Cumhuriyet ve Orta Doğu
Author: Ömer Kırlı
Published:
Last Modified:
Türkiye’nin son yıllardaki gidişatını anlamaya çalışırken, bazı gerçeklerle yüzleşmek kaçınılmaz hale geliyor.
Coğrafyamızın kaderi mi bilinmez, ama bir süredir beni rahatsız eden bir “Orta Doğu zihniyeti”nin etkisine girdiğimiz ortada. Bu, sadece bir kültürel yakınlaşma değil, aksine cumhuriyetin temel değerlerinden sapma anlamına geliyor. Cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasıyla kurulan, halkın kendi kaderini tayin etme hakkını savunan bir sistemdir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi devrim niteliğindeki adımlar, bu ülkenin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma idealinin en somut göstergeleridir.
Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi olmayı vaat eder; adalet ve eşitlik prensipleriyle her bireyin hakkını korumayı amaçlar. Ancak bugün, bu değerlerin erozyona uğradığına dair somut kanıtlarla karşı karşıyayız. Sahte diploma skandalı gibi olaylar, toplumsal yozlaşmanın en acı verici örneklerinden biri. Ben ve benim gibi binlerce insan, yıllarını vererek, emek harcayarak eğitim alırken, birileri hak etmediği yerlere sahte belgelerle gelebiliyor. Bu, sadece bir hırsızlık değil, aynı zamanda liyakat ve emek kavramlarına indirilen ağır bir darbedir.
Üstelik bu durumun, “Müslüman bir ülkeyiz” söylemiyle yan yana durması büyük bir çelişki yaratıyor. Dinimiz, hak yemeyi en büyük günahlardan biri olarak tanımlarken, neden toplum olarak bu kadar kolayca başkasının hakkını gasp edebiliyoruz? Bu, sadece bireysel bir ahlaki zafiyet değil, aynı zamanda devletin denetleme mekanizmalarının yetersizliğine de işaret ediyor.
Bir devlet, vatandaşının hakkını korumakla yükümlüdür. Şeffaf ve adil bir sistem, yolsuzluğa ve sahtekârlığa geçit vermez. Cumhuriyetin özü budur. Eğer bu değerlerden uzaklaşırsak, coğrafyamızın “cehennem atmosferi” olarak nitelendirdiğimiz karanlık yüzüyle daha da çok karşılaşırız. Türkiye’nin aydınlık geleceği, ancak cumhuriyetin temel ilkelerine geri dönmekle mümkün olacaktır.