Kızmayın efendiler
Author: Ömer Kırlı
Published:
Last Modified:
Kızmayın efendiler… Yazmak, hele de yazdıklarınızı çarpıtıp engellemek için uğraşan bir güruh varken gerçekten zor bir iş.
Geçenlerde yolda karşılaştığım biri, “Yazılarınızı okuyorum ve sizi destekliyorum,” dedi. O an, aslında ne okuduğunu ne de beni desteklediğini anladım, sadece “eyvallah” diyebildim. Yazılarımın altına hiç beğeni atmaması bunun en açık göstergesiydi. Ben yanlışa yanlış diyen biriyim. Bu ülke sahte Atatürkçülerden, sahte milliyetçilerden, sahte dindarlardan, sahte komünistlerden ve sahte solculardan çok çekti, çekmeye de devam edecek. Haksızlık karşısında defalarca sustular. Kendi gruplarından biri haksızlığa uğradığında bile “Aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek sessiz kaldılar.
Ben kimsenin kalemi değilim. Kendime ait bir çizgim var. Benim tabirimle “gariban Atatürkçülük” derim ben buna. Şekilciliği sevmem, rakı sofralarında yapılan siyaseti asla tasvip etmem. Çıkarıma göre hareket etmem ve bilmediğim konularda ahkâm kesmem. Kendime has bir düşüncem, bir duruşum var. Ana babanın parasıyla kendi kazanmış gibi havalara girmem. Yıllarca mücadele ettim, kendimi geliştirdim, okudum ve araştırdım. Ama yaşadığım şehirdeki insanlar buna alışkın değil; çünkü bu toplumda üreten sevilmez.
“Muğla’nın İsimsiz Kahramanları”
Kendimce Muğla’nın değerlerine ve kültürüne sahip çıkmak gibi bir misyon edindim. Bu uğurda birçok şey yaptım ama bu ukala insanların umurunda bile değil. Geçenlerde bir arkadaşım, başka birine beni önerirken “Ömer yazardır, dört tane kitabı var,” dedi. Karşımdaki kişi ise ukalaca, “Evet, biliyorum, hepsi de birinci baskıda kalmış,” diye laf soktu. Evet, belki birinci baskıda kalmış olabilir; ama hiç değilse boş boş oturup insanları eleştirdiğini sanmaktan çok daha iyi. Yazımı, geçtiğimiz günlerde Knidos ile ilgili bir yazı kaleme alan Özgür Çetin ağabeyin yorumuyla bitireceğim. Ona bir yorum yazmıştım: “Bizler, bu toprağın isimsiz kahramanlarıyız. Ne zengin bir dayımız var ne de güçlü bir amcamız. Bizler, tarihi ve kültürü yaşatmak için gece gündüz çalışan ‘gariban Ömerler’ ve ‘gariban Özgürler’iz. Sesimiz duyulmuyor, çabalarımız görülmüyor olsa da, bu mirasa sahip çıkmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”
Özgür ağabey de bana şöyle cevap verdi:
“Gariban…! Akıl fukarası olmaktan iyidir…”
Bu müthiş cevap, benim motivasyonumu artırarak yolumda bir kez daha rehber oldu.