5 Kasım Dünya Tsunami Farkındalık Günü’nde gözler Türkiye’nin kıyılarındaki olası tsunami tehlikesine çevrildi.
Bilimsel araştırmalar, Marmara, Ege ve Akdeniz’de meydana gelebilecek denizaltı depremlerinin ve heyelanların kıyı yerleşimlerini etkileyebileceğini ortaya koyuyor. Özellikle İstanbul’un Marmara kıyıları, İzmir, Muğla ve Akdeniz’in bazı kıyı kesimleri için hazırlanan risk analizleri dikkat çekiyor. Peki, Türkiye’de tsunami olabilir mi, hangi iller risk altında ve deprem sonrasında kıyıda bulunanlar ne yapmalı? İşte resmî veriler ve bilimsel çalışmalar ışığında Türkiye’nin tsunami gerçeği.
Türkiye’de deprem tehlikesi uzun yıllardır gündemdeki yerini korurken depremlerin denizlerde oluşturabileceği ikincil tehlikeler de önem taşıyor. Bunların başında, deniz tabanındaki ani hareketler sonucunda oluşabilen tsunami geliyor.
Birleşmiş Milletler tarafından 2015 yılında ilan edilen 5 Kasım Dünya Tsunami Farkındalık Günü, kıyı bölgelerinde yaşayan milyonlarca insanın afetlere karşı bilinçlendirilmesini amaçlıyor.
Tsunami denildiğinde akla çoğunlukla Japonya ve Endonezya gibi ülkeler gelse de Türkiye’nin çevresindeki denizlerde de geçmişte tsunami olayları yaşandı.
Özellikle 30 Ekim 2020’de meydana gelen Ege Denizi depremi sonrasında İzmir’in Seferihisar ilçesinin bazı kıyı kesimlerinde yaşanan su baskınları, tehlikenin Türkiye açısından da gerçek olduğunu gösterdi.
Türkiye’de tsunami riski var mı?
Türkiye’nin Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarında tsunami oluşturabilecek deprem ve denizaltı heyelanı kaynakları bulunuyor.
Tsunamiler, deniz tabanının ani yer değiştirmesine neden olan depremler, denizaltı heyelanları ve bazı volkanik faaliyetler sonucunda ortaya çıkabiliyor.
Ancak denizde meydana gelen her deprem tsunami oluşturmuyor. Depremin büyüklüğü, derinliği, fay hareketinin niteliği ve deniz tabanındaki yer değiştirme miktarı belirleyici oluyor.
Tsunaminin kıyılardaki etkisi ise yalnızca depremin büyüklüğüne bağlı değil. Deniz tabanının şekli, kıyının eğimi, körfezlerin yapısı ve yerleşim alanlarının deniz seviyesine göre yüksekliği de su baskını tehlikesini değiştiriyor.
Bu nedenle aynı deprem sonucunda birbirine yakın iki kıyı yerleşiminde farklı seviyelerde su baskınları yaşanabiliyor.
Türkiye’de tsunami açısından hangi kıyılar öne çıkıyor?
Resmî risk analizleri ve bilimsel araştırmalar incelendiğinde Marmara, Ege ve Akdeniz kıyıları özellikle dikkat çekiyor.
Marmara Bölgesi: İstanbul, Tekirdağ, Kocaeli, Yalova, Bursa ve Balıkesir’in Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan kesimlerinde tsunami tehlikesi değerlendiriliyor.
Ege Bölgesi: Çanakkale, Balıkesir’in Ege kıyıları, İzmir, Aydın ve Muğla; denizaltı depremleri ve bölgesel tsunami kaynakları açısından araştırılan alanlar arasında bulunuyor.
Akdeniz Bölgesi: Antalya, Mersin, Adana ve Hatay kıyıları, özellikle Doğu Akdeniz ve Helenik Yay kaynaklı olası tsunami senaryoları çerçevesinde değerlendiriliyor.
Karadeniz Bölgesi: Karadeniz’de de geçmiş tsunami kayıtları ve olası kaynaklar bulunuyor. Bununla birlikte bilimsel çalışmalar, havza genelinde büyük ve zarar verici tsunami tehlikesinin Doğu Akdeniz’e göre daha düşük olduğunu gösteriyor.
Bu değerlendirmeler, söz konusu illerin tamamının aynı düzeyde risk altında olduğu anlamına gelmiyor. Tehlike, ilçe ve hatta mahalle ölçeğinde değişebiliyor.
İstanbul’da tsunami olabilir mi?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmalar, Marmara Denizi’nde meydana gelebilecek depremlerin ve denizaltı heyelanlarının tsunami oluşturma potansiyelini inceliyor.
Araştırmalarda İstanbul’un Marmara Denizi’ne doğrudan kıyısı bulunan ilçeleri için farklı senaryolar oluşturuldu.
Bu senaryolarda dalgaların kıyıya ulaşması, suyun karada ne kadar ilerleyebileceği ve yapılaşmış alanların nasıl etkilenebileceği değerlendirildi.
Çalışmalara göre Marmara Denizi’ne doğrudan kıyısı bulunan ilçelerde tsunami etkisi oluşabilecek alanlar bulunuyor.
Özellikle Silivri, Büyükçekmece, Avcılar, Bakırköy, Küçükçekmece, Fatih, Kadıköy, Maltepe, Kartal, Pendik ve Tuzla gibi ilçelerin çeşitli kıyı kesimleri farklı senaryolarda öne çıkıyor.
Adalar ilçesinde de kıyıların yapısına bağlı olarak önemli yerel etkiler oluşabileceği değerlendiriliyor.
Ancak bu sonuçlar gerçekleşmiş bir afetin ölçümleri değil, bilimsel modellerin belirli varsayımlar altında ürettiği tahminlerdir.
Marmara’da tsunami dalgaları kaç metreye ulaşabilir?
İstanbul için hazırlanan tsunami araştırmalarında farklı deprem ve denizaltı heyelanı senaryoları kullanıldı.
Bu senaryolarda kıyıda su seviyesinin yükselmesi ve deniz suyunun karaya ilerlemesi bakımından farklı sonuçlar elde edildi.
Bazı yerel noktalarda yüksek dalga ve su basma derinliği değerleri hesaplandı. Ancak bu değerlerin İstanbul’un bütün sahillerinde aynı şekilde ortaya çıkacağı söylenemez.
Ayrıca tsunami dalgasının kıyıdaki yüksekliği, karada ulaştığı en yüksek seviye ve su basma derinliği birbirinden farklı kavramlardır.
Bu nedenle tek bir yükseklik değerini bütün İstanbul için geçerli bir tahmin olarak sunmak bilimsel açıdan doğru değil.
Marmara’da olası bir tsunamiye karşı en önemli hazırlık, kıyı mahalleleri için ayrıntılı tahliye güzergâhlarının belirlenmesi ve vatandaşların bu güzergâhlar hakkında bilgilendirilmesi olarak öne çıkıyor.
İzmir’de 2020 yılında yaşanan tsunami neyi gösterdi?
30 Ekim 2020’de Sisam Adası ile İzmir arasında meydana gelen deprem, Ege Denizi’nde tsunami oluşturdu.
Tsunami dalgaları İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı Sığacık ve çevresindeki kıyı kesimlerinde su baskınlarına neden oldu.
Deniz suyunun kıyıdan içeri ilerlemesiyle bazı sokaklar, işletmeler ve kıyı yapıları etkilendi.
Bu olay, Türkiye’de tsunami tehlikesinin yalnızca geçmişe ait bir olgu olmadığını ortaya koydu.
Depremin ardından İzmir kıyıları için daha ayrıntılı tehlike haritaları ve tahliye çalışmaları gerçekleştirildi.
UNESCO’nun 2026 yılında yayımladığı bilgilere göre yaklaşık 600 kilometrelik İzmir kıyı şeridi üzerinde tsunami tehlikesine yönelik kapsamlı değerlendirmeler yapıldı.
Ege Denizi’nde hangi iller etkilenebilir?
Ege Denizi’nde aktif fayların ve farklı denizaltı yapılarının bulunması, bölgenin tsunami araştırmaları açısından önemini artırıyor.
İzmir’in Seferihisar, Çeşme, Urla ve kıyıdaki diğer yerleşimleri ile Aydın ve Muğla’nın kıyı kesimleri, farklı tsunami kaynakları açısından inceleniyor.
Ayrıca Çanakkale ve Balıkesir’in Ege kıyıları da tarihsel olaylar ve bilimsel modellemeler kapsamında değerlendiriliyor.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi bünyesinde 2025 yılında tamamlanan bir bilimsel araştırmada, Doğu Ege’de geçmişte meydana gelen tsunami olayları ele alındı.
Araştırmada Edremit ve Sakız Adası çevresinde yaşanan tarihsel deprem-tsunami olaylarının oluşum mekanizmaları ve kıyı etkileri incelendi.
Bu kayıtlar, Ege Denizi’nde tsunami oluşumunun geçmişte birden fazla kez yaşandığını gösteriyor.
Akdeniz kıyılarında tsunami tehlikesi bulunuyor mu?
Türkiye’nin Akdeniz kıyıları da tsunami tehlikesi açısından araştırılan bölgeler arasında yer alıyor.
Özellikle Girit Adası çevresindeki Helenik Yay, Doğu Akdeniz’de büyük depremler oluşturabilen tektonik yapılardan biri olarak biliniyor.
AFAD’ın İzmir İl Afet Risk Azaltma Planı’nda aktarılan bilimsel modellemelerde, Helenik Yay üzerinde meydana gelebilecek büyük depremlerin Türkiye’nin batı ve güney kıyılarında tsunami etkisi oluşturabileceği belirtiliyor.
Bu senaryolar kapsamında Muğla, Antalya, Mersin, Adana ve Hatay’ın çeşitli kıyı kesimleri de değerlendiriliyor.
Ancak bu sonuçlar belirli deprem senaryolarına dayanıyor. Belirtilen dalga yüksekliklerinin veya ulaşma sürelerinin gelecekte kesin olarak gerçekleşeceği anlamına gelmiyor.
Karadeniz’de tsunami olabilir mi?
Karadeniz’de tsunami tehlikesi tamamen sıfır değil.
Deniz tabanındaki depremler ve sualtı heyelanları, uygun koşulların oluşması durumunda tsunami dalgaları üretebiliyor.
Bununla birlikte Akdeniz ve bağlantılı denizlerdeki tarihsel tsunami kayıtlarını inceleyen bilimsel araştırmalar, Karadeniz’de büyük ve zarar verici tsunami olaylarının görece daha seyrek olduğunu ortaya koyuyor.
Bu nedenle Karadeniz’in tsunami tehlikesi, Marmara ve Ege’deki bazı kıyı bölgeleriyle aynı seviyede değerlendirilmiyor.
Yine de düşük olasılık, hazırlık yapılmasına gerek olmadığı anlamına gelmiyor.
UNESCO’dan Akdeniz için dikkat çeken uyarı
UNESCO Hükûmetlerarası Oşinografi Komisyonu, Akdeniz’de tsunami tehlikesinin önemini vurguluyor.
Komisyonun bölgesel değerlendirmesinde, önümüzdeki 30 ila 50 yıllık dönemde Akdeniz havzasının herhangi bir yerinde en az bir metre yüksekliğinde tsunami yaşanma olasılığının çok yüksek olduğu belirtiliyor.
Bu değerlendirme, Türkiye’nin herhangi bir kıyısında belirli tarihte bir metre yüksekliğinde tsunami oluşacağı anlamına gelmiyor.
Söz konusu olasılık bütün Akdeniz havzasına ilişkin bölgesel bir tehlike değerlendirmesini ifade ediyor.
Tsunamilerin seyrek yaşanması, kıyı nüfusunun yoğun olduğu bölgelerde oluşturabilecekleri tehlikenin göz ardı edilmesine neden olmamalı.
Türkiye’de dört yerleşim UNESCO’nun tsunami hazırlık programında
Türkiye’de tsunami riskini azaltmak amacıyla yürütülen çalışmalar son yıllarda genişletildi.
UNESCO’nun Hükûmetlerarası Oşinografi Komisyonu tarafından uygulanan Tsunami Ready programı kapsamında Büyükçekmece, Kartal, Tuzla ve Seferihisar uluslararası tanınma elde etti.
İstanbul’un Büyükçekmece ilçesi 2024 yılında Türkiye’de bu tanınmayı alan ilk yerleşim oldu.
Kartal ve Tuzla, Mayıs 2026’da programa katılırken İzmir’in Seferihisar ilçesi de 16 Haziran 2026’da tanınma aldı.
Program kapsamında yerel tsunami tehlike haritalarının hazırlanması, tahliye yollarının belirlenmesi, bilgilendirme levhalarının yerleştirilmesi, erken uyarı mesajlarının halka ulaştırılması ve tatbikatların düzenlenmesi gibi çalışmalar yürütülüyor.
Ancak Tsunami Ready tanınması, ilgili ilçelerde tsunami tehlikesinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Programın amacı, olası bir afet durumunda can kaybını ve zararları azaltmak.
5 Kasım’da uluslararası tsunami tatbikatı başlıyor
2026 Dünya Tsunami Farkındalık Günü, uluslararası bir hazırlık çalışmasıyla da gündeme geliyor.
UNESCO Hükûmetlerarası Oşinografi Komisyonunun duyurusuna göre NEAMWave26 adlı bölgesel tsunami tatbikatı 5-19 Kasım 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Tatbikatta Kuzeydoğu Atlantik, Akdeniz ve bağlantılı denizlerdeki tsunami uyarı ve müdahale süreçlerinin sınanması hedefleniyor.
Çalışma, bilimsel kuruluşlar, ulusal yetkili kurumlar ve sivil koruma birimleri arasındaki iletişimin geliştirilmesini amaçlıyor.
Tatbikatın düzenlenmesi, yakın zamanda kesin olarak tsunami yaşanacağının ilan edildiği anlamına gelmiyor.
Türkiye’de tsunami erken uyarı sistemi var mı?
Türkiye, Akdeniz ve bağlantılı denizler için oluşturulan uluslararası tsunami erken uyarı ve zarar azaltma sistemi içerisinde yer alıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, tsunami izleme ve uyarı çalışmalarında görev üstlenen bilimsel kuruluşlar arasında bulunuyor.
AFAD ise afet yönetimi, resmî uyarıların değerlendirilmesi ve ilgili kurumlarla koordinasyon bakımından görev yapıyor.
Sistemler, denizlerde meydana gelen depremleri ve tsunami oluşturabilecek olayları izlemeyi amaçlıyor.
Ancak kıyıya çok yakın bir noktada meydana gelen tsunami, kısa sürede karaya ulaşabileceği için vatandaşların yalnızca resmî uyarı mesajını beklemesi her durumda güvenli olmayabilir.
Tsunami gelmeden önce hangi belirtiler görülebilir?
Tsunami öncesinde bazı doğal uyarı işaretleri ortaya çıkabilir.
Kıyıda hissedilen güçlü veya uzun süreli bir deprem, deniz seviyesinin olağan dışı biçimde çekilmesi ya da aniden yükselmesi bunların başında geliyor.
Denizden alışılmadık derecede güçlü bir uğultu duyulması da olası belirtiler arasında bulunuyor.
Ancak her tsunamide aynı belirtiler görülmeyebilir. Özellikle denizin mutlaka önce geri çekileceği düşüncesi yanlış.
Kıyıda güçlü sarsıntı hisseden kişilerin, güvenli bir şekilde hareket edebilecekleri ilk fırsatta sahilden uzaklaşarak yüksek kesimlere yönelmeleri gerekiyor.
Tsunami sırasında ne yapılmalı?
AFAD’ın afet güvenliği bilgilendirmeleri ve uluslararası tsunami hazırlık önerileri, kıyıda bulunanların hızlı ve doğru hareket etmesinin önemine dikkat çekiyor.
Deniz kenarında güçlü veya uzun süren bir deprem hissedildiğinde sarsıntı sırasında öncelikle kişinin kendisini düşen ve devrilen nesnelerden koruması gerekiyor.
Sarsıntı sona erdiğinde ise sahilden uzaklaşarak mümkün olduğunca yüksek ve güvenli bir bölgeye geçilmeli.
Deniz suyunun aniden çekildiği görülürse kıyıya yaklaşılmamalı. Bu durum görüntü çekmek veya merak amacıyla izlemek için değil, hızlı tahliye için bir uyarı olarak değerlendirilmeli.
Dere ağızları, limanlar, marinalar ve denizle bağlantılı alçak kesimlerden uzak durulmalı.
Ayrıca ilk dalganın ardından tehlikenin sona erdiği düşünülmemeli. Sonraki dalgalar daha güçlü olabilir ve tehlike saatlerce devam edebilir.
Yetkili kurumlar güvenli olduğunu açıklayana kadar kıyı bölgelerine geri dönülmemeli.
Türkiye’nin tsunamiye karşı hazırlığında ne öne çıkıyor?
Türkiye’de tsunami riskinin azaltılması için yalnızca deprem tehlikesinin belirlenmesi yeterli değil.
Kıyı yerleşimlerinin yüksek çözünürlüklü risk haritalarının hazırlanması, alçak kotlu bölgelerin tespit edilmesi ve tahliye planlarının oluşturulması önem taşıyor.
Okullar, hastaneler, limanlar ve yoğun ziyaretçi alanları için uygulanabilir tahliye senaryolarının geliştirilmesi de afet hazırlığının önemli bir parçasını oluşturuyor.
Yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilen tatbikatlar ve kıyılara yerleştirilen yönlendirme levhaları, vatandaşların olası bir tsunami sırasında nasıl hareket edeceklerini öğrenmelerine katkı sağlıyor.
5 Kasım Dünya Tsunami Farkındalık Günü, Türkiye açısından önemli bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Tsunami yalnızca okyanus kıyılarında yaşanan bir afet değil.
Marmara, Ege ve Akdeniz kıyılarında yürütülen bilimsel araştırmalar, Türkiye’nin de bu doğa olayına karşı hazırlıklı olması gerektiğini gösteriyor. Tehlikenin ne zaman ve nerede ortaya çıkacağı kesin olarak bilinmese de doğru risk haritaları, erken uyarı sistemleri ve tahliye hazırlıkları olası can kayıplarının azaltılmasında belirleyici rol oynuyor.













