Ankara ayazında mantık arayışı

Author: Ramazan Suçek

Published:

Last Modified:

Ankara, dünyanın geri kalanı için sadece bir koordinat olabilir ama yaşayanı için burası, mantığın bittiği, bürokrasinin “Kader” diye pazarlandığı bir açık hava laboratuvarıdır.

Bu şehirde “sinyal” vermek bir zayıflık göstergesi, Ego otobüsüne binmek ise bir varoluş savaşıdır.​ 1. Dosya: “İnince Basar mısın?” Diplomasisi​ Ankara halk otobüslerinde öyle bir hiyerarşi vardır ki, Birleşmiş Milletler protokolü yanında çocuk oyuncağı kalır. Kapıya en yakın duran kişi, aslında o an otobüsün “Dışişleri Bakanı”dır. “İnince basar mısın?” sorusu bir rica değil, bir toplumsal mutabakat çağrısıdır. Eğer o düğmeye basılmazsa, o otobüsün içindeki gerilim, nükleer santral sızıntısından daha tehlikeli bir boyuta ulaşır.​2. Dosya: “Atakule’yi Gördüm” Romantizmi ve Betonun Gerçeği​ Günümüzün “filtreli” dünyasında, eline kahvesini alan her sosyal medya kullanıcısı Ankara’yı bir “Viyana” sanıyor. Oysa Ankara; Atakule’nin tepesinden şehre bakmak değil, Dikmen Vadisi’nin yokuşunda nefes nefese kalırken “Buralar eskiden hep bağdı” diyen amcanın hüzünlü yalanına ortak olmaktır.

Profesyonel bir bakışla şunu söyleyebiliriz: Ankara’da estetik aranmaz, Ankara’da “Netlik” aranır. Gri gökyüzü insana yalan söylemez; “Hava soğuk, canın sıkkın, ama bak hala ayaktasın” der.​3. Dosya: Kavşaklardaki “Zihni Bozuk” Stratejiler​Ankara trafiği, dünyadaki hiçbir navigasyon algoritmasıyla çözülemez. Bir kavşakta dört araba karşılaştığında, kimin geçeceğine trafik kuralları değil, kimin “bakışlarındaki kararlılık” daha fazlaysa o karar verir. Sinyal kolunu hiç kullanmayan sürücülerimiz, aslında “planlarımızı düşmana belli etmeyelim” diyen birer gizli stratejisttir. Ankara’da şoför olmak, sadece araba sürmek değil; bir sonraki hamleyi, karşıdaki şoförün göz bebeğindeki titreşimden okumaktır.​

SONUÇ: ANKARA, SADECE “CİDDİYET”İN ŞEHRİDİR​

Neticede; günümüz Türkiye’sinde her yer parıl parıl parlamaya çalışırken, Ankara o vakur griliğini hiç bozmaz. Burası, “varmış” gibi yapanların değil, “olduğu gibi” duranların şehridir. Dijital dünya istediği kadar parlasın, Ankara’nın o asfalttan yükselen buharı ve akşamüstü Ulus’tan Kızılay’a esen o sert rüzgar, insana her zaman kim olduğunu hatırlatır.​Bu şehirde “hayal” kurulmaz, bu şehirde “Plan” yapılır. Ve o planlar, Salı günü saat 11:00’deki bir randevu gibi ciddiyetle takip edilir.