Gıda Mühendisi Ebru Akdağ, gıdadaki dezenformasyonun sonuçlarına dikkat çekerek “Açıkta satılan ürünler risk yaratıyor. Özellikle paketli gıdalara yönelik üretilen yanlış bilginin yarattığı güven erozyonu, toplum sağlığını olumsuz etkiliyor” dedi.
Akdağ, bilimsel verilerin duygusal anlatılara feda edildiğini ifade ederek, tüketicileri uyardı.
Bitkiden Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gıda Mühendisi Ebru Akdağ, “Sanal medya üzerinden gıda güvenliğine yönelik hurafelere varan paylaşımlar, sofralarımızı bilimsel verilerden uzaklaştırıp toplum sağlığını olumsuz etkiliyor” dedi. Akdağ, gıdada ‘algılanan risk’ ile ‘gerçek risk’ arasındaki uçurumun, toplum sağlığını tehdit ettiğini ifade etti.
Korku, Bilimsel Verilerin Gerçekliğini Gölgeliyor
Gıdanın sadece beslenme değil, bir güven meselesi olduğunu belirten Akdağ, tüketicinin özellikle son dönemde sanal medya gücünün de etkisiyle ‘duygusal manipülasyon’ ile karşı karşıya olduğunu ifade etti. Akdağ, "İnsan beyni karmaşık bilimsel veriler yerine korku dolu, basit hikayelere inanmaya meyillidir” diyen Akdağ şöyle devam etti: “Bir uzman bin sayfalık bilimsel rapor sunar, bir başkası çıkıp 'Bu ürün sizi zehirliyor' der ve tüm bilimsel gerçeklik bir anda maskelenir. Bugün gıdada yaşadığımız şey tam olarak bu. Romantik anlatılar ve komplo teorileri, bilimin sunduğu gerçekleri gölgeliyor. Tüketiciler ne yediğinden önce neye inandığını sorgulamalı" dedi.
Gıda katkı maddeleri hakkında kıyaslama yapan Akdağ,"Toplum olarak katkı maddelerinden korktuğumuz kadar mikrobiyolojik risklerden korkmuyoruz. Oysa uluslararası otoritelerce denetlenen katkı maddeleri belirlenen sınırlarda güvenliyken; E. Coli, Salmonella veya Listeria gibi patojenler doğrudan hastanelik eder, hatta öldürür. 'Doğal' ve 'geleneksel' diyerek denetimsiz, açıkta satılan ürünlere yönelmek, aslında bile isteye daha büyük bir riskin kucağına atlamaktır" diye konuştu.
Ambalajlı ürünlerin sanılanın aksine en kontrollü ve güvenilir seçenekler olabileceğini belirten Akdağ, “Evde yaptığımız yıkama, doğrama, pişirme, dondurma veya konserveleme işlemlerinin tamamı aslında birer "gıda işleme" yöntemidir. Fabrikalardaki dev mikserler ve fırınlar, evdekilerden sadece ölçek olarak farklıdır; hatta endüstriyel tesislerdeki hijyenik koşullar ve teknolojik avantajlar genellikle ev mutfaklarından daha hassastır. İnsanlar Mö 1500’lerden beri gıdaları lezzetlendirmek ve bozulmasını önlemek için katkı maddeleri kullanıyor. Örneğin, Romalılar koruyucu olarak yüksek kurşun içeren maddeler kullanırken, antik Çinliler meyve olgunlaştırmak için parafin dumanından faydalanmıştır. Katkı maddeleri gıdaları sadece daha çekici kılmak için değil; onları sağlığa zararlı mikroplardan ve oksidasyondan korumak, besin değerini muhafaza etmek ve raf ömrünü uzatmak için kullanılır” dedi.
Yarı-Doğrular En Büyük Tuzak
Bilgi kirliliğinin en tehlikeli türünün ‘yarı-doğrular’ olduğunu ifade eden Akdağ şöyle konuştu:
“Bilimsel bir verinin içinden bir cümlenin seçilip korku yaymak için kullanılması konunun bağlamdan koparılmasıdır. Bunu birtakım kişilerin ve kendini otorite ilan eden sosyal medya hesaplarının sıkça yaptığını görüyoruz. Korku imparatorluğu yaratarak bilimsel gerçekleri çarpıtıyorlar. Bilimsel otoriteleri hedef alarak "gerçekleri benden başka kimse söylemiyor" imajı çizen mağduriyet hikayeleri yaratıp sahte kahramanlıklar türetiyorlar. Hiçbir bilimsel temeli olmayan "kimyasal vs. doğal" ayrımı üzerinden yaratılan bir algı yönetimi yapılıyor. Bu tehlikeli bir iletişim biçimi, hem üreticiyi zan altında bırakıyor ve hedef haline getiriyor hem tüketicinin dolayısıyla toplumun sağlığını riske atıyor.”
Güven Erozyonunun Faturasını Tüketici Ödüyor
Gıda sistemindeki güven erozyonundan en çok tüketicini etkilendiğini ifade eden Akdağ, "Bugün gelinen noktada en büyük risk gıdanın kendisi değil, o gıda hakkında neye inanmanız gerektiğine dair yaşadığımız belirsizliktir. Sağlığınızı korumak istiyorsanız sormanız gereken ilk soru 'Gerçekten ne yiyoruz?' değil, 'Biz aslında neye inanıyoruz?' olmalıdır. Çünkü asıl zehir tabakta değil yanlış bilgide saklı."
Gıda seçimlerinde ‘duygusal romantizm’ yerine ‘bilimsel okuryazarlık’ öneren Akdağ, son olarak şunları söyledi:
“Ambalajın üzerindeki etiket bilgilerini okumak ve denetimli üretim yapan markaları tercih etmek, sağlığımızı korumanın en rasyonel yoludur.”














