Seda Başayvaz ile röportaj

Author: Çağdaş Özgül

Published:

Last Modified:

Bugün Haberton.com ‘da röportaj konuğumuz Seda Başayvaz.

Oyunculuğa olan merakınız nasıl başladı? İlk tecrübeniz nasıl oldu?

Çocukken evcilik oynamayı çok severdim, rolümü de sahnedeymiş gibi ciddiye alırdım :) Zaten evcilik dediğimiz şey, çocukların kendi sahnesini kurduğu bir tiyatro değil midir?

Okulda da piyeslerde yer alır, resmi bayramlarda ya da yıl sonu gösterilerinde müzikli oyunlar hazırlardım. Sahneye çıktığımda heyecandan dizlerim titrer, kalbim duracak gibi olurdu… ama gösteri bittikten sonra gelen o alkış… işte o alkış bana çocuk yaşta bile, bir şey anlatmanın ve üretmenin ne kadar büyüleyici bir his olduğunu öğretti.

Aile içinde de kuzenlere roller dağıtır, küçük oyunlar sahnelerdik. Görünür olmak değil, bir hikâyeye hayat
vermek beni besliyordu.

İlk ekran deneyimim ise 2015 yılında “Beni Affet” dizisinde figüranlıkla oldu. Arka masada oturan bir kadını canlandırıyordum. Kalabalık bir setin parçası olmak, ışıkların altında herkesin bir anlığına da olsa bana odaklandığını hissetmek… içimde unutulmaz bir heyecan yarattı. Küçük bir sahneydi belki ama büyük bir başlangıçtı benim için. O gün, bu yolun beni nereye götüreceğini çok merak ettim. Ve yürümeye karar verdim.

Eğitim olarak nasıl bir dönemden geçtiniz?

Akademik olarak iktisat eğitimi aldım ve uzun süre kurumsal hayatta çalıştım. Ama içimde hep bir şeylerin eksik kaldığını hissediyordum; sanki ruhum başka bir yerde nefes almak istiyordu. Kalbimin sesini dinledim ve arka planda da olsa oyunculuğa başladım. 2015’te ilk kez bir dizide figüran olarak kamera karşısına geçtim. Kamera önü oyunculuk eğitimi almadım ama iyi bir gözlemci ve tutkulu bir öğrenciyim.

Olumlu-olumsuz her eleştiriyi dinledim, özümsedim, kendime göre dönüştürdüm. Pandemi sürecinde tiyatro hayatıma girdi. Eğitimler, provalar, sahne derken zamanla başrol oynayacak noktaya geldim.
Kendi emeğimle, adım adım…

Oyunculuk dışında bir medya emekçisisiniz, Kanal 3 ‘ün yayın perspektifi ve sizin oradaki görevlerinizi dinlemek isterim.

Kanal 3 benim için sadece bir televizyon kanalı değil, gerçek anlamda bir dönüşüm alanı oldu. Yayıncılık serüvenim tam da burada başladı. Hem ekran önü hem de ekran arkasında üretmenin ne demek olduğunu burada öğrendim. Bir okul gibi; kendimi birçok alanda geliştirmeme olanak tanıyor.

Sunuculuk ve program yapımcılığı yapıyorum. “Çiftçim Bilir” adlı bilgi yarışması benim için çok özel; her şeyiyle bana ait olan, ilk kez kendi imzamı attığım proje. Bunun dışında “Sokağın Sesi” (sokak röportajları), “19 Mayıs Özel”, “Bayram Rotası” ve “Özel Gündem” başlığı altında yürüttüğüm birçok yayınla halkın nabzını tutan işler yapıyorum.

Ayrıca Kanal 3’te proje aşamasında olan birçok yeni içeriğim var. Fikirden uygulamaya giden yaratım süreci beni çok besliyor, heyecanlandırıyor ve sürekli diri tutuyor. Her programda, her yeni fikirde başka bir ben doğuyor sanki.

Kanal 3, insana dokunan, sahici içeriklere yer veren bir yayın anlayışına sahip. Bu da benim anlatmak istediğim hikâyelerle çok örtüşüyor.

Sinema ve TV ‘da en son yaptığınız işler nelerdi?

En güncel işim, Yunus Şevik’in yönetmenliğinde ve Esma Şevik’in senaristliğinde çekilen “Kulyas 2: Zikr-i Ayin”. Bu filmde başrol oynadım ve 8 Ağustos’ta vizyona girecek. O sette hem sahne önü hem de sahne arkası açısından çok şey öğrendim; ekip çalışmasının gücünü ve kameranın ruhunu daha derinden hissettim.

Bundan önce birçok kısa film, reklam ve Ankara dizilerinde rol aldım. Ancak Ali Eser’in yönettiği “Kadınhanı belgeseli’nde (kısa film) yer almak benim için bir dönüm noktasıydı. O film Kadınhanı Festivali’nde gösterildi, sahnede plaketle onurlandırıldım.
O an sahnede büyülendim ve içimden bir ses “Seda, senin yerin burası!” dedi. İşte o andan sonra her şey değişti. Güzel projeler birbiri ardına geldi.

Oyunculuk bazında önünüzde hangi projeler var?

Şu sıralar beni en çok heyecanlandıran şey, aylardır üzerinde çalıştığımız bir dizi projesi. Sadece oyunculukla değil, yaratım sürecinin her aşamasıyla içinde olduğum bir iş bu. Bu yüzden çok özel.

Görüşme aşamasında olduğum sinema filmi, dizi, kısa film ve belgesel projeleri de var. Hepsi farklı bir tat, farklı bir deneyim olacak.

Ayrıca uzun zamandır içimde büyüttüğüm bir hayalim var: tek kişilik bir tiyatro oyunu. Sert geçişleri olan, içsel bir yolculuk… izleyenin her defasında başka bir duygu yakalayacağı bir sahne kurgulamak
istiyorum. Şu an birkaç senaryo üzerinde çalışıyoruz, belki biri revize edilecek, belki yepyeni bir metin
yazılacak. Ama biliyorum ki o oyun, benim iç dünyamın aynası olacak.

Oyuncu olarak en büyük hayaliniz ve hedefiniz nedir?

Oyunculuk benim için sadece sahnede olmak değil; insan ruhuna dokunabilmek, bir karakterin içine kendimden nefes katmak demek. En büyük hayalim, beni zorlayan ve dönüştüren ters köşe karakterlerde izleyiciyi şaşırtmak, düşündürmek. Her projede biraz daha büyümek, kendimi tekrar etmeden yenilenmek istiyorum.

Müzikal sahnesinde olmak da çocukluk hayalim; şarkı söyleyerek, dans ederek, hikâye anlatmak… ruhumun en çok özgürleştiği yer olurdu.

Ve evet bir gün Cannes, Berlin ya da Altın Portakal gibi büyük festivallerde yer alan bir filmde oynamak; salonda kendi sahnemi izlerken, izleyenlerin gözünde o karakterin izini görmek en büyük hayalim. Ve o hayali tamamlayan başka bir dileğim daha var: bir gün sahneye ödül almak için çıkmak. O heyecanı yaşamak, emeğimin iz bıraktığını bilmek… bu da içimde saklı en kıymetli hedeflerden biri.