Unutulmuş hikâyeler

Author: Yalçın Sevim

Published:

Last Modified:

Bazı hikâyeler anlatılmaz. Kâğıda dökülmez, sesli dile getirilmez, hafızanın derinliklerinde bir yerlerde sessizce uyur.

Kimi zaman bir bakışın içinde saklanırlar. Bir sokakta yürürken, bir pencerenin ardında, bir eski mektubun satır aralarında… Oradadırlar ama kimse onları fark etmez. Çünkü herkes kendi hikâyesinin peşinde koşarken, başkalarının sustuğu hikâyeleri duyamaz.

Unutulmuş hikâyeler, kimi zaman gözlerde saklanır. Yıllar önce yaşanmış ama bir türlü söylenememiş kelimeler, bir bakışta kendini ele verir. Bazı insanlar, bir ömür boyu aynı hikâyeyi içlerinde taşır ama kimseye anlatamaz. Çünkü anlatmak, onun gerçek olduğunu kabul etmek demektir. Ama hikâyeler hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. Gece yarısı sokakta yürürken bir rüzgâr esintisiyle aklına düşer, bir eski şarkının içinde yankılanır, bir fotoğraf albümünün arasında kendini hatırlatır. Zaman geçse de hikâyeler yaşar.

Bazen unutulmuş bir hikâye, hiç beklenmedik bir anda karşısına çıkar insanın. Uzak bir şehirde, hiç tanımadığı bir sokakta, bir kahve kokusunun içinde… Hafızanın en dip köşesinde saklanmış anılar, bir anda gün yüzüne çıkar. Çünkü bazı hikâyeler asla anlatılmasa da hissedilir. Belki de hepimiz, bir unutulmuş hikâyenin içinde yaşıyoruz. Bir zamanlar yarım kalmış, bir noktada eksik bırakılmış, tamamlanmayı bekleyen bir hikâyenin kahramanıyız. Ama belki de önemli olan hikâyeyi tamamlamak değil, onun içinde kendimizi bulmaktır.

Bazı insanlar geçmişin hikâyelerini unutmaya çalışır, bazıları ise onların içinde yaşamaya devam eder. Ama gerçek şu ki, hiçbir hikâye tamamen kaybolmaz. İnsan unutmaya çalışsa bile, hikâyeler bazen kendini hatırlatır. Çünkü bazı anılar, zamanın içinde saklanmaz.

Ve belki de en derin hikâyeler, hiç anlatılmayanlardır.