Yabancıya mektup

Author: Melih Dişbudak

Published:

Last Modified:

Size, şaşalı bir mektup girişinde bulunamayacağım, korkarım ki. Beni uzun bir süredir tanımaktasınız ve öyle şeylere karşın nasıl soğuk ve bana yabancı geldiğinizi de biliyorsunuz. Ancak, yine de size bu mektubu yazmak istiyorum, çünkü belki de bir daha hiç denk gelemeyeceğiz.

Müzede karşılaştığımız o ilk an’a dönmek istiyorum müsaadenizle. Işık saçan zarifliğiniz ve kutsallığınızın timsali gibiydiniz o gün. Kadife dokulu elbiseleriniz, büyük ve yüzünüzü gizleyen işlemeli şapkanız, bordo rengi eldiveniniz… Sizin derme çatma bir müzede ne işiniz vardı? Böylesine bir kadın ancak düşlerimizde var olurlardı, ancak siz oradaydınız. Sanatın ve tarihin büyüsüne kapılmış gidiyordunuz. Sizi uzaktan seyretmekle yetindim. Yanınıza gelemeyecek kadar aciz ve bir o kadar da size yakınlaşamam gibi hissediyordum. Siz bir burjuvaydınız benim gözümde, ben ise bir çiftçi. Sizleri anlamak ve insanların sanata neden bu kadar düşkün olduklarını anlayabilmek için oradaydım ben de. Fakat anladım ki, ben sanattan anlayamayan bir insanmışım. Sizin gözleriniz o eserlere baktıkça parıldıyor, bilginiz sayesinde ise tanıklık ettikçe, tarihte olan o sahne canlanıyordu gözünüzde. Haz alıyordunuz bundan, ve bunu fark edebilmek, benim ruhumu mahvetti. Fakat hangi akıl ile yaptım, bilmiyorum. Oradan hemen çıktım ve yolda denk geldiğim bir çocuğun kalemini, ardından bir bakkaldan aldığım bir sayfa ile size bu mektubu yazmaya karar verdim.

Küçük bir çocuktan aldığım bir kalem ve bir bakkalın veresiye defterinden koparılmış bir sayfa ile bu dileğimi gerçekleştirebiliyorum. Kim bilir, neler yapıyorsunuz şu an? Mutlu musunuz? Hüzünlü, belki biraz da kırgın? Bilmiyorum açıkçası, çünkü hiç bir zaman bana izin vermediniz. Ruhunuza tanıklık etmeme müsaade etmediniz. Uzaktınız bana, hep bir deniz feneri kadar… Bu mektubu size nasıl ulaştıracağım, orası da meçhul. Ancak gönül, işte, yapmadan rahat edemiyor. Çabalarım boştur, belki de hiç bir zaman erişemeyeceğim size. Ve siz, bu memleketten uzaklara gitmiş olacaksınız. Tanımadığım o adam ve sizin delilercesine susadığınız o kişi… Mutlu edecek mi? Eder belki de. Ben vasat bir ruhumdur, belki de sizin gözünüzde. Keza hiç tanışmadık bile. Sizin gözünüz hep dışarıdaydı, başkasını aramaktaydı; ben ise sessizce kalabalığın ardından sizi izlemekle yetinebiliyordum. Yaptığım bu deliliğe ne demeli? Daha ismini bilmediğim bir kadına mektup yazmak… Zihnimde dönüp duran, delicesine sorular naralar atıyor ve canım yanıyor.

Şimdi bitirmeliyim ve öylece size bu mektubu verip gideceğim. Bir beklenti içerisinde olmadan, o adama baktığınız gibi bana bakmayacağınızı bilerek…