Tepe taklak dizeler

Author: Esma Öztürk

Published:

Last Modified:

Artık pek öyle süslü kelimelerim yok. Ve yahut devrik cümlelerim. Tepe taklak olan benim şu aralar.

Yaralanan, yarası kanayan, kanadıkça kapanmayan. Öperken sevgili onları, pek bir kapanır sanmıştım. Kanayamaz geri diye düşünmüştüm. Ne bileyim ki ben? Boylu boyunca hançerlendim kalbimden. Ne kapanır, ne acısını unuturum bu meretin. Ağlamak mı? Ah güzel çehrem, ah sevgilim, senin eserine nasıl kıyarım? Fevkalade, pek bir mutluyum. Kolumda izin, gönlümde sevdan, bir berduş gibi yılları yıl ederim. Ne unuturum seni, ne de üstüne yeşimler koklarım. Evvel ahir zaman ben senden geçemem. Sen gönlünü eylerken, yaralanırım can özüm. Sevda atılır mı, kovulur mu kapıdan, bacadan? Böylesine saf bir aşkın, kıymeti nasıl bilinmez? Bu günlerde pek bir değerliyse yakut, benim sevdam altın, benim sevdam zümrüt, benim sevdam safi elmas…

Zor oluyor elbet, itiraf etmezdim lakin zor oluyor. Bu sevdayı ben atamazken başımdan, sen koymuşsun kapı dışarı. Ah canımı boğazımdan sıkım sıkım sıkıyorlar. Kime bağırayım? Tanrı’ya daha ne kadar yakarayım? Koydun pek demek ki, niçin tek taraflıdır bu aşk? Ben henüz yirmilerde bir genç iken, bu sevda niçin asırlardır kalbimde? Ah Adem, ah Havva, sevmek ne vebaldir bana, çıkamıyorum, atamıyorum, aşamıyorum, Ya Rabb, aşamıyorum. Dualarımdan, dizlerim secdenle yerle yeksan. Göz bu görmez, hiç bir dünya meşkalesini lakin aşk… Ah o aşk, ne hastalıktır ki, öldüm sanarsın ölemezsin, sancılar vurur yüreğini her an…

Lakin bil ki, ölürsen asıl sevemezsin. Ölmezsen sevmek midir o? Öldüm desem yalan, ölmedim desem vaziyeti ahşam ortada. Yeşimlerime sarıldım, sükunetteyim. Boşuna ekmedik biz bu yollara çiçekleri. Güneşli günleri gördük, fırtınalardan kaçmak ne haddimize? Sevmeyene çare yok, bilirim, lakin söz geçiremem ki aşka. Yüreğinin kapısında, yine bir gece vakti beklerim. Ama bil Yeşim Gözlüm, bu seni aynı yerde son bekleyişim…