektiği anlamına gelmez. Bir ülkenin kaderini değiştirecek olan şey, sorunları görmezden gelmek değil, onları cesurca masaya yatırmaktır.

Unutmamalıyız ki, bir ülkenin geleceği, sadece siyasilerin kararlarıyla değil, aynı zamanda toplumun liyakate ve doğru siyasete verdiği değerle şekillenir. Bu gidişattan kurtuluş, analitik düşünen, halkıyla bağ kurabilen ve en önemlisi, liyakati her şeyin üstünde tutan insanlarla mümkün olacaktır.