Sırrı’nın sırrı

Author: Varol Kara

Published:

Last Modified:

Bir insan öldüğünde herkesi ardından sürüklüyorsa, günlerce hakkında konuşuluyorsa, videoları tebessümle ve iç acıtarak milyonlarca izleniyorsa, toplumun her kesimini kederde birleştiriyorsa; durup düşünmek lazım…

Zira her ölenin arkasında bunlar ve bu kadarı yaşanmıyor…

Hatta ölen birçok kıymetli insanın ardından ne lanet konuşmalar duyduk ne çirkin paylaşımlar gördük.
Az sayıda olsa da ona da yapıldı, fakat Sırrı Süreyya bir başka uğurlandı.

Dindarı, dinsizi, sağcısı, solcusu, muhafazakarı, demokratı, Kürdü, Türkü, milliyetçisi, sosyalisti vb…
Herkes üzüntüde ortaklaştı. Neden peki?..

Her acısı olanın, ezilenin, ötekileştirilenin, ağacın, kurdun kuşun yanında olması mı?
Sohbet ehli olması ve toplumun ortak muhabbet sofrası gibi oluşu mu?
Kendisinden nefret edenler, onu düşman gösterenler dahil, herkese karşı kalbini kötü duygulardan korumuş olması mı?

Yoksullukların, yoksunlukların, hapisliklerin, işkencelerin içinden çıkıp gelmiş ve mal mülk, para değil, gönül kazanma peşinde derviş kılıklı olması mı?

Sevene de sövene de selam gönderen yürek genişliğinin varlığından mı?

Kıvrak zekâsı, entelektüel birikimi, sanatçı kimliği ve renkli, çelebi kişiliği mi?

Hayatı tebessümle izah ederken güldüren, düşündüren nüktedan konuşmaları mı?
Toplumsal meselelere çareler ve çözümler için kafa yoran, çaba harcayan olduğu için mi?

Nemrut suratlı, dili kötü, ayrımcı, insanın sinir uçlarıyla oynayan siyasetçilerden olmadığı için mi?
“Barışın kaybedeni olmaz” diyerek, yüreği elinde, herkesle görüşen bir zeytin dalı olduğu için mi?
Bu ülkenin ağır yüküyle, dertleriyle dertlenen ve bundan kaçınanlara inat her şeyiyle bu yükün altına giren olduğu için mi?

Kendi kültürünün tınılarını, nüanslarını, anlatılarını hüzün ve hasret karışımıyla, herkese hoş gelen şivesiyle dile getirmesi mi?

Sohbetlerine eklediği ve hafızasında yüklü nice şiiri, deyişi, kıssayı, gazeli, deyimi, tespiti, bilgiyi, anekdotu, fıkrayı ağız dolusu ve lezzetli bir şekilde anlatışı mı?

Acılardan süzülmüş, yaşayarak, okuyarak damla damla birikmiş, şekillenmiş bir halk bilgesi olması mı?

Tüm bunların hepsinde sahte değil, samimi olduğunun anlaşılması mı?
Sanıyorum bunların hepsi…
Yoksa bir insan bu kadar çok gönle, başka nasıl girer ki…