Esenler Belediyesi Prof. Dr. Sadettin Ökten Şehir Düşünce Merkezi tarafından 12 büyükşehirde gerçekleştirilen ‘Türkiye’de Mahalle Kültürü, Komşuluk İlişkileri ve Aile Araştırması’na göre katılımcıların yüzde 89,2’si komşuluk kültürünün gelecekte zayıflayacağını düşünüyor.
Araştırmayı değerlendiren Ankara Üniversitesi Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Feyza Korkmaz Sağlam, komşuluk ilişkilerindeki zayıflamanın temel nedenleri arasında hızlı kentleşme, apartman yaşamı, dijitalleşme ve toplumsal güven sorunlarının bulunduğunu söyledi.
Araştırma, 1,5 yıllık çalışma sonucunda İstanbul, Tekirdağ, İzmir, Bursa, Ankara, Antalya, Kayseri, Samsun, Trabzon, Erzurum, Malatya ve Gaziantep olmak üzere 12 büyükşehirde gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında bin 622 kişiden anket verisi toplandı. Nicel araştırmanın yanı sıra derinlemesine görüşmeler ve üç büyükşehirde odak grup görüşmeleri yapılarak karma yöntem uygulandı.
İnsanlar gelecekte ilişkilerin bozulacağını düşünüyor
Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Dr. Feyza Korkmaz Sağlam, “Yaptığımız araştırmada katılımcıların yüzde 89,2’i komşuluk kültürünün giderek zayıflayacağını düşünüyor. Komşuluk ilişkilerinin zayıflayarak mahalle bağlarının son bulacağını düşünen bir çoğunlukla karşılaştık. Mahalle kültürünün zayıflayacağını düşünmelerine rağmen katılımcıların neredeyse yüzde 85’i kendi komşuluk deneyimlerinden memnun veya çok memnun olduğunu belirtti. Bu, insanların geleceğe dönük ilişkilerin bozulacağına dair bir algısının olduğunu gösteriyor. İnsanlar genel olarak toplumsal bağların ve bireyselleşmenin giderek artacağını, komşuluk ilişkilerinin biteceğini düşünüyor” dedi.
Pandemi sonrası yalnızlaşma arttı
Komşuluk ilişkilerinin zayıflamasında hızlı kentleşme ve apartman yaşamının ilk sırada geldiğini belirten Sağlam, “İkinci olarak dijitalleşmenin insanları yalnızlaştırdığına dair bir vurgu yapılıyor. Bu durumun pandemiden sonra arttığını görüyoruz. İnsanların pandemiyle bir kırılma yaşadıklarını, yalnızlaştıklarını ve o kapanma sırasında kurulan engellerin ve sınırların görece kalıcı hale geldiğini görüyoruz. Bunun dışında insanlar toplumsal anlamda bir güven problemi yaşadıklarını ifade ettiler. Bu durum doğrudan komşuyla ilgili olumsuz bir deneyimden kaynaklanmıyor. İnsanların artık birbirine güvenmeleri noktasında ciddi tehdit ve risk algıladıklarını görüyoruz” diye konuştu.
Güvenin farklı boyutları var
Araştırmada komşuya duyulan güvenin farklı boyutlarda ortaya çıktığını belirten Sağlam, “Güvenle ilgili üç boyutlu sonuç çıktı karşımıza. İnsanların bir kısmı ‘Çocuğumu emanet etmem ama acil bir durumda anahtarımı verebilirim’ diyor. Bir kısmı çocuğunu birkaç saatliğine komşusuna emanet edebileceğini ancak yatılı olarak göndermeyeceğini ifade ediyor. Bir kısmı ise kesinlikle güvenmediğini, anahtarını da çocuğunu da emanet etmeyeceğini söylüyor. Dolayısıyla bunun birebir bir komşu ilişkisinden kaynaklanmadığını, toplumsal olarak genel bir güven düşüşünden kaynaklandığını görebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
Gündelik hayatta dayanışma azalıyor
Katılımcıların yüzde 88,4’ünün mahallelerde dayanışmanın zayıfladığını ifade ettiğini belirten Sağlam, dayanışmanın özellikle gündelik yaşam pratiklerinde azaldığına dikkat çekti. Sağlam, “Katılımcılar ölüm, cenaze ve düğün gibi büyük yaşam olaylarında komşularına destek olmak istediklerini ya da bu konuda destek görmek istediklerini ifade ettiler. Ancak dijitalleşmenin etkisiyle birlikte insanlar alışveriş gibi gündelik ihtiyaçlarını çevrim içi uygulamalar üzerinden karşılıyor. Örneğin, 150 daireli bir apartmanda komşular birbirini tanımayabiliyor. Kimse komşusunun kapısını çalıp tuz veya ekmek istemiyor. İhtiyacını uygulama üzerinden karşılıyor. Gündelik pratiklerde komşuyla etkileşim olmayınca insanlar birbirini tanımıyor. Tanımadığı insan da onun için yabancı, tehdit ve risk içeren bir olgu hâline geliyor” dedi.
Gençlerin mahalle aidiyeti daha düşük
Araştırmada genç kuşakların mahalle bağlılığı ve aidiyetinin en düşük seviyede olduğunu belirten Sağlam, bunun nedenlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: Araştırmada genç kuşakların mahalle bağlılığı ve aidiyetinin en düşük seviyede olduğunu belirten Sağlam, bunun nedenlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Genç kuşaklar mahalle bağlılığı ve aidiyeti en düşük çıkan grup. Dijitalleşmeyle daha çok iç içe olan bu grup aynı zamanda kariyerinin ve eğitiminin başında. Kariyer inşa etme telaşı içerisinde oldukları için komşuluk ilişkilerine vakit ayırabilecek durumları yok. Haliyle bu grup, ilerleyen yaşlarında da böyle bir alışkanlık geliştirmemiş olarak hayatına devam edebilir. Ancak komşuluk ilişkilerinin yürütücüsü olan kesimler çocuklu aileler ve orta yaş üzeri kadınlar olarak karşımıza çıktı. Genç kuşağın ileride çocuk sahibi olduktan sonra çocukları üzerinden bir dayanışma ihtiyacıyla komşularıyla etkileşim kurabileceğini düşünüyoruz.”
Belediyeler ortak yaşam alanları oluşturabilir
Komşuluk ilişkilerinin güçlendirilmesinde yerel yönetimlerin rolüne de değinen Sağlam, “Hiçbir yerel yönetim ya da belediye doğrudan komşuluğu güçlendiremez ancak bunun için ortak ve olumlu bir ortam hazırlayabilir. İnsanların karşılaşmasına ve birbirini tanımasına imkan sağlanması gerekiyor. Araştırmamızda en çok ifade edilen ihtiyaçlardan biri de kentsel alanlardaki ortak alanlar oldu. Ortak alanların çoğaltılması, özellikle gençlerin dikkatini ve ilgisini çekecek alanlara yatırım yapılması etkileşimi artıracaktır” diye konuştu.
İnsanlar hala komşularıyla ilişki kurmak istiyor
Araştırmanın yalnızca olumsuz bir tablo ortaya koymadığını vurgulayan Sağlam, “Bu araştırma komşuluğun sona ereceğine dair olumsuz bir tablo çiziyor gibi görünebilir ancak aslında öyle değil. İnsanlar hâlâ etkileşim kurmak istediklerini, komşularıyla ve mahalledeki esnafla ilişki geliştirmek istediklerini ifade ediyor. Güvenli bir yaşam alanı oluşturmak istiyorlar. Komşuluk, mahalle bağlarının en önemli harcı. İnsanlar buna açık. Güven ilişkisi oluşturabilecekleri ortamları sağlayabilirsek komşuluk ilişkilerinin giderek artabileceğini düşünüyoruz” dedi.
















