Sessiz yıkım güvensizlik

Author: Özge Güneş

Published:

Last Modified:

Güven deyince insanların aklına hemen sadakat geliyor. Oysa güven, sadakatin çok ötesinde bir yerlerde başlıyor.

Sözünde durmaktan fazlası…

Arkanda durmaktan, sesini yükseltmeden yanında kalmaktan, “ben buradayım” demekten ibaret değil sadece.

Güven, birinin yanında kendin olmaktan korkmamak demek. Gülüşünü sansürlememek, gözyaşını saklamamak.

Birinin gözlerine bakıp “biliyor beni” diyebilmek.

Seni dinleyenin seni yargılamadığını bilmek…

Hayatın her alanında güven gerekiyor.

Bir annenin, çocuğunu gözünü kırpmadan okula bırakabilmesinde var.

Bir kadın, karanlık sokakta arkadaki adımlardan korkmuyorsa, orada güven var.

Bir dost, en mahrem cümlesini seni mahcup etmeyeceğine inanarak anlatıyorsa, işte orada başlıyor gerçek bağ.

İnsanın en derin ihtiyacı sevilmek değil, güvende hissetmektir.

Çünkü kalp sevilmeye alışır, ama bir kere titredi mi, bir daha tam huzura dönemez.

Güven, sadece dışarıya değil, insanın kendi içine de açtığı kapıdır.

Kime güveniyorsan, içini ona teslim etmişsindir.

Bir ilişkide en çok ne kırar biliyor musun?

Güvenerek anlattığın bir cümleye, savunarak karşılık alman.

İşte orada bir şey kopar.

İnsan o andan sonra anlatmaz, biriktirir.

Anlatamadığı her şey, zamanla ilişkiyi içeriden sessizce çürütür.

Ben bazen birine kırıldığımda hemen susuyorum. Çünkü açıklama yapmakla, anlaşılmak arasında fark var.

Birine kırıldığını anlatmak istiyorsan önce şuna güvenmen gerekiyor:

Dinler. Anlar. Aldığı gibi bırakmaz.

Güven, ruha ait bir topraktır.

Bir insanın içini oraya gömebilmesi için oranın sağlam olması gerekir.

Yoksa en güzel gülüşler bile orada yeşermez.

Güven, görünmeyen ama varlığıyla hayatı taşıyan bir kolon gibidir.

Yerle bir oluşun nedeni çoğu zaman gözle görülmeyen yıkımlardır.

Ve kim bilir…

Belki de şu hayatta en büyük zenginlik, birinin gözlerinin içine bakıp:

“Bana zarar vermez,” diyebilmektir.