Unutulmaz şiir

Author: Ömer Kırlı

Published:

Last Modified:

Tarih, bazen zaferlerin destanı, bazen de yenilgilerin acı ağıdı olur. Ama bazı hikayeler vardır ki, ne tam bir zaferdir ne de tam bir yenilgi.

Onlar, bir milletin kalbine kazınan, yarım kalmış mısralar gibidir. Misak-ı Millî de işte böyle bir şiirdir. O, sadece kâğıda dökülmüş sınırlar değil, bir milletin vicdanına kazınmış, ebediyen sürecek bir yemindir. Ve her dizesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o büyük kalbinin yankıları gizlidir. Bu toprakların geçmişini incelediğimde, her satırda onun ne kadar büyük bir idealist, ne kadar tutkulu bir lider olduğunu hissediyorum. Onun attığı her adım, söylediği her söz, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunun sancılarını taşıyordu. Kuvâ-yı Millîye ruhunu örgütlerken, sadece bir ordu kurmuyordu; aynı zamanda yitirilmiş onuru, kırılmış umutları ve yanardağı misali patlamayı bekleyen bir vatan sevgisini yeniden ayağa kaldırıyordu.Ama onun en büyük hayali, belki de en derin acısı, Misak-ı Millî’nin o kutsal coğrafyasının tam olarak bütünleşememesiydi. Musul, Kerkük, Batı Trakya, Selanik ve On İki Ada…

Bunlar sadece harita üzerindeki noktalar değil, milletimizin kalbinde sızlayan derin yaralardı. O, Trablusgarp’ta gösterdiği deha ile bir halkı direnişe geçirmeyi başarmışken, aynı hayali Musul ve Kerkük için de kuruyordu. Fakat karşısında bir imparatorluk, dünyayı avucunda tutan İngilizlerin gücü vardı.Ne yazık ki, tarih, onun bu büyük hayaline engel oldu. Yorgun düşen devletin iç isyanlarla mücadelesi, Şeyh Said İsyanı gibi acı gerçekler, Musul’a uzanan o yolu kapattı. Biliyorduk ki, Atatürk bir 15 yıl daha yaşasaydı, hasta yatağında bile Hatay için verdiği o son nefes gibi, bu topraklar için de savaşmaktan vazgeçmeyecekti.

Evet, Misak-ı Millî’nin o mısraları tam olarak tamamlanamadı. Bugün Musul, Kerkük, Batı Trakya, Selanik ve On İki Ada, sınırlarımızın dışında kalsa da, onlar bizim için sadece coğrafi kayıplar değil, aynı zamanda birer emanettir. Bir liderin yarım kalan o şiiri, bugün bile kalplerimizde okunmaya devam ediyor. Bu hasret, biz yaşadıkça, bu topraklar ayakta kaldıkça, bir gün tamamlanacak o şiirin umudunu taşıyacak. Ve o yarım kalan mısralar, sadece birer cümle değil, Cem Karaca’nın o gür ve tutkulu sesiyle dünyaya haykırdığı bir ağıt gibi…

Türkmen obalarından göçen anneler

Ne yuvaları kalmış ne de haneler

Bu dizelerle birlikte, kalplerimizde bir yemin yankılanır: “Yeniden buluşuncaya dek, bu hasret bizim emanetimizdir.”