Sürekli affetmenin gizli bedeli: Kırgınlık ve değersizlik algısı

Author: Pınar Bilecen

Published:

Last Modified:

İnsanın en temel duygusal ihtiyaçlarından biri, görülmek ve anlaşılmaktır. Hepimiz, ilişkilerimizde değerli hissetmek, duygularımızın dikkate alınmasını istemek isteriz.

Fakat bazı ilişkilerde denge bozulur; bir taraf sürekli kırılırken diğer taraf sürekli affedilir. İşte tam bu noktada affetmenin iyileştirici değil, yıpratıcı bir sürece dönüştüğünü görürüz. Psikolojik açıdan bakıldığında, sürekli affetmek kişiyi pasif bir kabullenmeye alıştırır. Başta “ilişkiyi korumak” ya da “emek boşa gitmesin” gibi iyi niyetli sebeplerle başlayan bu tavır, zamanla kişinin özsaygısını zedeleyen bir döngüye dönüşür. Çünkü her affediş, kırgınlığı yok etmez; sadece erteler. Ve ertelenen her kırgınlık, bilinçaltında birikerek değersizlik algısını güçlendirir.

“Çok emek verdim” Yanılsaması

Birçok danışanımda gördüğüm ortak noktalardan biri şudur: “Onca emek verdim, şimdi vazgeçmek istemiyorum.” Oysa emek, tek taraflı olduğunda kıymetini yitirir. Emeğin değer kazanması için karşılıklı özen gerekir. Sadece bir tarafın sürekli çabaladığı ilişkilerde, aslında verilen emek karşı tarafa değil, kendi özsaygısına ihanet anlamına gelebilir.Gerçek şu ki, birini sürekli affederek ilişkiyi kurtardığımızı sanırken, aslında kendimizi kaybederiz. Çünkü “ben bunu hak etmedim, kendime saygım var” diyebilmek, sağlıklı sınırların en net ifadesidir. Sınır çizmek, karşı tarafı cezalandırmak için değil, kendimizi korumak için gereklidir.

Kırgınlığın Önemsizleştirilmesi

Bir ilişkiyi en çok yaralayan şeylerden biri, kişinin kırgınlıklarının dikkate alınmamasıdır. Haksızlık payı olan tarafın sorumluluk almak yerine susması, görmezden gelmesi ya da suçluluk hissetmemesi, karşısındaki kişide büyük bir hayal kırıklığı yaratır. Psikolojik açıdan bu durum, “duygusal ihmal” olarak tanımlanabilir. Ve duygusal ihmal, fiziksel ihmal kadar yıkıcıdır.

Kırgınlıklarımızda payı olduğu halde adım atmayan insana dargın kalınmaz. Çünkü dargınlık, hâlâ bir bağ kurduğumuzun göstergesidir. Asıl sağlıklı olan, bu kişiyi hayatımızdan çıkarabilmek, yani üstünü çizebilmektir. Bu bir intikam değil, özsaygının bir gereğidir.

Kendine Saygı, İlişkilere Saygı

Unutmayalım ki; kendine saygısı olmayan bir insan, sağlıklı ilişki kuramaz. Sürekli affetmek, görünüşte bir erdem gibi sunulsa da özünde kişinin kendi benliğine zarar vermesidir. Gerçek affetme, karşı tarafın sorumluluk aldığı, değişim için çabaladığı durumlarda anlamlıdır. Bunun dışında kalan her “affediş”, aslında kendimizi kandırmaktan ibarettir.

Sonuç olarak; insan hayatındaki en değerli ilişki, kendiyle kurduğu ilişkidir. Eğer kendimize verdiğimiz değeri kaybedersek, kimden ne beklersek bekleyelim, sonuç hep hayal kırıklığı olur. Bu yüzden kırgınlıklarımızı önemseyelim, sınırlarımızı net koyalım. Çünkü “çok emek verdim” diyerek değil, “ben bunu hak etmedim” diyerek başlayan bir yolculuk, bizi gerçek huzura ve sağlıklı ilişkilere götürür.