Yavaşlamayı unutuyoruz…
Author: Mehmet Aras
Published:
Last Modified:
Yavaşlamayı unutuyoruz… Bugün sabah kahvemi içerken pencereden dışarıyı izledim. Gözüm, sokağın başında telaşla yürüyen birine takıldı. Ardından bir başkası, sonra bir başkası daha… Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor gibiydi. Belki işe, belki okula, belki sadece günlük rutine. Ama yüzlerde ortak bir ifade vardı: Acele.
Hayatın temposu öyle arttı ki artık durmak neredeyse suç gibi algılanıyor. Sessizlik, huzur, hatta can sıkıntısı… Bunların hepsi sanki vakit kaybı gibi geliyor bize. Oysa insan, bazen sadece durarak da ilerler. Bir şey yapmamak, aslında zihni dinlendiren ve yenileyen bir eylemdir.
Telefonlarımız her daim elimizde, bildirimler hiç bitmiyor. Sosyal medya, haberler, mesajlar… Sessizliğe yer yok. Oysa çocukken ne çok sıkılırdık hatırlar mısınız? Sıkıntıdan kendi oyunlarımızı icat ederdik, resim yapardık, hikâyeler uydururduk. O boşluklar, yaratıcılığın besin kaynağıydı.
Belki de biraz yavaşlamayı öğrenmemiz gerekiyor. Her sabah birkaç dakikayı sessizce geçirmeye ne dersiniz? Telefona bakmadan, düşüncelerimize kulak vererek… Belki sadece bir fincan kahveyle pencere önünde oturarak. Küçük gibi görünse de bu anlar, günün geri kalanını şekillendirebilir.
Unutmayın, hızlı yaşamak daha çok yaşamak değildir. Bazen durmak, gerçek anlamda yaşamaktır.